Salı günü malûm medya kesiminin bazı gazetelerinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “kendisini 1978’de Gladyo tarafından öldürülen İtalya Başbakanı Aldo Moro’ya benzettiği” konuşma geniş şekilde verilmişti.
Yine bir “hukukçu ve başbakan yardımcısı”nın araştırma-soruşturma safhasındaki bir adlî olay hakkında söylemediği cümleleri ardı ardına sıralıyor; PKK’nın bir değil birkaç kez üstlendiği Tokat saldırısının “belki işbirliği halinde yapılmış bir eylem” olduğunu hâlâ tekrarlıyor, oradan “suikast iddiası”na atlıyor, “arının kovanına çomak soktuklarını” bu nedenle bazı örgütlerin ayakta kalabilmek için siyasilerin hayatına kastedebileceğini söylüyordu.
Verdiği örnek İtalyan Gladyo’su, yani “devlet içinde gizli örgütün” örneğiydi ki burada; kendisine suikast iddiasında da derin devletin, Ergenekon’un parmağı olduğuna inandığını anlatmaktaydı.
Kısacası, hukukçu-siyasetçi Bülent Arınç, her olayda; hatta alenen ‘PKK terörü’ olduğu bilinen olaylarda bile ilk anda öne atılarak bir “derin devlet” açıklaması yapıyor.
Bunu çoğu kez Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ve bazı başka isimlerin benzer imâları, açıklamaları izliyor.
Tokat saldırısında da “PKK’nın merkezinden bağımsız bir başka örgüt, diğer örgütlerle bağlantılı, araştırıyoruz” benzeri cümleleri hemen söylediler, suikast iddiasında da ‘iddiayı gerçek farzeden’ yorumları anında yaptılar.
Hüseyin Çelik örneğin: önce “durumun kuşkulu olduğunu, askerî personelin üstünde Arınç’ın evinin adresi, Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın ev krokileri çıktığını” söylüyor, arkadan da alay eder gibi “yargıya saygı”dan söz ediyordu.
Bu komik çelişki diğerlerinin özensiz ve her nedense, her seferinde yargıyı beklemeden alelacele yapılmış konuşmalarında da dikkati çekiyor. Devletin tepesindeki isimler “derin devlet, Ergenekon, arı kovanı/çomak, milletin iradesine karşı gelen darbeciler, suikastçılar” benzeri açıklamaları yapınca arkadan kendilerine yakın medya kesimi atışı genişletiyor ve olmadık senaryolar ortaya çıkıyor.
Bülent Arınç’ın “Aldo Moro suikastı” benzetmesiyle aynı gün yine bu gazetelerde; Genelkurmay’da yapılan aramalar için “Türk Gladyosu’nun ordudaki uzantılarına ulaşılıyor” yorumları yapılmıştı.
ALDO MORO VAZİYETİ
Son durum nedir; Arınç’ın evinin önünde ‘suikast yapacakları suçlamasıyla’ yakalanan iki subay da gözaltına alınan diğer 6 askerle birlikte “suç işledikleri yönünde ‘kuvvetli’ şüphe ve delil olmadığı için” serbest bırakıldı. Aslında daha dürüst olursa bırakın ‘kuvvetli’yi, böyle ciddi bir Aldo Moro durumunda (!) en hafif şüphe veya delil bulunsa asla serbest bırakılmazlardı. Kaldı ki ‘Arınç’ın ev adresini yutma vs’ iddialarının yalan olduğu da bildirilmiş.
Tabii bu durumda birilerinin “ortalığa dökülen çamurları” temizlemesi, en basit mantık yürütmeye/düşünmeye bile gerek görmeden yapılmış konuşmaları yumuşatması, “çevir kazı (yoksa hindiyi mi demeli) yanmasın” yapması gerekir üzerinize afiyet... O nedenle Cumhurbaşkanı Gül “otorite olarak” hemen “TSK’ya karşı tasvip etmediği yazılar”dan, “kurumları yıpratmamak”tan, “Türkiye’nin hukukun en çok geliştiği ülkeler arasında olduğu”ndan söz ettiği bir açıklama yapmış. Daha önce askeri her fırsatta ve ilk anda suçlayan Hüseyin Çelik de “Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarına katılıyorum. TSK’ya karşı ölçüsüz suçlamalar var, bu çok rahatsız edici” demiş.
YIPRATAN KİM?
Hepsi bu kadar da değil, aynı konuşmada; “Totaliter yapılarda asla tartışma olmadığını, tartışma varsa hür bir medya ve hür bir siyasetin olduğunu, AK Parti üst düzey yöneticileri ve camiasının asla karamsar olmadığını” söylemiş.
Bütün bu anlamsızlığın ve hukuka saygısız gelişmelerin yoruma ihtiyacı bile yok aslında... Türkiye kesinlikle “hukuku en geri” ülkeler düzeyinde, şimdi başkalarını “TSK’yı (veya kurumları) yıpratmayın” diye uyarmaya kalkanların bu uyarıları, aynen “telefon dinleme olayı”nda olduğu gibi KENDİLERİNE yapmaları gerekiyor, Türkiye’de hür bir medya ve hür bir siyaset olduğuna ise ne bu ülkede ne de diğerlerinde hiç kimseyi inandıramazlar...
Polisle orduyu karşı karşıya getirerek, mağdur rolü oynayacak senaryolar düzenleyerek ve öte yanda etnik ayırımcılığın körüklenmesine neden olarak ve her konuda ülkenin rotasını değiştirerek Türkiye’yi berbat bir çıkmaza sürüklediler.
Hiç değilse 2010’un ilk günlerinde şu son rezaletten bir ders çıkarmaya bakmaları lâzım.
Sevgili okurlarım, hepinize daha mutlu, daha huzurlu ve sıkıntılarınızın hafifleyeceği bir yeni yıl diliyorum. Bu dileklerin gerçekleşeceğini hayal ederek.

