Aslında seçim sisteminin değişmesi, milletvekillerinin özgürce karar verebilmeleri için lider tarafından değil, millet tarafından seçilmelerine izin verilmesi, yapılan Anayasa değişikliği içinde mutlaka yer almalıydı.
Bunu kabul ettirmek mümkün olmadı. AKP ile CHP arasında “türban konusunun çözümü için anlaşma” gündeme geldikten hemen sonra CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol bir açıklama yapmış ve “Başörtüsü konusunu tek madde olarak değil paket halinde konuşacağız. Dokunulmazlık, seçim barajı, YÖK konusu da tartışılacak” demişti ama bunların arasında “milletvekili seçimi” yoktu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da daha sonra birkaç kez “Dokunulmazlık, seçim barajı ve YÖK”ten söz etti, onun konuşmalarında da yine milletvekili seçim sistemi yok.
Biliyorsunuz, AB’yi ve demokratikleşmeyi dilinden düşürmeyen liderlerin hemen hepsi “kendi sözünden çıkamayan, özgürce görüşünü açıklayamayan” milletvekillerinden memnun... Acaba Kılıçdaroğlu da böyle mi?
CHP’den “yeni anayasada milletvekili seçimi yine yer alamayacak mı” sorusuna cevap vermelerini rica ediyorum.
YSK keyfi karar verebilir mi?
Bir seçimin ya da referandumun sonuçlarının güvenilir olabilmesi için mutlaka tek tek sandık sonuçlarının açıklanması, karşılaştırılması gerekir.
Son yıllarda YSK bu konuda hep sorun çıkarıyor, il ve ilçe bazında oyları açıklıyor ama sandık sonuçlarını ya çok geç açıklıyor veya hiç açıklamıyor.
Böylece partilerin sonuçları karşılaştırma imkanı da elinden alınmış oluyor.
Birkaç gün önce CHP Konya milletvekili Atilla Kart Anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasının tek tek sandık sonuçlarının yayınlanması için 2 kez yaptığı başvuruyu reddeden YSK kararının iptali için Danıştay’da dava açacaklarını TBMM’de bir basın toplantısıyla duyurmuştu.
Kart, YSK’nın “Anayasal sorumluluğunu yerine getirmediğini, kamu görevinin gereğini yapmadığını, seçimlere ilişkin kuşkuların giderilmesi için bunu yapmasının şart olduğunu” söylüyor.
YSK ‘görevi sınırları içinde kalmak’ zorunda olduğuna göre yargı herhalde kurumdan bu görevi yapmasını isteyecektir.
Sonucu merakla bekliyoruz. Ama gerçekten de, “ölülerin bile oy kullanmasının” önerildiği, böylesine önemli bir referandumda Yüksek Seçim Kurulu’nun sonuç açıklamaktan kaçınmasının mantığını anlayabilen var mı?
Kadınsız demokrasi!
Ekranları hiç boş bırakmayan yüzlerce bilindik ismin konuşmalarına, gazete köşelerinde ve dahi karikatürlerde yazılıp çizilenlere bakınca Türkiye’de eşi benzeri görülmemiş bir demokrasinin yeşermekte olduğunu, hatta fışkırmakta olduğunu düşünüyor insan...
Sonra mesela Cumhurbaşkanı Gül ABD’de iken çekilmiş fotoğraflara bakıyorsunuz, yanındaki gazete temsilcilerinin, genel yayın yönetmenlerinin hepsi erkek, tek kadın yok...
Başbakan’ın, bakanların toplantıları, TV röportajları aynı şekilde... Sadece bu dönemde yazılıyor değil bu satırlar, “Haydi kadınlar Meclis’e” diye işaret parmağını uzatarak poz verip propaganda yapan Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde de aynısını yazmıştım. (Hemen peşin peşin not düşelim kötü niyetliler için; ben yurtdışı siyasi seyahatlere gitmiyorum, yani sözüm meclisten dışarı...)
Yazı konusu olan fotoğrafı bile gayet net hatırlıyorum, bindiği uçağın önüne dizilmiş bir erkekler ordusuyla çekilmişti. Ama en azından o dönemde “En büyük demokrasi biziz, başka büyük yok” denmiyor, hatta bu demokrasinin referandum sonrasında boyumuzu aştığı söylenmiyordu.
Bizde kimse umursamıyorsa bile diğer ülkelere karşı “Türkiye’de nitelikli gazetecilerin hepsi erkektir” veya “Kadın gazeteci, yönetici yoktur” gibi bir tablo demokrasi sarhoşu bir ülkeye yakışıyor mu? Aslında soruyu fotoğraflardaki, TV’lerde hükümetin önde gelen isimlerine topluca soru soran gruplardaki erkekler cevaplasa daha iyi olur!

