Baharla birlikte yeniden faaliyete geçen terör örgütünün mayınlarıyla verdiğimiz şehitler ve babasız kalan bebekleri... Toplu şekilde tutuklanıp serbest bırakılan generaller, amiraller...
Yüksek mahkemeleri siyasetçilerin emrine sokacak Anayasa değişikliklerinin hiçbir uzlaşma gözetmeden Meclis’ten geçirilip referanduma götürülme yolunda olması... Referandum ve seçimde “oy toplama” ile ilgili şüpheler... Cumhurbaşkanı Gül’ün Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı “şaibeli” atama... “Parti kapatma”da sadece şiddetin ölçü olarak alınması talepleri...
Tekel işçilerinin “sendikalarını ziyaretine” gitmesine izin vermeyen polisin yine biber gazıyla şiddet uygulaması ve çıkan sokak çatışmaları... Birbirini izleyen üniversiteli genç intiharları...
Bu kadar çok konuda adeta yağmur gibi yağan sorunlar ve hepsiyle ilgili sayısız soru işareti bugünlerde Türkiye’yi ve toplumun beynini kemirmekte... Acaba nasıl oluyor da terörden Anayasa’ya, darbe iddialarından işçi ve işsizlik sorunlarına kadar her konu çözümsüzlükle tıkanıp kalıyor? Acaba bazı konulardaki belirsizlik/çözümsüzlük ve bu nedenle “zamana yayılma” siyasi bir kazanç yöntemi olarak mı kullanılıyor? Kısacası “yargıda olan” veya “yargının yeniden yapılandırılması ile ilgili” konular acaba gerçekten de hukuki değil de siyasi mi? Bu soruların hepsi çok önemli.
TERÖRİST HAKARETİ
Meselâ Balyoz sorgulaması diye topluca tutuklanan komutanlar, generaller, amiraller konusunda; her şeyden önce “neden tutuklu yargılanıyorlar” sorusu var. Artık bu Ergenekon soruşturması öyle bir hale getirildi ki içinden nasıl ve hangi sürede çıkılabileceğinin cevabı asla tahmin edilemeyeceği, yıllara yayılabileceği gibi başta hukukçular olmak üzere herkesin kafasındaki en doğal sorular bile sorulamıyor.
Diğer ülkelerden de “adil yargılanma hakkı, hüküm giymiş suçlular kadar uzun süre tutukluluğun hukuka aykırı olduğu” konularında tepkiler gelmesine rağmen hâlâ 10’ar 10’ar, hatta 40’ar 40’ar tutuklanan askerler, emekli olmuş, yaşını başını almış, çoğu sağlık sorunları içinde olan amiraller, generaller aylarca mahkûm muamelesi görüyor. Terörist lideri Öcalan’ı Kenya’dan getiren komutana PKK’lı teröristlerin hakaretine, kafasına kola şişesi atmasına fırsat veriliyor.
Darbe iddiaları 2002-2003 yılından başladığı (ve hâlâ araçlarda yapılan bomba/silah aramaları, suikast iddiaları ile bugüne uzandığı) öne sürülürken iddiaların başladığı dönemin kuvvet komutanları “kaçma ve delil karartma ihtimali olmadığı için” tutuksuz yargılanıyor. Ama öte yanda 39 TSK mensubu aynı anda tutuklanarak ve 3. ordu komutanı bile terör örgütü üyesi gösterilerek TSK “kurum halinde” darbe planı zanlısı durumuna sokuluyor. Eğer, hukuk dışı denmesine rağmen tutuklama yapılacaksa, neden bazı komutanların “kaçma ihtimali yok” da bazılarının var? Bu çifte standarda kim karar veriyor?
CAMİ BOMBALAMA İDDİASI
Nasıl oluyor da, “cami bombalama” gibi canice, akıl dışı, görülmemiş bir iddia tüm TSK mensupları tarafından kesinlikle reddedilir, “asla düşünülemez, kabul edilemez” denirken bir ihbar mektubu ile ve yanlış bir bilirkişi raporuyla insanlara “gerçekmiş” duygusu verilip gündemde tutulabiliyor? Balyoz seminerine katılan bazı komutanların ismi neden hiç anılmıyor da sadece bazıları iddianameye giriyor?
Şimdilerde 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk’e yöneltilen suçlamaların nedeninin; daha önce DSP Genel Başkanı Masum Türker’in dile getirdiği gibi “gelecekte Genelkurmay başkanı olma ihtimali”yle ilgili olduğu ve “özellikle bir ismin önünü kapatmasının sorun olarak görüldüğü” söyleniyor, bu konudaki gerçeği kim ortaya çıkaracak? Bazı isimlere dokunulmazlık sağlanırken, bazılarının üstüne gidilmesi, bir takım gazete köşelerinden hükümete “sakın geri adım atmayın, teslim olmayın, orduyu iyice kontrolünüze alana kadar yürüyün” diye akıl verilmesi ve TSK’nın da (eğer içinde “demokrasi dışı eylem planlayanlar” olmuşsa kesin kanıtlarla onları ayıklamak yerine) kurum olarak suçlanır hale getirilmesi, suçlamalara ve yanlış “bilirkişi beyanlarına” açıklık getirildiğinde de “sus konuşma” denerek köşeye sıkıştırılması artık toplumun dikkatinden kaçmayacak boyuta geldi.
GERÇEKMİŞ GİBİ...
Demokrasiye inanan herkes darbe planlarına, buna ortam hazırlama girişimlerine karşı çıkar ama aynı “herkes” elmalarla armutları karıştırıp önce orduyu, arkasından işbirliği yapıyorlar havası vererek ve bunu yabancı medyaya da pompalayarak yüksek yargıyı orduyla birlikte yıpratma gayretlerine de karşı çıkmalıdır.
Bugünlerde özellikle “cami bombalama iddiası”nın dindar vatandaşlara ve kutsal mekâna yönelik olduğu ve doğal olarak büyük tepki yaratacağı için “insanlara gerçekmiş gibi anlatıldığını ve büyük kesimlerin inandırıldığını, bu nedenle de TSK’ya tepkili hale getirildiklerini” duyuyoruz. Halkın bu konuda çok dikkatli olması, kışkırtmaya inanmaması gerekiyor.
CEVAPLAR HER AÇIDAN’DA...
Anayasa değişikliği konusunda yapılan son derece yanıltıcı açıklamaların da irdeleneceği, işçiler ve işsizlik konusunun da tartışılacağı Her Açıdan’ın bu haftaki konukları; Eski TBMM Başkanı ve DP Genel Bşk. Hüsamettin Cindoruk, TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konf.) Başkanı Tuğrul Kutadgobilik, Sabancı Üniv. Siyaset Bilimi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ve Avukat Ergin Cinmen olacaklar.
Anayasa Hukukçusu Ekrem Ali Akartürk’ün de telefonla katılacağı Her Açıdan 4 Nisan Pazar öğlen 12.30’da STAR’da. Hepinizi bekliyorum.
Çıkmaz sokak!
Haberin Devamı

