Camide uyanık bir kameraman...

Haberin Devamı

Sevenleri Aysel Gürel’i Teşvikiye Camii’nden çok kalabalık bir topluluk olarak ebediyete uğurladı.

Dün onun için yazdığım yazıdan sonra TV’lerden Gürel’i anlatmamı isteyen telefonlar erken saatte gelmeye başlamıştı ama camiden sonra kendi annemi (ki uzun süredir rahatsız ve yatakta biliyorsunuz, yazmıştım) ziyarete, oradan da yazıma ve diğer çalışmalarıma koşacağım için zaman yok, kabul edemedim.

Gelelim camiye... Tören bitti, avlu boşaldı, biz de caddede arabamızı beklerken Habertürk ekibi geldi, muhabirini tanıyorum biraz da onun için “iki dakikacık bize Aysel Hanım’ı anlatın” ısrarlarına ‘hayır’ diyemedim ve geri dönerek avluya girdik. Bomboş... Etrafta iki üç kişi ve birkaç kamera kalmış. Çekim yapılmadan önce bir dakikada dondurucu soğuktan kıpkırmızı olmuş burnuma ve neredeyse morarmış dudaklarıma hafif bir rötuş yapayım diye aynamı çıkardım bakıyorum ki bir kameranın beni yakın plan çekmeye başladığını fark ettim.

Görmemiş gibi yaparak devam ettim ama ben görmedikçe o yanındaki türbanlı kadın muhabirle birlikte burnumun dibine kadar girerek çekiyor. Çekti ve sessizce uzaklaşmaya başladı.

Ben de o anda “Neden çektiniz bunu, ne işinize yarayacak” diye seslendim. Kameraman beklemediği tepki ile şaşırarak “Daha önce başkalarını da çektik, törendekileri çekiyoruz” gibi bir şeyler söyledi.

“Hayır” dedim, ‘Onun için çekmediniz, namaz için toplanılan cami avlusunda makyaj yapıyordu demek için çektiniz, oysa ben şu anda boş bir avluda, bir köşede sizi ve başkalarını hiç ilgilendirmeyen, özel bir hazırlıkla meşgulüm ve çekmeniz için bir neden yok’...

Kameramandan görüntüyü bulmasını ve silmesini istedim. O “bir türlü bulamazken”, zaman geçer ve Habertürk muhabiri “yayına girdik” diye bağırırken bende tansiyon biraz arttı ve maalesef cami avlusunda bir tartışma yaşandı. Zaten üzgün olduğum bir anda daha da çok üzüldüm ve gün boyu yetecek ölçüde sinirlerim bozuldu.

O vaziyette de, belli etmemeye çalışarak söz verdiğim konuşmayı yaptım.

Nedir şimdi bu? Neredeyse türbanlı olmayanların (veya AKP’li olmayanların) camiye gitmesini, ibadet etmesini bile kabul etmeyen, dini, inancı kendi tekellerine alan bir anlayış yayılırken bir yandan da “Türkiye’de yapılan tartışma, yaşanan gerilim bir din-inanç tartışması değildir. Sonunda ülkenin rejimini tehlikeye sokacak gelişmelere yol açacak adımların tartışmasıdır. Dikkat edin, sonunda uyandığınızda geç olabilir” diyenlere karşı bir yıldırma faaliyeti sürüyor.

Uyarı amacıyla bazı örnekler vermişseniz veya gazetelerde bir takım haberler çıkmışsa hemen bunlar yalanlanıyor. Yalanlanırken yazan/konuşan kişinin aslında “dine karşı” olduğu ya da artık aynı anlama getirilen “laik” olduğu söyleniyor. Yazdıklarını “tahrik amaçlı” o da değilse “darbe yanlısı” yazdığını eklemek hiç unutulmuyor...

Kısacası “sadece türban” üzerinden bölünen kitlelere bunun dinî değil siyasi nedenlerle yapıldığını anlatan, anlattığı da dikkate alınacak insanlarla uğraşılan bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Tam “Allah’a emanet” bir dönem... Bakalım Türkiye’yi bu bölünmeden nerelere götürecekler?

*****

Ne “yasakçı” anlayış bu!

Bugüne kadar “üniversitede türbana izin” tartışılırken buna taraftar olanlar hep “özgürlükçülük” ve “yasakçılık”tan söz etti. Destekleyenler “özgürlükçü”, desteklemeyenler “yasakçı” oldular.

Bugün ise gerek AKP’nin içindeki aydın isimler, Bilim Kurulu ve Komisyon’dakiler gerekse MHP kesinlikle “ilk ve ortaöğretim ile kamuda türban olamaz” diyorlar. Son olarak Kültür ve Turizm Bakanı Günay da;

“Kamuda çalışanların da türban düzenlemesinden yararlanması söz konusu olursa ciddi kaos çıkar” dedi. Onlar hâlâ üniversitede serbest bırakıldıktan sonra bu istek geldiğinde konuşarak önleyebileceklerini zannediyorlar. Bu konuda Bilim Kurulu’nu bile beklemeden, onları devre dışı bırakarak iki kişinin anlaşmasıyla değişikliğin yapılma kararlılığının anlamını hâlâ fark etmiyorlar.

Bu bir yana, şimdi “Nasıl bir yasakçı anlayıştır bu” demez misiniz? Önceden de söz etmiştim, tekrarlıyorum; formül bulmaya çalışarak “yalnızca türbanı” ayırmanız eşitliğe aykırıdır bu bir... Üniversitede serbest bırakıp diğerlerine yasak koymanız da yasakçılıktır bu iki... Nasıl oluyor da sadece kendilerinin doğru bulduğu örtünme biçimine ve yalnızca kendi istedikleri alanda izin vermek haklı, doğru ve de özgürlükçü çözüm oluyor; AKP, MHP, liberaller ve tüm destekleyenler açıklamak zorundadır.

DİĞER YENİ YAZILAR