Çiller...Tam tahmin ettiğim gibi!

Haberin Devamı

Batı’da “loser” denen “kaybedici”ler yenilmeye doymazlar, doymadıkları gibi başarısızlıkla ortadan çekildiklerini unutturmayı umarak yeniden piyasaya çıkmak için de her şeyi göze alırlar. Onlar için, verecekleri yeni zararlar (ülke çapında olsa bile) önemsizdir, önemli tek şey vardır; kendileri ve planları..

Dünkü yazımda Tansu Çiller’in yeniden ortaya çıkmaya hazırlandığını yazmıştım, bunu yazarken; Türkiye’de partilerinin başına geçecek adam kalmamış olmalı ki DP’nin yine onu genel başkan yapmak için eski liderleri, kadroları da katarak çalıştığını biliyordum ama doğrusu Yeniçağ yazarı Sabahattin Önkibar’ın “çok iyi bir kaynağa teyit ettirdim” diyerek yazdığı ziyaretlerden, dehşet(!) planlardan haberim yoktu. (Önkibar’a; yılların deneyimi ve emeğiyle hazırlanan ve özgün, tüm haber programlarından farklı oluşuyla takdir edilen Her Açıdan’ın başarı nedenini kendine göre, yanlış ve haksızca değerlendirdiği için kırgınım ama bu habere şapka çıkarılır.)

ŞEYTANA KÜLAHI TERS GİYDİRMEK

Meğer gizli kapılar ardında neler oluyormuş. Yine Meclis’te kameralara karşı beyaz kıyafetleriyle, yarışmaya çıkmış İngiliz atı gibi koşar adım gösteri yürüyüşü yapmak için Tansu Hanım neler neler karıştırıyormuş.. Örneğin; Başbakan Erdoğan’ı ziyaret ederek ondan destek istemiş. Şöyle ki; verilecek destekle Meclis’e MHP yerine Çiller’li DP girecek. Zira AKP’nin iktidar olması için kendisi dışında sadece iki partinin barajı aşabilmesi gerekiyor (Anayasa değişikliğine seçim kanunu bunun için konmadı.)

MAĞDURMUŞ, GÜLDÜRMEYİN!

DP girdiğinde, eğer Kılıçdaroğlu ile CHP büyük bir atak yapsa bile AKP “DP ile koalisyon yaparak” yine de iktidar olabilecek. Böylece hem Tansu Hanım yeniden iktidara kavuşacak, hem de “28 Şubat’ın mağdurları olarak rövanş almış” olacaklarmış. Çiller bunu “Siz cumhurbaşkanı olun, ben de AKP-DP koalisyonu ile başbakan olayım” şeklinde teklif etmiş. Kafanın hala aynı noktada durduğu, bunca zaman içinde bir adım ilerlemediği görünüyor da; “28 Şubat’ta MGK’da müdahaleyi hiç itirazsız kabul etmenizin, altına imza atmanızın nedeni de ‘Erbakan yerine sizin başbakan olma ümidiniz’ değil miydi, sonra planınız yürümeyiverdi” diye sorarlar adama. Pardon ‘kadına’.

‘İyi iş yapıyor, aldatmaya yarıyor’ diye herkesin mağdur rolüne soyunması da sıktı artık.

SEÇİME ONURLU GİTMEK

Babam Mehmet Ünaldı Demokrat Parti milletvekilliği yapmış, çok genç yaşında 60 darbesini yaşayarak 6 ay Yassıada’ya gitmiş, daha sonra Adalet Partisi’nin kurulmasında yer almış ve 12 Eylül darbesiyle siyasi hayatı bitirilene kadar uzun yıllar bu partinin Adana milletvekili ve senatörü olarak çalışmıştı.

Bunları neden anlatıyorum, çünkü köklerim gerçek Demokrat Parti’ye dayanmasına rağmen Demokrat Parti’yi bu duruma düşürdükleri, koltuk uğruna küçük ve zavallı planlarına alet ettikleri takdirde bu partinin benim gözümde herkesten önce sıfırlanacağını anlatmak istedim. İçine doğduğum ve olayları içinde yaşadığım için Türk siyasetinde her şeyin olabileceğini biliyorum ama bu kadarı o bilgiye rağmen çok fazla artık.

DP, bu planlara kalkacağına onuruyla seçime gitmeyi göze almalıdır!

***


Elastiki ortağa soralım!

ABD Başkanı Obama, Hürriyet’e bir demeç vererek “Bizim ortaklığımız elastikidir, Wikileaks’in sorumsuz davranışları ortaklığımızı sarsamaz” demiş. İyi de bu “Wikileaks” bir kelimeden ibaret değil, orada kendi büyükelçilerinin raporlarında, istihbarat bilgilerinde yazılanlar açıklanıyor ve Türk hükümeti ile ilgili; “rejimi değiştirmekle ilgili gizli hedef”ten “yolsuzluklar”a, aynı partinin bakanlarının bir diğeri için “çok tehlikelidir” demesine kadar ciddi iddialar var.

Bunlar yalnız Türkiye’yle ilgili olsa “bir kasıtları var” bile denebilirdi, kendileri raporları kabul edip “sorulara hazırız” demeseler “dedikodu, iftira” denmesi kabul edilebilirdi ama birçok ülkeyle ilgili bilgilerden söz ediliyor ve ABD “büyükelçilerimiz gerekeni yaptılar” diyerek kabul ediyor.

O zaman hükümetin; “Hazır bu açıklamayı yapmışken bize şu iddiaların dayanaklarını, belgelerini de açıklayıverin, milletin içi rahat etsin. Örneğin, hem gizli hedefimiz olduğuna inanıp hem de neden bu hükümete destek verdiniz, ‘gizli hedef var ama Türkiye’ye şeriatı getirmek zor’ gibi ifadeler açıklanmak zorunda” demesinin tam zamanıdır. Dünyaya ilan edildikten, millet iyice huzursuz olduktan sonra “aman ilişkimiz zedelenmesin” diye ortaya çıkmak olmaz, oyuncak mı koskoca ülke?

“İddianın sahibi ispatla yükümlü” olduğuna göre haydi hükümet olarak, devlet olarak soralım da açıklasın “ortak” Obama! (Bu kadar önemli olaylar karşısında sessiz kalmayı anlamak çok güç.)

***


“İsim karın doyurmaz” ise..

Başbakan Erdoğan Bitlis’te konuşma yaparken CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşmasında “ÖTV ve Aile Sigortası” için söylediği “Benim adım Kemal, parayı bulacağım dersem bulurum” sözlerini hatırlatarak “Senin ismin karın doyurmaz” demiş.

Buna göre diğer siyasetçilerin de isminin karın doyurmaması gerekir değil mi? Oysa bildiğimiz gibi Deniz Feneri davasında Alman Mahkemesi’nin delilleriyle “kesin suçlu, asıl fail” olduğunu söylediği Zahid Akman Türkiye’de dava bir türlü sonuçlandırılmadığı ve ayrıca Başbakan kendi ismiyle, mevkisiyle ona kefil olduğu için hala RTÜK ’te, yani karnı oradan da doyuyor.

Cumhurbaşkanı Gül ise Kayseri Belediye Başkanı için (sanıyorum tarihte bir cumhurbaşkanından ilk kez görülüyor) yine kendi ismiyle kefil oldu, artık onun da soruşturulması imkansız, böylece karın doyma işlemi yine tamam. Eh, bu hesapça Başbakan’ın “ismin karın doyurmaz” sözü doğru sayılamıyor.

Başbakan ve cumhurbaşkanı isterse isim karın doyurabilirmiş!

DİĞER YENİ YAZILAR