Hayır, hayır kendi ülkemi ahıra benzetemem, onun için "Dingo'nun çiftliği" diyeceğim yine. Edirne girişine şöyle koca bir tabela canlandırıyorum gözümde: "Dingo'nun çiftliğine hoşgeldiniz."
Nasıl, yakışmaz mı söyleyin Alahaşkına?
isteyenin aklına esen uygulamayı en ufak bir tereddüt göstermeden yaptığı, en önemli bakanlıkları konuyu hayatında ilk kez gören adamlarca yönetilen (yönetim denirse buna tabiî), yönetiminin adı demokrasi-kendi demokrasiden başka herşeye benzeyen garip bir ülke.
Öyle garip ki adı demokrasi ama Meclis'inde çoğunluğa sahip iktidar partisinin oy oranı üçte bir olmasına rağmen koltukların üçte ikisine sahip. Bu garabetle oraya gelmelerine ve geldiklerine henüz 4 ay olmasına rağmen de en az üçe bölünmüş, iktidar kavgası yapar durumdalar. "Yapmıyoruz" demeleri sizi yanıltmasın. Başbakan olmadığı halde başbakan gibi davranan biriyle, başbakan olduğu halde başbakan gibi davranamayan biri ve Meclis Başkanı olduğu halde sadece başbakan gibi değil aynı zamanda cumhurbaşkanı gibi de davranan bir başkası kıyasıya savaşta. Öyle bir savaş ki bu üstelik ülkeye Irak Savaşı'ndan da, Kıbrıs sorunundan da, AB konusundaki kayıptan da daha çok, daha daha çok zarar vermekte.
Halihazırdaki lider enflasyonu yetmiyormuş gibi ortaya siyasi yasağı kalkan yeni bir hevesli daha çıktı. Dokuz canlı bunlar anam, kaybolmuyorlar. Silkeleniyorsun, silkeliyorsun omuzundan insinler memleketin diye, olmuyor. Yapışan kene gibi yapışıyor, gidip gidip geri geliyor. Ne kadermiş be!
Üstelik giden de parmaklarıyla bakkal hesabı yaparak ekonomiyi kurtaracağına inanıyordu. Çökerttiler ülkeyi, utanmadılar. Kendileri torba torba alımlarıyla çocuklarını yurtdışında okutuyor, kral düğünleriyle evlendiriyor, dünyanın en pahalı otellerinde balayına gönderiyorlar. Bu utanmazlığın getirişi muhteşem yani vazgeçilir gibi değil.
Öte yanda 70 milyon bir teknede kuyunun dibine gönderilmiş ne gam? Onlar
hacıyatmaz gibi yatıp yatıp dinliyorlar önemli olan bu.
Vermeyince Mabut nişlesin Mahmut?
Gırtlağına kadar borca batmış çırpınan, IMF'nin önünde diz çöken, güçlü ülkelerden borç dilenen duruma düşürülmüş bir ülke. Bunu bile bile, değil kendi içinde muhalefet partisiyle dahi anlaşarak çözümü bir bütün halinde araması gerekirken çok başlılığıyla, uyumsuzluğuyla, acemiliğiyle dökülen bir iktidar partisi.
Hazine'nin tamtakır olduğunu bile bile yepyeni, lüzumsuz masrafları kendi reklamı için yapan belediyeler... Örnek mi istiyorsunuz; İstanbul Büyükşehir Belediyesi.
"İstanbul'un fethinin 550. yıldönümüne 550 yeni eser" projesi ilk aklıma gelen. 550 yeni projenin en az 400'ünün tamamen gereksiz olduğuna şüphe yok. Onlarca "ses ve müzik sistemli gösteri havuzu", sosyal tesis, çarşı, cami, İSKİ'ye yeni binalar, yolun Fenerbahçe kısmının "açılamaz, genişletilemez" olduğu bilindiği halde Moda-Kalamış Köprüsü daha neler neler...
"Özkaynak" la yapıyorlarmış. Nereden geliyor 5.5 milyar dolar'lık Özkaynak? Bunca özkaynağınız varsa israf yapacağınıza Hazine'ye aktarın. IMF'ye veya ABD'ye yalvarmaktan kurtarırsınız belki şaşkına dönmüş Hükümeti!
işte ayağını yorganına göre uzatamayan, işini bilmez, gösteriş meraklısı yöneticiler tarafından yönetilen ülkeler bu duruma düşüyor.
Sonra da ödesin zavallı halk açıklan. Birileri kuşaklar boyu tokatlasın Hazine'yi ve devam etsin bunu yapmaya, işçisi, memuru, emeklisi ekmeğinden kesip ödesin.
Budalalığın da bir sınırı vardır. Maliye Bakanı'nın "ek vergi yok" demesine rağmen "Tezkere" kararından sonra dayatılan çifte vergilere karşı toplum sesini yükseltmek zorunda.
Hayatı boyunca çalışarak aldığı evine, arabasına, yediğine, içtiğine kendi hatasının cezasını yükleyen hükümete gereken tepki mutlaka gösterilmeli. Özel TV'ler açık oturumlarla halkın sesini yeterince duyurmalı.
Cahil siyasetinin bedelini ne zamana kadar fütursuzca bize ödetmelerine tepkisiz kalacağız?
Bu nasıl gündem izlemek?
Birçok gazeteci ve köşe yazarı kendi yazısından başkasını okumaz. Bazısı kendi gazetesinden başkasını okumaz. Bir kısmı ise sadece kendi tercihi yazarlan ve yazıları okur. Olur a, anlaşılabilir bir şey bu.
Ama bir gazetenin, daha önce çeşitli yazarlar tarafından yazılmış bir haberi manşetten "Korkunç gerçeği gündeme getiriyoruz", "Haberimiz Türkiye gündemine bomba gibi düştü" benzeri cümlelerle vermesi pek anlaşılamaz.
Bu manşetleri, yazılan hazırlayanlar ya diğer gazeteleri okumuyorlar veya yok farzediyorlar.
Star Gazetesi 1 Mart Cumartesi günü "Çiçek aşısı" konusunu manşetten aynen böyle duyurdu. Ve daha önce aynen yazılmış konuları ilk kez kendisi açıklıyormuş gibi verdi.
Eğer ben de "benden öncekiler" konusunda yanılmıyorsam, Çiçek aşısı haberini tam 4 ay önce 26 Aralık 2002 tarihli Vatan'da ilk kez ben yazdım. Uzun uzun ABD'nin sağlık seferberliği başlattığını ve 160 milyon kişiye yetecek miktarda aşıyı da stokladığını belirterek.
Daha sonra başka köşelerde de yer aldı.
Naçizane bir hatırlatayım dedim.
Çiftliğe hoş geldiniz!
Hayır, hayır kendi ülkemi ahıra benzetemem, onun için "Dingo'nun çiftliği" diyeceğim yine. Edirne girişine şöyle koca bir tabela canlandırıyorum
Haberin Devamı

