Dün Japonya’daki nükleer santralde iki patlama daha olmuş ve ABD’den sonra dünyada en fazla nükleer santrale sahip ülke olan Fransa ’da hükümet “Japonya kontrolü kaybetti, artık saklamaya gerek yok, kıyamet yakındır demek yanlış olmaz” benzeri bir açıklama yapmış.
Aynı sıralarda Türk hükümeti “Ne yapalım, tehlike var diye açmayacak mıyız” diyerek “tüp gaz kullanmanın da tehlikeli olduğu” gibi alakasız örnekler vermekle meşgul. Rusya ise “Bu işi bize emanet etmekle iyi yaptınız, emin ellerdesiniz” diyor. Ne kadar emin ellerde olduğumuzu anlamak için Rusya ’nın (o zaman SSCB sınırları içinde olan Ukrayna’da) yarattığı Çernobil faciasına tekrar göz atmak yeterli..
Tamamen kendi teknisyenlerinin arka arkaya yaptığı fahiş hatalardan, güvenlik sistemlerini kapatmalarından kaynaklanan patlamalarda 15 bin kişi ölmüş, 50 bin kişi sakat kalmış, üçte biri çocuk olan 3.5 milyon kişi ölümcül rahatsızlıklara yakalanmış , patlamadan iki gün sonra Batı Avrupa ülkelerinin de “radyasyonlu serpintilerin rüzgarla taşınması” sonucunda etki alanına girdiği görülmüştü..
Peki şimdi Rusya’nın artık hata yapmayacağı nereden çıkıyor? Ta Japonya ’daki patlamanın birçok ülkeye zarar vereceği açıklanırken tüm Türkiye’ye zarar verebilecek adım bu kadar kolay atılabilir mi?
Bu konunun TBMM’de (NİTELİKLİ ÇOĞUNLUK İLE) tartışılması istenmelidir!
CHP bütün partileri zorlasın!
Bence dünkü haberler içinde “ülke geleceği açısından en önemli” haberlerden biri “Ana Muhalefet Partisi’nin asıl bombayı yeni anayasa için hazırladığı taslakla patlatacağı” haberiydi. Radikal’in haberine göre CHP’nin anayasa taslağında “değiştirilmesi teklif edilemeyecek maddeler” arasında yer alan; Vatandaşlık tanımı, laiklik ve ana dilde öğrenim konusunda öneriler..Askeri Yargıtay, YÖK ve dokunulmazlıkların kaldırılması.. Seçim barajının yüzde 5’e düşürülmesi, temel hak ve özgürlüklerin, basın özgürlüğünün güvenceye alınması gibi konular var. Bunların çoğunun “demokrasi gereği olarak yapılması gerektiği” biliniyor.
Özellikle son birkaç yıl içinde ortadan kalkan, asla söz edilemez hale gelen “basın özgürlüğü” ve “temel insan hakları”, hatta “hukukun bizzat yargı tarafından” yok farzedilmesi .. Örneğin “tutuklulukların mahkumiyete dönüştürülmesi, bazı davaların sonsuza kadar sürecek görünmesi, Deniz Feneri gibi uluslar arası dev yolsuzluklara hala dokunulmaması, kadın ve çocuklara karşı işlenmiş en ağır ‘şiddet suçları’nın cezasız bırakılarak teşvik edilmesi listenin başında gelmelidir. Ama..
DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDELER!
Ama rejimi ve ülke bütünlüğünü güvenceye almak için Anayasa’da yer verilmiş olan “değiştirilemez maddeler” konusu çok farklı.. Bugüne kadar “dokunulamaz” denilen bu maddelerin değişmesini aynı zamanda BDP ile PKK terör örgütü de “kendi talepleri doğrultusunda olmak üzere” istiyor. Aslına bakarsak onlarca yıldır sürdürülen ve 30 binden fazla can kaybına neden olan PKK terörünün gerçek nedeni yıllar boyu anlatılan masallar değildi, buydu..Referandumu “boykot ederek” ve el altından “Evet” için çalışarak iktidar partisine verdikleri desteğin nedeni de aynı ümitti.. Başbaşa görüşmeler yapıldığı, bazı “önemli sözlerin verildiği” Öcalan’ın ve BDP’lilerin ifadelerinden anlaşılmıştı.
CHP’nin “Çağdaş Anayasa” adını verdiği taslakta “vatandaşlık” tanımının “yurttaşlık” olarak değiştirileceği, laiklikte yapılacak değişikliğin ise “mezheplere eşit haklar ve her mezhebin taleplerinin karşılanması” yönünde olacağı açıklanmış. Bununla birlikte ciddi bazı sorular da ortaya çıkıyor; “değiştirilemez maddeler”i bir parti bu şekilde değiştirmek istediği takdirde her parti kendi talebine göre değişiklik istediğinde ne olacak? Sınırlara kim karar verecek? Madem ki değiştirilemez maddelerin değişmesi bu kadar kolaydır o zaman ilk anayasadan bu yana “değiştirilemez” kabul edilmesinin anlamı neydi?
‘BEDELLİ’ VE ‘ANAYASA’!
CHP ’nin “aile sigortası” konusunda ve aynı fikirde olsak da olmasak da “bedelli askerlik” konusunda ezber bozmasının AKP hükümetinin hoşuna gitmediği görülüyor. Mesela Ana Muhalefet; bedelli askerliğin “imkanı olanlar için bedelli, olmayanlar için parasız yapılacağını” açıklamasına rağmen Başbakan Erdoğan’ın “parası olan var, olmayan var” demesi ve “bu konunun gündemlerinde olmadığını” vurgulaması net bir tepkidir. Bu da “ancak CHP parlamento çoğunluğunu alabilirse” gerçekleşebilecek vaatler olduğunu anlatmaya yeter.
Anayasa taslağına gelince; CHP’nin taslağını hazırlamış olması güzel bir gelişme.. Şimdi yapması gereken şey (iktidara yakın ve onların daha önce taslak hazırlatmak üzere seçtiği Anayasa hukukçularının da “mutlaka açıklanmalı” dediği gibi); CHP “hükümetin hazırladığı taslağın da seçimden önce mutlaka açıklanmasını” istemelidir. Daha önce de defalarca yazıldı, milletin “neye, gelecekte hangi sorunlara veya çözümlere” oy verdiğini bilme hakkı vardır!
DARBEYE MAZERET OLMAZ!
Sevgili okurlarım, dün birinci yazımın sonunda “12 Eylül darbesinden önce insanlar ölüyordu” mazeretiyle (ve olmamış darbeler için, iddialara dayanarak yıllardır bitmeyen sorgulamalar yapılırken) gerçek bir darbeyi meşrulaştırmaya çalışanlara ‘Darbeye niyetlendikten sonra bu ortamları yaratmak çok mu zordur’ notunu koymuştum, cümlenin yarısı sanıyorum ‘teknik bir hata nedeniyle’ çıkmamış, özür dilerim.

