Çernobil de önemsizdi!

Burnumuzun dibindeki Çernobil Nükleer Santralı patlamasını da önemsememiştik biz...

Haberin Devamı

Burnumuzun dibindeki Çernobil Nükleer Santralı patlamasını da önemsememiştik biz... Hatta dönemin bakanı üşenmemiş, radyasyonlu çayların yasaklanmaması için bizzat Karadeniz'e gitmiş, çayları höpürdeterek içip fotoğraf bile çektirmişti. O hafife alma ve umursamama neticesinde Rusya olaydan yüklüce bir tazminat dahi ödemeden kurtuldu.

Eh tabii bu radyasyonun etkisi hemen değil, aylar sonra ortaya çıkıyor ve uzun yıllar boyunca da devam ediyor. Sakat çocuk doğumları ile kanser vakalarındaki (hem de genç yaşlarda) artışın Çernobil'le bağlantılı olabileceğini de kimse merak edip araştırmadı.

Başka ülkelerin tek vatandaşı için savaş çıkardığı bir dünyada, bizim gibi "halkını düşünmeyen, güvenliğine önem vermeyen" yönetimlere sahip ülkeler kullanılır elbette.

Hollanda'nın 7 yıl bekletip kıyılarına yanaştırmadığı asbestli Otapan isimli gemi sökülmek üzere Türkiye'ye geliyormuş. Sınırlardan bir kez girdi mi bir daha kurtulamadığımızı iyi bildikleri halde Çevre Bakanlığı yetkilisi "Korkacak bir şey olmadığını, bunun bir ticaret olduğunu" söylemiş.

Tamam korkmayalım. Ama aynen PKK sorununun çözümü gibi (ki son kurban, Binbaşı Adil Karagöz'ün acılı annesi Vatan sağolsun demeyeceğim'le başlayan sözlerinde yerden göğe haklıdır) bu sorun da "yetkililerin aynı görevi üstlenmesi, böylece tehlikenin çözümüne kafa yorması" ile halledilebilir.

Çay içmekle radyasyonun içinde bulunmak aynı şey değildir. Bu kez de "tehlike olmadığına göre" Çevre Bakanı gemi sokulurken orada olursa açıklamanın inandırıcılığına katkısı olur. Aynen milletvekili veya bakan çocuklarına Bingöl'de askerlik yaptırılması gibi...

Ne dersiniz?

Polisi korumakla neyi çözeceksiniz?
Çok yakında başka toplumların bize "barbar" suçlaması yapmasına gerek kalmayacak, böyle olduğumuzu biz baştan kabullenmek zorunda kalacağız. Bir düşünün; acaba yeryüzünde hangi ülkede her Allah'ın günü savaş yapılıyormuşçasına yüzlerce insan adi katillerin, trafik canavan hasta sürücülerin, magandaların, "namus-töre" diye kadın katliamı yapanların veya tecavüzcülerin, kadın satıcılarının, uyuşturucu şebekelerinin kurbanı oluyor?

Hele de "AB'ye bizi alın" diye, "Aman turist gelsin" diye çırpınan bir ülkede bu rezalete nasıl göz yumulabilir?

Bıkmadan, usanmadan yazacağım bunu; şu anda Güneydoğu, Irak, İsrail-Lübnan vb, vb, bütün olaylar dahil Türkiye'nin bir numaralı sorunu şiddet ve bunun sonucunda hergün kaldırılan cenazelerdir.

Ve ortada üç sorumlu vardır; Öncelikle vatandaşın can güvenliğini sağlayamayan siyasi iktidar (ki benzer olaylar ABD' de veya bir Avrupa ülkesinde bu hızla sürüyor olsa halk ve basın hükümet aleyhinde kıyameti koparır, istifasını isterdi), diğerleri de kanunları uygulamayan yargı ile suçluları yakalamayan Emniyet güçleri...

Töre cinayetleri son hızıyla devam ediyor, öte yanda hükümetten veya meclisten birileri çıkıp "Tamam, işe başladık, önleyeceğiz" masalları anlatıyor.

Bunca kadın, kız, genç, tecavüzcülerin, kadın ticareti yapanların, uyuşturucu satıcılarının elinde telef oluyor kimsenin umurunda değil. Sanki TV'lerden, gazetelerden hikâye dinliyor, okuyoruz.

PKK terörü için Yılmaz Erdoğan'ın attığı "Yalvarıyorum, durdurun bu vahşeti" çığlığını hepimiz bu şiddet dalgası için de atmak zorundayız. Milletçe sorumluları göreve davet için halâ ne bekliyoruz?

Yarın bu konuya devam edeceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR