CHP bıçak sırtında!

Haberin Devamı

Kemal Kılıçdaroğlu cesaretle öne çıkıp CHP Genel Başkanlığı’na aday olmadan ve sadece partisinin değil büyük kitlelerin coşkulu desteğiyle Genel Başkan seçilmeden çok önce dürüst, sakin, saygılı, çalışkan kişiliğiyle dikkatleri çekmiş, performansıyla rakiplerini bile etkilemişti.

Adaylığı döneminde CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın, parti içindeki etkisi, Kılıçdaroğlu’nu desteklemesinin yarattığı farklılık biliniyor, burası tamam... Ama Parti Meclisi üyelerinin seçiminde de, MYK üyelerinin seçiminde de Önder Sav’ın bu etkisinin baskıya dönüştüğü, yararının yanında zarar da verdiği görüldü.

Sonuçta CHP’deki yenilenme, değişim, onun yüzünden yarım yamalak yapılabildi ve rakiplerinin “CHP’deki statüko hâlâ orada, ekip aynı ekip” diyebileceği (ve dediği) bir tablo ortaya çıktı.

Bu arada Gürsel Tekin gibi “varlığı yarar sağlayan, akıllı bir siyasetçi”ye parti yönetiminde yer verilmedi, İstanbul İl Başkanlığı’ndan da ayrılmış olduğu için ortada kaldı. Bu da yetmedi “il yönetimi görevinin başında”, “il yönetimi düştü” çekişmesiyle de zor duruma düşürüldü. Sadece Tekin değil, bugüne kadar çalışmalarıyla CHP’ye puan kazandırmış başka isimler de sırf “Önder Bey istemiyor” diye ekarte edildiler...

Ve sonra, zaten büyük bir çoğunluğun antipatisini kazanmış olan Önder Sav bir gazeteye “Her şeyi ben plânladım, tek başıma başardım” gibi sevimsiz, gereksiz açıklamalar yaptı...

Baykal krizi sırasında Kılıçdaroğlu’nun yanında yer almakta geç kaldığı için mi, PM üyeleri seçimindeki çekişmeler nedeniyle mi bilinmez, yine Önder Sav’ın rolü olduğu söylenen ayak oyunlarıyla ortada bırakılan Gürsel Tekin ise bu olayların “partinin ve Kılıçdaroğlu’nun aleyhine” kullanılmasına izin vermeyerek son derece olgun bir duruş sergiledi.

Çözüm nedİr?

Cuma günü önemli bir sektörün önde gelen işadamlarıyla bir görüşmedeydik. Ekonominin yanında siyasi konularda yaptığımız konuşmalardan çıkan sonuç Gürsel Tekin’le ilgili olarak aynen benim gibi düşündükleri... Ayrıca CHP’nin hâlâ iç ve dış politika, ekonomi gibi konularda toplumu motive edici ve aynı zamanda; hiçbir detayı gözden kaçırmadan her konuda arka arkaya açıklamalar yapan iktidar partisinin söylemlerini net şekilde, cümle cümle karşılayan konuşmaların yapılmadığını, bir eksiklik olduğunu söylüyorlar. Onlar dışında da birçok kişi CHP’nin ‘iyi bir alternatif’ haline gelmek için ciddi çalışma yapması, Anayasa’dan teröre, ekonomiden dış politikaya kadar ‘en uzman isimlerden oluşmuş, dinamik bir ekibin’ gelişmeleri izleyip gerekli yorumları en kısa sürede yapması gerektiğine inanıyor.

CHP güçlü bir ana muhalefet partisi ve bir alternatif olmak niyetindeyse uzman isimlerini iyi değerlendirmeli, hangi konuda eksik varsa (mesela ‘din-laiklik ilişkisi’ gibi konularda) arayıp uzmanları bulmalı.

Örneğin; “Anayasa Mahkemesi’ni yok sayma” önerisi ve Mahkeme’ye yapılan siyasi baskılar konusunda uzman hukukçu üyelerin sesi neden duyulmadı? Şimdi de onları mı geri plana çekiyor, gizliyorlar?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun; beğenilen, halkın benimsediği bir lider olduğuna şüphe yok. Daha şimdiden yapılan yıpratıcı eleştirilere katılmıyorum ama asla rehavete düşmemesi ve meydandaki kalabalıklara aldanmaması gerektiğini unutmamalı. Partisine en kısa zamanda çeki düzen verip değişimi açıkça halka göstermeli!


*****



Düşünce özgürlüğü muhteşem (!)

Başbakan Erdoğan hatırlayacaktır, henüz çok kısa zaman geçti üzerinden; Yunanistan’da basın açıklaması yaparken Yunan medyasına da yön vermeye çalışmış ama anında gazetecilerden gelen “siz bize ayar mı çekiyorsunuz” tepkisiyle karşılaşmıştı.

Çok doğaldı çünkü demokrasiyi gerçekten özümsemiş bir medya bu tür siyasi müdahaleler, baskılar, paylamalar karşısında susmaz. Eh onları “iktidar gücüyle” susturamayacağınıza göre “en az bir başbakan kadar özgür” olduklarını düşünerek konuşurlar.

Türkiye’de ise durum artık çok farklı. Başbakan’a ve partisine yakın olmayan, her icraatlarına alkış tutmayan medya kesimi bu müdahalelere, azarlanmaya alıştırıldı. İktidarın herhangi bir eylemi veya söylemiyle aynı fikirde olmayan, farklı yorumlara ve eleştirilere yer verenler -eğer tümüyle susturulmamışlarsa- yerin dibine sokulup çıkarılıyorlar.

Son olarak, ortaya çıkan aşırı Arap sevgisi nedeniyle “Türkiye’nin ekseni Doğu’ya mı kayıyor” diyen veya “Gazze- İsrail” olayları nedeniyle bozulan ilişkiler konusunda görüş bildirenler “İsrail gazeteleriyle aynı yazmakla” suçlandılar. (Daha önce dünya medyasına bile İsrail’in yön verdiğini söylemişti).

“Sana yazıklar olsun, kimin avukatısın” diye seslendi Başbakan.

“Demokratikleşme, demokrasi, basın özgürlüğü” sadece lafta kalınca böyle oluyor işte. Bu tür sözler gerçekten demokratik hiçbir ülkede söylenemez, bugüne kadar duyulmamıştır. Medyadaki farklı görüşlere de saygı gösterilir, hatta üzerinde düşünülür. Mavi Marmara Gemisi’nde dövülen gazeteciler için “Nerede basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü” demekte çok haklı ama o sözleriyle “Kimin avukatısın” hakareti arasındaki çelişkiyi de unutmamalı. Akla her gelen söylenince böyle oluyor!

DİĞER YENİ YAZILAR