Cibilliyetsiz tartışması

Anacığımın çok güzel sözleri vardır, hepsini farketmeden nasıl ezberlemişsem yeri geldiğinde hemen o duruma yakışan söz aklıma gelir

Haberin Devamı

Anacığımın çok güzel sözleri vardır, hepsini farketmeden nasıl ezberlemişsem yeri geldiğinde hemen o duruma yakışan söz aklıma gelir. Başbakan Tayyip Erdoğan’la CHP Genel Başkanı Deniz Baykal arasında “cibilliyetsiz” sözünden dolayı çıkan tartışma da bana bunlardan birini hatırlattı;

“Atın ön ayakları nereye giderse arka ayakları da oraya gider” derdi annem. Ailede yaşça daha büyük olan çocukların küçüklere örnek olması gerektiğini anlatmak için söylerdi bunu... Aynı sözü topluma yaydığınızda toplum önderlerinin, liderlerinin, zirvedeki isimlerin düzgün hareket etmesi, kötü örnek olmaması anlamına gelir.

Oysa bir düşünelim son zamanlarda Başbakan’la Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı arasında ne tür konuşmalar geçiyor. Başbakan önce “seviyesiz” dedi. Hatta “alçalmak bile bir irtifadır, onun gibi çukura düşmeyeceğim” benzeri şeyler söyledi. Sonra CHP ile ilgili konuşmasında “Bu bir cibilliyet meselesi aynı zamanda” sözleriyle açıkça “cibilliyetsiz” kelimesini dolambaçlı yoldan kullandı.

Daha önceki tartışmalarına bakıyorum; Erdoğan CHP’ye “kompleksli, ufuksuz, cahil, ayakbağı” demiş. “Bunlar şizofren tiplerdir” demiş (ben bunun benzeri bir cümle için 15 milyar ceza ödedim.) 13.12.2006 tarihli gazeteden bir haber; Baykal Erdoğan’a “küstahlık yaptığını” söylemiş, Erdoğan cevaben “Ayna karşısında konuşuyor” demiş. Erdoğan Baykal’a “Sen kimsin yahu” demiş. Baykal Erdoğan’a “Apo’ya ’sayın’diyor, bize hakaret ediyor” demiş.

Yani o demiş, bu demiş, hakaretler gırla gidiyor. Devletin zirvesindeki isimler bunu yaparsa gerisinden hayır bekleyin, nitekim toplumun hali ortada.

Yalnız şu son “cibilliyetsiz” hakareti sınırların iyice aşıldığını göstermiyor mu sizce de? Cumhurbaşkanlığına aday olacağı söylenen bir siyasetçinin bunu yapması olacak iş midir?

Çiftçiye “al ananı da git” sözünü, askere “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” i unutturmaya çalışırken bir yandan sokak diliyle siyaset yapması sürdürmesi nasıl açıklanabilir ve cumhurbaşkanı olursa huyundan vazgeçeceğine nasıl inanılabilir?

Bazı gazeteler Baykal’ın bu söze cevabının “kavga eder gibi” olduğunu söylediler. Acaba aynı hakaret kendilerine yapılsa nasıl bir cevap verirlerdi merak ediyorum.

*****

İki türban tablosu
İran’ın başkenti Tahran’da kadın-erkek eşitliği için düzenlenen protesto gösterisinde kadın din polisleri hemcinslerini copla dövmüş, 4 kadın hakları lideri tutuklanmış.

Kadınlar “erkeklerle eşit haklar” istiyorlarmış, İran’da bu nasıl olacaksa? Bir süre önce erkek futbolcuların bacaklarını görmemeleri ve erkeklerle yanyana oturmamaları için stadyumlara girmeleri de yasaklanmıştı kadınların.

Şimdi 1 milyon imza toplamışlar ve bir parkta “eşitlik eylemi” düzenlemişler. Cumhurbaşkanı Ahmedinecad da coplarla eşitlemiş onları... Hem de yine kadınlara coplatarak.

İran’da eşitlik (!) tutuklanan kadın sayısında da kendini gösteriyor; 1 yılda tam 6 bin İran’lı kadın tutuklanmış, 8 kadın taşlanmış veya infaz edilmiş, 317 bin kadın ise sokakta giyiniş tarzlarından dolayı uyarılmış.

İşte devlet dinî kurallarla yönetildiğinde, şeriat rejiminde kadının geleceği nokta budur.

O noktaya gelindiğinde eski özgürlüğünüzden bir nebze isteyecek olursanız ya coplanır, ya tutuklanırsınız. Sizi dinleyen olmaz.

İş işten geçmiştir artık... Karaçarşaf yerine renkli pardösü ve eşarp kullanmak istiyorsanız buna izin yoktur, uyarılırsınız. Dinlemezseniz kadın polisler size dinletirler.

Bütün bu tehlikeye rağmen fotoğraflarda İranlı kadınların eşarpları saçlarının yarısını açıkta bırakacak şekilde bağlanmış. Üstlerinde blujeanler var gözlerinde şık, marka gözlükler... Saçlar boyalı... Ve ellerinde “özgürlük” yazan pankartlar. Ne özgürlüğü istiyorlar acaba, insan yerine konma, sokakta istediği gibi giyinme, karaçarşaftan kaçma, coplanmama özgürlü mü?

Ayrıca bu kadınların saçları göründüğüne göre acaba Kur’an’ın emrine karşı mı geliyorlar? Yoksa Kur’an’da “kadınlar saçlarının tek teli görünmeyecek şekilde kapansınlar” diyen bir emrin olmadığını mı düşünüyorlar?

HANGİSİ ARAP?
Aynı gün Başbakan Erdoğan ile eşinin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ve eşiyle Maç esnasında stadyumdaki görüntülerini TV’de, yemek sırasındaki fotoğraflarını ise gazetede görüyoruz.

Esma Esad klasik, şık etek ceketi, ayakkabı, çantası ve açık saçlarıyla son derece zarif, çağdaş bir Müslüman kadın görüntüsünde. Emine Erdoğan ise Türkiye’de kısa süre öncesine kadar bilinmeyen baş bağlama stiliyle bir Arap ülkesi kadınını andırıyor.

Stadyumda da, sokakta da, yemekte de hangisi Arap, hangisi Türk liderinin eşi ayırmak mümkün değil. Ürdün Kralı’nın karısıyla da, Mısır Devlet Başkanı’nın eşiyle de aynı çelişki ortaya çıkıyor.

Ya birileri Müslümanlığı bilmiyor, ya da birileri abartıyor... Hangisi dersiniz?

(Not: Şimdi hemen “inancına göre örtünen kadın çağdaş değil mi” soruları gelecektir. Elbette bunu kastetmiyoruz ama Türkiye Başbakanı’nın eşi ile İran’daki kadın görüntülerini karşılaştırdığınızda bile ortaya çıkan farkı da görmek gerekiyor.)

DİĞER YENİ YAZILAR