Tam şu sıralarda AKP’nin “ne kadar demokrat” olduğunun duyurulması, topluma “hatırlatılması” gerekiyor ya, olup bitenlerden sonra “partinin kendisinin dile getiremediği” bu iddiayı bazı akademisyenlerden duyuyoruz.
Demek ki seçim öncesi seçmene bizzat bakanlar, belediye başkan adayları tarafından yapılan bütün o tehditler, medyaya açılan savaş, “bu grubun gazetelerini almayın” diyerek yapılan boykot çağrıları, medyadan, yargıdan başlayarak sokaktaki vatandaşa kadar yayılan baskılar, bu kapsamda Doğan Grubu’nu çökertmek amacıyla haksız yere çıkarılan ezici ağırlıktaki vergi cezası hep iktidarın “çok demokrat” olmasından kaynaklanıyordu da bu akademisyenler dışında kimse demokrasiden anlamadığı için millet fark edemedi...
ABD ve AB’nin düşünce kuruluşları ve medyaları, ABD İnsan Hakları Raporu, Avrupalı bilim adamları hep aynı yanılgı içine düşerek Türkiye’de siyasi baskının dayanılmaz boyuta geldiğini yazdılar, söylediler.
BBC, Reuters ve diğerleri Ergenekon operasyonlarının “cadı avı”na, cumhuriyetçi insanlar ve kurumlarla hesaplaşmaya, güç savaşına döndüğünü “demokrat” kelimesinin anlamını bilmedikleri için haber yaptılar.
Türkiye’de tüm hukukçular ve sanatçılara kadar tüm kesimler yine aynı nedenle -özellikle son operasyonda- kamu vicdanının yaralandığını haykırdılar.
İyi bir şey yine de öğrenmek (!)... Geç olsun, güç olmasın...
Dün başlayan bir röportajda Prof. Nilüfer Göle “AKP’nin seçimi daha İslâmcı olduğu için değil, daha demokrat olduğu için kazındığını” söylemiş.
Biz sosyolog değiliz ama bu terimlerin anlamını gayet iyi biliyoruz; “İslâmcı”nın “daha”sı olur mu?
Yine “dindar”la, “İslâm”la “İslâmcı” arasında bir kavram kargaşası yaratılmıyor mu?
Dindarın “daha dindar”ı olabilir ama dine dayalı yönetim isteyen, dini siyasallaştıran İslâmcılığın “daha”sı olmaz. Ya İslâmcıdır yani bütün toplum yaşamının ve devlet yönetiminin “İslâmi kurallara dayalı” olmasını ve insanların giyiminin ve ibadetinin bile devlet tarafından yönetilmesini ister ve “herkesin dinini inancını özgürce yaşadığı, baskı hissetmediği laik-demokratik sisteme karşı” olur ya da bunun tam aksi görüşte olur. Arası yoktur bunun...
Varsa Sayın Göle’den açıklamasını isteriz doğrusu, öğrenmek gerekir.
KARARI KİM VERDİ?
Kültür ve Turizm Bakanı Günay da “Ergenekon’da 12. dalga” denilen son operasyonu 12 Mart sonrasına benzetmiş ve “Ergenekon süreci AKP’nin aleyhine işliyor” demişti (arada nasıl bir ilişki kurdu acaba), herhalde partisinden gelen tepkiler üzerine bir yazılı açıklama yaparak sözlerini tamamen değiştirmiş, yumuşatmış. Bakalım koltuğunu koruması için yeterli olacak mı?
Hepsi ilginç ama bütün bunlar arasında en ilginç olay dün VATAN’ın manşetinde bulunan; “Savcılık kaynaklarına göre Prof. Türkan Saylan ve Tijen Mergen hakkındaki ev araması ve gözaltı kararı polisin talebi üzerine alındı” haberiydi.
Toplum tepkisi arş-ü alâya çıkınca sorumluluk polisin üstüne atılacak, bitecek demek ki...
Peki, hukuki olarak gözaltı kararlarını savcılık, tutuklama kararlarını hakim verirken nasıl oluyor da polis bu kadar ciddi bir konuda masum ve saygın insanların evini en özel eşyalarına kadar aramak, tüm evraklarına, bilgilerine, bilgisayarlarına el koymak, iki gün nezarette Çin işkencesi şartlarında yaşatmak üzere inisiyatif kullanabiliyor?
Bu iş oyuncak mı, insanların onuruyla oynamak, hiçbir ilgileri yokken zulmetmek bu kadar basit mi?
O “Polis”, İçişleri Bakanlığı’na bağlı değil midir, kimden emir alarak operasyona kalkışıyorlar? O emri kim verdi?
Daha önce “operasyonları polis mi hazırlıyor” diye sorulduğunda savcılar “Hayır efendim, olur mu öyle şey” dememişler miydi?
Sonra “Biz bu operasyona polisin özetine bakarak karar verdik” demediler mi, bu TV’lerde yayınlanmadı mı?
Milli Eğitim Bakanı Çelik “Saylan ve Mergen’e yapılanlar çocukları eğittikleri için yapılmadı” diyerek nedenini pekalâ bildiğini ağzıyla açıklamadı mı?
Bütün sorun bu işlere kalkışanların herkesi “saf”, bir kendilerini “akıllı” zannetmelerinden oluyor.
Durum bu değil, onun için çıkıp paşa paşa özür dilesinler... Özür dilemek büyüklüktür.
Büyüklük göstermek yeteneği ve saygısı olanlar için tabii!
Çevir kazı, at suçu polise...
Haberin Devamı

