Meryem S. 24 yaşında... Patronunun tecavüzüne ilk uğradığında 14 yaşındaymış, henüz çocuk sayılır.
Tecavüz, hem de ellerini kelepçeleyip kırbaçlayarak, tırnaklarını söküp vücudunda sigara söndürerek... En adi hakaretlerle aşağılayarak. Bar, pavyon patronlarının karşısında konsomatris rolü oynamaya zorlayarak... Saçlarından tutup duvara savurduğu için diplerinin acısına dayanamadığı saçlarını kısa kesmelerini cani patronunun çocuklarından istemiş zavallı kız, düşünün.
Üç aydır hastanede hâlâ yüzündeki morluklar, vücudundaki sigara yanığı izleri geçmemiş.
Ve cani patron çıkmış bir de “Kendisi dövmemi istedi. Erkeklerle bakışıyordu” diye yığınla yalan sıralıyor.
İşte adaleti tam olarak yerine getirmez, suçluları, ruh hastalarını cesaretlendirirseniz olacağı budur.
Beni mahkemeye veren kanun yapıcılar gibi “Çocuk tecavüzlerinde de çocuğun rızası var mı araştırılsın” derseniz olacağı budur.
Erkekler karılarını, sevgililerini veya göz koyduğu genç kızları en hunhar şekilde öldürüyor. Cinayetin, vahşetin arkası kesilmiyor.
19 yaşındaki gencecik, pırıl pırıl kız öğrenciyi üniversitede öldüren katil “akli dengesi bozuk” raporuyla kurtulmuş. Ve işe bakın ki üç yıl tedaviyle turp gibi olmuş.
Vay gidene... Şimdi yeni genç kızların peşine düşer, öldürür, dengesi bozuk raporu alır ve sonra yine iyileşir.
Ne güzel bir çark, ne adil bir adalet değil mi?
Bu canilere en ağır cezaların verildiğini, bir daha topluma karışmalarına da izin verilmeyeceğini duymak istiyoruz artık.
Duymak istiyoruz sayın hakimler; anladınız mı?
Ermeni olayında “beklenen”!
Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin “Ermeni soykırımını kabullenmesi” şartını da ileri sürmesini ben yıllardır beklemekteydim ve söylemekteydim, nihayet oldu.
Gerçi kendi içinden de itiraz sesleri yükseldi ve “Türkiye bunu asla kabul etmez” dendi ama bugünden sonra bir ileri bir geri adımlarla sık sık önümüze çıkaracaklardır.
İngiliz Parlamentosu’ndan görüştüğüm isimlerin “Ermeniler hep burada, her gün konuşuyor, anlatıyorlar. Sizden kimseyi görmüyoruz” dediklerini yazalı, “Dışişleri nerede?” diye soralı kaç yıl oldu?
‘Bu konuda yazılmış belgeleri, tehcir rakamlarını da içeren detaylı kitapları AB ve ABD’li parlamenterlere gönderin, Ermeniler yıllardır her şekilde faaliyet içinde, onlara olayları tek yönlü olarak anlattılar, etkilediler, siz de hiç değilse bu kadarını yapın’ diye tekrarlayıp durduk, hiç kimse kılını kıpırdatmadı.
Kitapları Aysel Ekşi ve bazı gönüllüler, STK’lar kendi imkânlarıyla gönderdi. Kâmuran Gürün’ün “Ermeni Dosyası” kitabının İngilizcesinin kopya baskısını ben kendim yaptırıp gönderdim.
Şimdi bizim büyük devlet büyükleri çıkıp “Bu kararı kabul etmeyiz” diyorlar.
“Biraz geç kalmadınız mı” diyorum ben de!
Perşembenin gelişi...
Ne güzel atasözlerimiz var. Her olaya cuk diye oturan bir tane bulmuş bizden öncekiler...
Hani bunca yıl sonra arasan daha uygununu bulamazsın.
Ne demişler meselâ, “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.”
Dün VATAN’ın ilk sayfasında çıkan, İstanbul’un göbeğindeki; kadınları karaçarşaflı, erkekleri cübbeli, sarıklı, “Karımın çıplak adam görmesini istemem, onun için televizyon izlemiyoruz” diyen vatandaşların yaşadığı Fatih-Çarşamba fotoğraflarını görünce hemen bu sözü hatırladım.
Bu fotoğrafın yanına toplumu çağdaş değerlerden koparıp geriye çekmeye çalışan çabaları, uluslararası kuruluşların yaptığı araştırma raporlarındaki “AB’ye sempati azalırken İran’a artıyor” sonuçlarını da getirin. (Yüzde 34’ten yüzde 43’e çıkmış.)
Perşembenin gelişi “Çarşamba”dan nasıl belli anlarsınız.
Vereceğiniz her yanlış karar bu gelişi hızlandıracak, onu da unutmayın!
43 yıl!
Sevgili okurlarım, dün Atatürk’le ilgili yazımda ufak bir hesap hatası yapmışım; okurken farkına vardım. Rapor 1933’te yazılmış, 30 yıl “gizlilik kaydı” nedeniyle açıklanmamış. Yani 1963 yılından bu yana tam 43 yıldır (ben 33 yıl yazmışım) ABD Dışişleri Bakanlığı’nda duruyor.
Ve ne tesadüf ki ancak bugün birinin dikkatini çekiyor.
Her neyse, hatadan dolayı özür dilerim.

