TV'lerin vurdumduymazlığına dayanan bir büyük sorun daha... Biz, sanatçıların gezmesi, tozması, evliliği, boşanması, magazin, reality show dolanıp dururken, lâle sümbül biçerek, kahve tütün içerek günümüzü gün ederken, reklâm, reyting, tiraj bencilliğiyle halkı uyuştururken bu halk ölüyor. Bayram tatiline çıktığı için yollarda ölüyor, deprem önlemlerini es geçtiğimiz, hatırlatmadığımız için ölüyor. Her yaz mevsiminde damlara serdiği yataklarından zemine çakılarak ölüyor. Şofben veya doğalgaz sızıntısından, taksilerde -tehlike bilinmesine rağmen kaldırılmayan- LPG patlamasından ölüyor.
Önemi yok değil mi, "Giden gitsin kalan sağlar bizimdir"... Bu da bir tür nüfus plânlaması (!) bile sayılabilir. Geriye kalanlar Semranım'ı, 'sit-com'ları filan kaçırmasınlar yeter.
Ne milletmişiz abicim, gerçekten bizi laboratuvarlara alıp incelesinler ya... Bırakın AB'ye girmeyi, AB bizi alsın mikroskop altında incelesin.
Bunca sorunu olan, her gün ihmalden ölüm, her gün cinayet, tecavüz, soygun, vurgun yaşayan ama bunları önleyecek programlar isteyeceğine, yapacağına TV'sinde de oturup en kanlı mafya dizilerini, küfürün, şiddetin en şanlısını çocuklarıyla izleyen bir toplum, ancak incelenebilir.
Kısa süre önce dünya güzeli, üniversite mezunu bir genç kız şofben zehirlenmesiyle, 21 yaşındaki genç polis çift doğalgaz sızıntısıyla öldü. Taksim'in göbeğinde, TV'lerin önünde iğrenç tacizler yaşandı. Bunlar sadece duyduklarımız. Duymadığımız binlercesi var. Ama boşverin bu can sıkıcı. Sahi, sizin bu haftaki en popüler kaynana ve gelin adayınız kim?
'KPSS' basit bir olay değil!
Çok önemli olan ve TV konuşmalarında "O sadece bir genel kültür sınavıdır, bu kadar itiraza gerek yok" sözleriyle geçiştirilemeyecek kadar sorun yaratan diğer konu KPSS. Bu konuda yazdığım "Evde çürüyen öğretmenler" başlıklı yazıdan sonra Türkiye'nin dört köşesinden adeta 'mail' yağdı. İnanın bana pek az konuda böyle bir tepki bombardımanı görülmüştür.
Sadece şu satırlara bakın:
"İnsanlar yeni bir yıla girdiler coşkuyla, doruktaki sevinçlerle. Oysa bu yıl, bekleyişimin üçüncü yılı olacağından nasıldır sevinç duymak, nasıldır tatlı uykular bilmiyorum. Haber edilseydi bize önceden, diploma ve düşlerimizle evimizin bir köşesine savrulacağımız, yemin olsun kaçardık o rüyadan korkutucu dalgalardan kaçarcasına!"..
"Tok, açın halinden anlamazmış" derler ya, işi, gücü olan, keyfi yerinde insanlar da bu idealist genç öğretmenleri anlayamaz. Ben kendimi onların yerine koymaya çalışıyorum; öğretmen olduğu halde otellerde resepsiyon memurluğu veya sekreterlik yapanların, daha da kötüsü hiçbir işi olmayıp evinde "öğrencilerin hayaliyle" gün, saat sayanların.
Zor bir fakülte dönemini hayallerle ve başarıyla bitiren gençlerin önüne zor bir sınav koyarak eğitim sistemindeki bozukluğun cezasını onlara çektirmek adalet değildir. Doğu'da, Güneydoğu'da okullar öğretmen beklerken bu gençler neden iş bulamıyor ve zehir zemberek yıllar geçiriyorlar?
Diğer bakanlıklardan, bakanlardan sorularımıza cevap alıyoruz. AKP Hükümeti'nden önce (özellikle de, Allah rahmet eylesin Milli Eğitim'e sonsuz yararları olmuştur; Müsteşar Bener Çordan'ı kaybetmeden önce) Milli Eğitim Bakanlığı'ndan da alırdık, şimdi ses seda çıkmıyor.
Beyler kendimiz için değil, ümitle, merakla, stres içinde bekleşen öğretmenler için soruyoruz, nedir cevabı?
Bu sınavda geçemiyorlar diye sonsuza kadar diplomaları yok mu farz edilecek?
Bakan Hüseyin Çelik'in KPSS sorununun nasıl çözüleceğine dair cevabını bekliyoruz!
Can alan ihmaller ve vurdumduymazlığımız!
TV'lerin vurdumduymazlığına dayanan bir büyük sorun daha...
Haberin Devamı

