CHP de içeri tıkılsın bence!

Haberin Devamı

Gelen sayısız mektup halkın halâ “Açılım ve teröristlerin gelmesine” takılmış olduğunu açıkça gösteriyor ama medya gündemi bu kez de “ıslak belge”ye kilitlendi. Onun için bugünlük de belge yazalım.

Bundan daha doğal bir şey olamaz ki her ülkede muhalefet partileri, hele de aynı zamanda iktidarların bir numaralı siyasi rakibi durumundaki muhalefet partileri (adı üstünde) iktidara -adımlarını denetleyip eleştirerek- muhalefet yaparlar.

Bir anlamda medyanın (eğer yolundan sapmamış, görev tanımını ’iktidar sözcülüğü ve destekçiliği’ olarak değiştirmemişse) görevi de aşağı yukarı aynıdır.

Bugüne kadar iktidar ve muhalefet partileri arasında ciddi çekişmeler, tartışmalar sık sık yaşandı ise de (27 Mayıs dönemi dışında) Türkiye ‘parti ilişkileri açısından’ diğer ülkelerden fazla farklı değildi. Son yıllarda özellikle son bir iki yıl içinde ise kökünden susturulmak istenen (ve büyük ölçüde başarılan) medya, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, büyük sanayi sahibi işadamları ve tabii yargının yanında ana muhalefet partisi CHP de bu susturmadan nasibini aldı.

Tamamen halkın doğal tepkisini gösterdiği Cumhuriyet Mitingleri bile utanmadan sıkılmadan orduya mal edilirken (Büyükanıt’ın e-muhtıra katkısını unutmamak lazım) CHP de “sanki onlar organize etmişler gibi” gösterilerek işin içine katıldı.

İktidara taraf gazeteler yıllardır her fırsatta bu partiye (bazen MHP’yi de katarak) orduyla işbirliği içinde imajı kazandırmak için gayret ettiler.

Bugün, “belgenin aslı”nı ele geçirdiğini söyleyen subayın belge dışında özel olarak kendi sözleriyle “CHP yönetiminden bazı politikacıların desteğiyle kamuoyunu yönlendirme maksatlı belgeler hazırlandı” demesi, aslında aylardır yazılan/söylenenlere bakılırsa hiç de şaşırtıcı değil. Tabii herhalde böyle ciddi bir ithamı ortaya attığına göre bu subayın elinde fotoğraf, ses kaydı gibi kanıtlar da olmalı. Onları, kendisiyle birlikte en kısa zamanda ortaya çıkaracaktır, çıkarmak zorundadır şüphesiz...

GÖRÜNMEZ ADAM

Bununla birlikte bu kadar fırtına koparken “ihbarcı subay”ın halâ görünmez adam rolünde kalması, bu olayların; ihbarların, mektupların hep “kimliği gizlenen kişiler” tarafından yapılması, buna rağmen daha ilk anda “söyleyen belli, deliller ispatlanmış” muamelesi görmesi, hakkında kesin suç delilleri olan kişilerin korunduğu, suç dosyalarının zamana yayılıp gizlendiği bir ülkede elbette kuşku ile karşılanır.

Bu nedenle Deniz Baykal başta olmak üzere “imzasız bir ihbar mektubu” nu gereğinden fazla ciddiye almaları ve hemen savunmaya geçmeleri de garip görünüyor. Deniz Baykal’ın da “bu ithamlar temelsiz, peşin fikirli vs.” diyeceğine “önce ihbarcıyı çıkarın, sonra mektubunu konuşun” demesi, bu kadar ciddi suçlamaların gizli tanıklar ve imzasız mektuplarla yapılmasının kabul edilemeyeceğini anlatması ve “suçlamanın bir albaydan ‘Genelkurbay Başkanı ve CHP Genel Başkanı’na çevrilmesi”nin arkasında neler olabileceğini millete daha net açıklaması gerekiyor.

Zira bu “belge” ve mektupta sadece onlar değil, iktidara siyasi eleştiri yapan gazeteciler, sivil toplum örgütleri ve herkes de suçlanıyor, baştan “ordunun isteği ile yazıyor, konuşuyor” veya “bundan sonra öyle yazacak, konuşacak” durumuna sokuluyor ki zaten ortada eleştirebilen ne medya kaldı, ne sivil toplum kuruluşu. “Olmayan, olamayan” şeyler üzerine belge, mektup yazmak zaten baştan pek safça değil mi?

Cumhuriyet Bayramı ülkemize kutlu olsun, cumhuriyetimiz sonsuza kadar yaşasın!


***



Utanç bu değilse ne?

Şehit ailelerinin TBMM’ye ellerindeki bayraklarla girmelerine izin verilmediğini, bazılarının kadın-erkek ağlayarak ellerindeki bayrak için “Cebimize saklayarak içeri alabildik. Biz şehit evlatlarımızı bu bayrağa sararak gönderdik, şimdi Meclis’e giremezmişiz. Bu ne utançtır” dediğini TV’lerden tüylerimiz diken diken olarak, gözlerimiz yaşararak izledik.

Doğrusu her “imkansız”ın halkın büyük tepkilerine rağmen gerçekleştirildiği, kanunların hatta Anayasa’nın anında “İsteğe uygun şekle getirildiği” günlerde evladını bu ülke için şehit vermiş ailelerin elindeki bayrağı almak, yasak koymak gerçekten utanç verici! Daha başka nasıl tanımlanabilir bilmiyorum.

Acaba milletin sabrı mı sınanıyor diye sormaktan da kendimi alamıyorum.

Yazıklar olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR