Hiçbir medeni ülkede görülmeyen tüm saçmalıklar, tüm çağdışı olaylar bizde mutlaka görülecek ya, neler izleniyor neler...
Örneğin bir tarafta “Beyaz Türkler” saçmalığını anlamaya çalışırken diğer tarafta “cahil dediler, bidon kafalı dediler, göbeğini kaşıyan dediler” teranesinin arkası kesilmiyor.
Referandum öncesinde gayet haklı olarak, anayasa hukukçularının bile birbiriyle hiç alakası olmayan açıklamalar, yorumlar yaptığı anayasa değişikliklerinin halkın önüne sürülmesi eleştirildi. Ancak yüksek düzeyde eğitimi olan vatandaşların “bu değişiklik sonunda neler olacağını anlayabileceği”, geriye kalanlar özellikle de hiç eğitimi olmayan kesim anlamayacağı gibi, din ve etnik köken üzerine söylemler ve başka yöntemlerle yanıltılabileceği söylendi.
Siyasi etiğin ortadan kalktığı, halkın da her tür kural dışı şarta alıştırılıp, kayıtsızlaştırıldığı durumlarda görülebilen bir tablo bu, ki değişikliklerin asıl sorun yaratacak kısmı yerine “israrla aynı pakete konan ve kafa karıştırmayı sağlayan olumlu maddeler”in gündemde tutulduğunu, her tür baskının da yapıldığını” kimse yadsıyamaz.
Durum ortadayken hala bu “cahil dediler” vurgusu kasıtlı olarak sık sık yapılıyor. Salı akşamı TV’de bir açık oturumda, bir doçent (üstelik doçent) büyük bir keyifle ve bir gerçeği ifşa ediyormuş gibi “Referandumda yüzde 42, yüzde 58’e cahil dedi” cümlesini tekrar tekrar söyledi. Diğer konuşmacıların hiçbiri de “Hayır bu doğru değil, sadece tablo yorumlanırken ‘daha eğitimli ve ekonomik olarak da daha rahat olan’ sahil kesimlerinin değişikliğe hayır oyu kullandığı söylendi, ikisi aynı şey değil, siz bu haksız ve yanlış yorumunuzla halkı bölüyorsunuz” demedi.
Oysa kendine göre kimbilir hangi nedenle buna benzer bölme, kışkırtma yapanların somut açıklamalarını da (varsa tabii) birlikte yapması gerekir. Öyle ‘at ortaya bir laf, havada asılı kalsın, bakarsın işe(!) yarar’ olmaz, hele de bir doçent bunu yapmaz.
KENDİNE YAKIŞTIRIYORSAN...
Bir de “Siz bu ülkenin sahibisiniz, biz bidon kafalıyız, göbeğini kaşıyanlarız değil mi”ciler var hiç bıkıp usanmayan. Mektuplar gelir, köşelerde tribüne oynamak isteyenler yazılarına tıkıştırır.
Neden kendilerinin de öfkelendikleri kişiler kadar “bu ülkenin sahibi” olduklarına inanmadıkları bilinmez. Kendilerine “bidon kafalı” veya “göbeğini kaşıyan” olmayı hangi nedenle yakıştırdıkları bilinmez. Bazı gazetelerin bazı yazarları hangi niyetle bu çirkin kışkırtmayı yapar durur, asla bilinmez.
Örneğin Salı günü bana buna benzer bir mektup gönderen Yahya Sinan isimli okura (ve hiç kimseye) ben bunları söylemediğime, söylemeyeceğime göre demek ki kendisi uygun bulmuş... Büyük ihtimalle uzun zaman önce bir meslektaşımızın yazısından yola çıkılarak ve siyasi istismara uygun bulunarak bugünlere ulaştırılan kelimeler bunlar. Ama sıktı yani... Toplumda kimse kimseyi aşağılamadığına, bir diğerine böyle hitap etmediğine göre bu provokasyonun, bu kompleksin sakız gibi sünüp durması sıktı. İşiniz mi yok yahu?
Bundan sonra benzer lafları kullanıp duygu sömürüsü yapanlara; “Sen kendine yakıştırıyorsan bidon kafalı olmayı, buyur kullan” demek gerekiyor herhalde!
Öğrencinin 'demokratik hakkı'na inanmak!
Ben de moda köşe yazısı tarzına geleyim bugün... Siyasi kazançların işe karışmayıp samimi olarak ‘üniversite öğrencilerinin demmokratik hakkının savunulmakta olduğuna’ ne zaman inanırım? Bu savunma sadece türban konusuyla
sınırlı kalıp diğer hakların ağza bile alınmamasına
son verildiği zaman.
Sık ama çok sık görülüyor, siyasetçiler bir yerde konuşma yaptığında ‘fırsattan istifade’ isteklerini dile getiren veya protesto sloganı atan öğrencilere polis tarafından ciddi şiddet uygulanması. Yerlerde sürüklenerek götürülüyor ve gözaltına alınıyorlar.
Cumhurbaşkanı Gül, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde akademik yılın açılış konuşmasını yaparken “Parasız eğitim istiyoruz” diye slogan atan kız öğrencilerin saçlarından sürüklendiğini gösteren fotoğraflarla verilen “gözaltına alındılar” haberi de gerçekten demokratik bir ülkede asla görülmeyecek, duyulmayacak bir haberdi. İnsanın içini
acıtan cinsten!
Bu polisler yetkileri dışında ve assıl suçun kendisi
olan bu eylemi hangi cesaretle ve yetkiyle yapabiliyorlar
ve “öğrenci hakkı” diye bas bas bağrılırken buna neden susuluyor, açıklama rica edebilir miyiz?

