Ceza yoksa linç var!

Dünkü gazete haberlerinden bir demet: - Üç kişinin tecavüzüne uğrayan 17 aylık bebeğin hayat kadını annesi ilişkiye girerken bebeğine uyku ilacı veriyormuş

Haberin Devamı

Dünkü gazete haberlerinden bir demet: - Üç kişinin tecavüzüne uğrayan 17 aylık bebeğin hayat kadını annesi ilişkiye girerken bebeğine uyku ilacı veriyormuş.

- Şırnak’ta iki kız çocuğuna tecavüz ettikten sonra öldüren, 6 kız çocuğunu da taciz eden sapığı halk “yargısız infaz istiyoruz” diyerek linçe kalkışmış.

- Lise öğrencisi 15 yaşındaki kız eski sevgilisinin arkadaşları tarafından dövülmüş ve tecavüz edilmiş.

İkinci haberde polis pek değerli sapığı korurken masum insanlardan biri ölmüş, çok sayıda hasta ve vatandaş yaralanmış.

Birinci haberde bu “sapıktan sapık” anneye 23 yıl hapis isteniyormuş ama biliyorsunuz kadın önce “Bebeğe tecavüz edilmemiş” denerek serbest bırakılmıştı ve sonra AKP Milletvekili Dr. Turhan Çömez ise ilk muayenede “Kesin tecavüz var ve kimse aksini söyleyemez” demişti. (Adli Tıp bu olayda nasıl iki farklı karar verdi, incelendi mi acaba?)

Üçüncü olayda ne ceza verileceğini de bilmiyoruz. Yine dün VATAN’ın arka sayfasında “Filipinler’de bir kadına tecavüz eden ABD’li askere 40 yıl hapis cezası verildiği” haberi vardı.

İşte bizde halk onun için “yargı” dan önce artık linç istemeye başladı. Bu günlerin geleceğini yıllardır yazıp durduk.

17 aylık bebeğin annesi, tecavüzcüleri, diğer sapıklar en az 40 yılla cezalandırılmadıkça, katillerin, tecavüzcülerin bile cezaları aflara, indirimlere uğratıldıkça bu millet artık susmayacak.

Nasıl sussun? En kutsal hak olan adaleti arıyor!

*****

Doyulmaz bir Ferhat Göçer konseri
Müzik insanları nasıl da devleştirebiliyor... Ferhat Göçer BKM’deki konserine tiyatro gibi başladı. Bir öykü anlatıyordu duygulu sesiyle...

“Aşk ve Hüzün” isimli iki perdelik Türk pop müzikalinin öyküsünü... O buna “müzikal” demişti, dekoruyla, hikayesiyle, yardımcı kadın oyuncusu ile zaman zaman dar kadrolu bir müzikal tadındaydı ama bence genelde Ferhat Göçer’in doyumsuz bir konseriydi. Her yeni şarkıyla biraz daha büyüdü sahnede... Biraz daha... Biraz daha.

Sezen Aksu’dan, Leman Sam’dan, Zülfü Livaneli’den, Kayahan’dan, Aysel Gürel’den, kendi şarkılarından... Eskiler, yeniler, en çok sevilenler...

Ve bizi oturduğumuz koltuklardan alarak müziğiyle, sesiyle kanatlandırdı, sonsuzluğa götürdü.

Öylesine güzel söylüyordu Ferhat Göçer... Sıra “Lâle Devri”ne geldiğinde salondan olağanüstü tatlılıkta ve yumuşaklıkta bir kadınlar korosu katıldı ona:

“Lâle Devri çocuklarıyız biz

Zamanımız geçmiş

Aşk şarabından kimbilir en son

Hangi şanslı içmiş”...

İnanın ben önce ses sahne arkasındaki profesyonel bir korodan geliyor sandım, öylesine kusursuzdu. Sonra baktım arkamdaki de söylüyor... Yanımdaki de... Nasıl kusursuz, nasıl güzel...

Yine Sezen’in “İstanbul, İstanbul olalı”da aynı koro nakaratta tekrar başladı:

“Ah İstanbul, İstanbul olalı

Hiç görmedi böyle keder

Geberiyorum aşkımdan

Kalmadı bende gururdan eser”...

Şarkılar bittiğinde bütün salon alkışlar, bravo sesleriyle çınlıyor, sonra tekrar nefeslerin bile duyulduğu sessizliğe dönüyordu.

Aysel Gürel’in Ünzile’sini, Kayahan’ın Esmer Günler’ini Göçer’le birlikte sahneye çıkan Menen Savaş söyledi. Harika bir ses ve yorumla... Zülfü Livaneli’nin Sevdalı Başım şarkısıyla izleyicileri bir kez daha büyüledikten sonra muhteşem bir finalle; Sessiz Gemi ve Çok Yorgunum’la bitirdi konserini Dr. Ferhat Göçer:

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan” diyerek... BKM’yi inleterek.

Böyle bir sese, böyle bir teknik ve disipline sahip sanatçılara çok sık rastlayamazsınız. Söylerken notaları hücrelerinde hissediyor adeta ve size de hissettiriyor.

Sahnede devleşmesinin nedeni de bu sanıyorum. Eve doğru yol alırken hâlâ “Ah İstanbul, İstanbul olalı” diye mırıldanıp duruyordum, bu güzel müziğe doymadığımı düşünerek...

DİĞER YENİ YAZILAR