Konuştuğum hemen herkeste müthiş bir ümitsizlik duygusu hâkim. "Her kafadan başka ses çıkıyor, istikrar yok, Türkiye nereye gidecek?" sorusu şu anda geçmiş hükümetler döneminde olduğundan bile çok daha fazla soruluyor.
'O dönemlerden bile daha çok' vurgusunun nedeni, son dönemlerde Türkiye'nin koalisyon hükümetleriyle yönetilmiş olması. O zaman hiç değilse iki teselli vardı; birincisi "Bunlar yapamazsa başka bir koalisyon kurulabilir", İkincisi ise "Eh, ne yapalım, farklı partilerin koalisyonunda uyumsuz görüşlerin ortaya çıkması olağandır, nasılsa kamuoyu tepkisine bakarak sonunda doğruyu bulurlar."
Oysa şu anda bir çoğunluk hükümeti tarafından yönetilmekteyiz. Türkiye'nin kısa vadede onlardan başka şansı yok. Bu nedenle ümitsizlikler "çıkmaz sokaklara bakıyor.
Bir ümit yine onların kendi içinden çıkmalı. Neyse ki o ümit tamamen ortadan kalkmış değil. Örneğin Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in, Dokunulmazlıktan Araştırma Komisyonu Başkanı'nın "Yargının bağımsızlığı sağlanmadan dokunulmazlıklar kaldırılamaz" sözünden sonra kamuoyunda ve devletin kendi içinde ortaya çıkan tepkiye katılması büyük bir ümittir. Aynen AKP Hükümeti'nin iki bakanının (İçişleri Bakanı Aksu ve Devlet Bakanı Akşit) TCK'da yapılmak istenen hatalı değişikliklere toplumla birlikte karşı çıkması gibi... Demek ki Hükümet'in içinde akıllı ve geleceği gören, sağduyulu karar verip, bunu cesaretle açıklamaktan çekinmeyen üyeler de var.
70 milyon nasıl güvenecek?
Öte yanda Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin kendi içinde çelişkili konuşmalar yapıyor. Bir yandan "Yargıya güven yüzde 100 olmalıdır. Kamuoyunda güven sorunu ile ilgili bir konu varken bunu göz ardı edemeyiz" diyor.
"Milletvekillerine sormaya gerek yok, halka sorulmuş, anketlerde yargıya güven en sonlarda" diyor. Arkadan "yargıya güvenmiyorum" demedim açıklaması geliyor.
Peki ne dedin? Bir düşünce daha açık olarak nasıl ifade edilebilir? Madem ki güvenmiyor değilsin, kafaları neden karıştırıp ortalığı bulandırıyorsun? Siyasetçi düşünmeden konuşur ve her söylediğini kendisi yalanlar mı?
Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı Fehmi Hüsrev Kutlu'nun "milletvekili dokunulmazlıklarının ömür boyu olması" isteğine bulduğu ek kılıflar da insanların aklına mukayyet olmasını gerektirecek cinsten.
"Yargıda 70 milyona bir şey olmaz ama kendilerine olur" muş.
"Dokunulmazlıkların olmadığı ülkelerde Genelkurmay Başkanı, Bakanlardan önce gelmiyor 'muş
70 milyona bal gibi oluyor. Yasalarda "bazı ağır suçlara hafif ceza" gibi açıklar, eksikler var ama genellikle herkes hesabını veriyor. İnsanlar (çocuklar bile) baklava çaldığı, duvara yazı yazdığı için cezalandırılıyor. Tek bir söz için "120 milyarlık dava'lar açılıyor, tek bir söz için hapse girenler var.
Ayrıca Genelkurmay Başkanı protokolde, önce gelirse ne olur? Yargıya etki mi yapar? O zaman Başbakan veya Cumhurbaşkanı'nın da yapabileceğini düşünebiliriz. Bunlar hangi akla hizmet açıklamalardır?
Halk seçti!
Hüsrev Kutlu'nun eski iktidarların yargıya gönderilmesi, bugünkülerin ise gönderilmemesi konusunda söyledikleri ayrı bir yazı konusu olacak nitelikte.
Halk bugünküleri "bile bile" seçmiş, eskileri ise cezalandırmış.
Önce "Neyi bile bile?" sorusunu sorabilirsiniz. Suçlu olduklarını mı? Söyledin, buyur açıkla.
Ve sonra da şunu: Halkın dediğine göre kanun kural konuyorsa (aynı zihniyet TCK'nın da törelere göre düzenlenmesini istiyor işte) o halk karar değiştirdiğinde ne olacak? Yasa da mı değişecek? Her hükümet kendine göre yeniden mi değiştirecek?
Ağızlardan çıkanı kulaklar duymuyor. Gerçek şu ki iktidarlardan beklenen şikayet etmeleri değil, çözüm üretmeleridir. Çözüme yanaşmayıp sızlanan bir çoğunluk iktidarının "Hükümet olduk ama iktidar olamadık" demeye hakkı yoktur.
Şu anda benim aleyhime açılmış dört ayrı dava var. Sonucu ne olursa olsun yargıya güvenmeye ve mücadeleye devam edeceğim.
Ben vatandaşlık görevimi yapayım, onlar da yöneticilik.
Madem ki talip oldular?
Beğenmiyorlarsa düzeltsinler ama kaçarak değil!
"Çifte standart'ın açık itirafı!
Konuştuğum hemen herkeste müthiş bir ümitsizlik duygusu hâkim. "Her kafadan başka ses çıkıyor, istikrar yok, Türkiye nereye gidecek?" sorusu şu anda geçmiş hükümetler döneminde olduğundan bile çok daha fazla soruluyor
Haberin Devamı

