CHP ve MHP’ye suçlamalar.. Haklı mı?

Haberin Devamı



Keşke Türkiye’nin siyasi partileri birbirleriyle kavgasız, gürültüsüz, her an seçim propagandası yapıyor gibi birbirlerini suçlamadan, halkın gözünde karalamaya çalışmadan konuşabilselerdi.. Herhalde o zaman bu ülkenin ciddi sorunları da kolayca çözüme ulaşır, toplum gün be gün kavgalara, çekişmelere uyanmazdı.. Ama olmuyor, olamıyor maalesef..

Başbakan Erdoğan dün parti grubunda yaptığı konuşmada yine muhalefet partilerine yüklenmiş. Bunu yaparken yine “referandum öncesinden” başlayarak bugüne kadar uzanan alışkanlıklarını tekrarlamayı ve Meclis’teki iki muhalefet partisini, üçüncü ile “BDP ile” en ilgisiz şekilde yan yana yapıştırmayı unutmamış. Önce “açılım” sürecini kastederek “MHP bu süreçte bize destek vermedi. Neden? Yahu siz şehit cenazelerinden rahatsız değil misiniz? Bu konuda destek vermeyeceksiniz de ne zaman vereceksiniz? Aynı şekilde CHP de attığımız adımların her zaman karşısında oldu” dedikten sonra “Bütün ilkelerini çiğneyerek BDP ile 12 Eylül’de de, 12 Haziran’da da ortak hareket ettiklerini” söylüyor.

REFERANDUM VE SEÇİM

Önce 12 eylül referandumu ve 12 Haziran seçimleriyle ilgili “ortak hareket etme” iddiasına bakalım. Referandumda BDP’nin sorunu “kendi istediği şartlar yapılan Anayasa değişikliğinde yer almadığı için, ‘bu referandumda Kürtlerin haklarıyla ilgili bir şey yok’ diyerek” boykota gitmiş ama yine de bir umutla el altından, örgütleriyle iktidarı desteklediği duyulmuş, ayrıca onlar boykot ettiği için de AKP’nin istediği “EVET” oyları artmıştı. Yani aslında Başbakan’ın referandumda “BDP ile ilgili bir şikayeti” olmamalı, bu nedenle isimlerini sadece “diğer partilere yaklaştırmak için” kullanıyor olmalı.

MHP ile CHP’nin referandum tutumlarına gelince.. Bu referandumun başta gelen nedeni “yargı üyelerinin, özellikle onlar hakkındaki kararları veren HSYK’nın, sonra Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek mahkeme üyelerinin iktidar tarafından belirlenmesini sağlamak”tı ki buna sadece MHP ve CHP değil, ülkenin en önde gelen hukukçuları da, birçok kişi de karşıydı. Nitekim referandumun hemen arkasından HSYK ve Anayasa Mahkemesi ’nde “siyasetin güdümüne girmelerini sağlayacak” değişiklikler çok kısa sürede tamamlandı ve muhalefet edenlerin haksız olmadığı görüldü.

Ve “Seçim”.. Adı üstünde; seçim bu.. İktidar, güç mücadelesi.. Bütün muhalefet partilerinin aynı safta olması ve “gücü elinde tutan” partiye karşı safta durması her ülkede seçimin doğası gereğidir, buna bir yakıştırma yapılamaz.

HEP TEPEDEN İNME!

MHP ve CHP’nin “Kürt Açılımı sürecinde destek vermemesine” gelince.. Bu aynen 4+4+4 teklifine destek “vermek ya da vermemek” gibi.. Zira açılım da aynen 4+4+4’te olduğu gibi Meclis’te tartışılmadan, diğer partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının, uzmanların görüşleri sorulmadan, tepeden inme açıklanıverdi. O süreç öncesinde ve içinde MİT ile PKK’nın görüşmeleri sürmüştü ve sürüyordu, bu nedenle Öcalan açıklamalar yapıyor, yol haritaları veriyor ve talepler “eğitimden güvenlik gücüne kadar kendi içinde örgütlenecek bağımsız Kürt bölgesi ile Öcalan’a özgürlük” noktasına kadar açıklanıyordu. Habur olayı da “açılım” projesine dahildi ama bugüne kadar tüm bu girişimlerin başarılı olduğuna dair bir belirti görülmediği gibi tam aksine talepler “hakaretler ve tehditlerle beslenir” ve giderek büyür hale geldi.

Artık “bağımsız devlet mi, özerk bölge mi konusu Kürt referandumuna sunulsun” noktasındadır BDP ve PKK.. Peki şimdi, durum buyken “ülke bütünlüğünü savunan” partileri götürüp “bölünme” isteyen bir partiyle yan yana koymak dürüst siyaset sayılır mı? Sonunda bu noktaya gelineceğini “açılım” ilk anons edildiği gün fark eden ve açıkça halkla paylaşan (yalnız muhalefet partileri değil) insanların “açılım sürecinde destek vermediniz, siz şehit cenazelerinden rahatsız değil misiniz” diye suçlanması dürüst sayılır mı?

Muhalefet partilerinin “destek vermemesinden şikayet” etmek için önce adımları onlarla tartışarak, görüş paylaşarak atmak gerekir. Buna rağmen tepki varsa o da tartışılacak bir konudur, zira demokrasilerde her parti (her vatandaş gibi) görüşünde özgür olmalıdır.

Bir siyasetçi çocuğu olarak da, gazeteci olarak da bugüne kadar birçok dönemde siyasi partilerin birbirlerine karşı tutumlarını yakından izledim ve görüyorum ki 20-30-40 yıl geçse de Türkiye “medeni siyaset”e kavuşamayacak. 40 yıl önce nasılsa şimdi de öyle, çok üzücü bir durum bu!

*****


Şiddet yasası için örgütler ayakta!

Dün “Kadına karşı şiddeti önlemek için” çıkarılacak yasa Meclis’te tartışılırken kadın kuruluşlarının “tasarıdaki eksikler” konusundaki tepkilerini anlatan yazışmalar internette sürüyor ve bana da gönderiliyordu. Şiddet uygulayan erkeklerin eşlerine yaklaşmalarını önleyecek çözümlere diyecek yok ama “ciddi yaptırımlar” getirilmemesi, evli olmayan kadınları koruyucu önlemlerin yer almaması ve daha birçok eksik nokta, daha önce bu tasarının oluşmasında görüşleri alınan (ama çoğuna yer verilmeyen) kadın örgütlerini ayağa kaldırmış durumda..

Bu tasarının birçok eksikle yasalaşması kadın düşmanlarını, katil ve tecavüzcüleri iyice cesaretlendirecektir. Aile içi ve dışında en alçakça saldırılara, şiddet eylemlerine uğrayan zavallı çocuklardan hiç söz edilmemesi, onların kadere terk edilmesi, vahşet karşısında yapayalnız bırakılması ise zaten başlı başına bir “ilgisizlik örneği”dir bana göre..

Umalım da yasa bu haliyle ve üstelik “Kadınlar Günü”nde çıkmasın, en az bir 10 yıl daha aynı olaylar ve aynı mücadele yaşanmasın, dua ediyorum buna!

DİĞER YENİ YAZILAR