Çadırda yaşayan şehit annesi

Haberin Devamı

Irak’a sınır ötesi operasyon bitti ama şehitlerimizle ilgili mektuplar gelmeye devam ediyor. Elbette onları ve ailelerini yalnızca operasyon veya terörist baskınları nedeniyle hatırlayacak değiliz, her zaman yazacağız.

Müzeyyen Önal isimli okurumuzun anlattığı “Mersin’de yaşayan yoksul şehit ailesi”nin durumu son derece üzücü, dinleyin bakın:

“Ruhat Hanım saygılar; sizin şehitler konusunda ne kadar duyarlı olduğunuzu biliyorum, bizim dillendirip duyuramadıklarımızı duyuruyorsunuz, bundan dolayı teşekkür ederim. Ben 1984 Eruh Baskını’nı yaşayan emekli asker ve emekli öğretmenim. Aynı zamanda evladını kaybetmiş bir anneyim. Gelen şehit cenazelerini izleyemiyorum. Ama son şehitlerde sadece tanık olduğum bir şehit ailesi yüreğimi parçaladı. Sanmayın ki diğerleri parçalamadı, hepsi aynı (hani bir söz vardır, ateş düştüğü yeri yakar).

Ama beni derinden yıkan Mersin Silifkeli şehidin ailesi oldu. Çadırda yaşayan bir aile, annenin beli kamburlaşmış... Acaba o aile için neler yapılabilir? Acaba annenin beli daha da kamburlaşmadan onları kaldırabilir miyiz? Siz şayet yazılarınızda dile getirirseniz inanın ki halkımız o aileye sahip çıkacaktır. Müzeyyen Önal-Manisa”

ORDU DUYSUN

Ben elbette köşemde kampanya açabilirim, daha önce bazı durumlarda bu kampanyaları açtık ama şehit ailelerine yardım konusu halka değil devlete ait bir görev olmalı... Devlet onlara bakmak, şehit annelerine, babalarına, eşlerine ve çocuklarına ömür boyu rahat yaşam sağlamak zorundadır. O genç askerler vatan uğruna ölmeselerdi aileleri için çalışacaklardı, şimdi bunu yapamıyorlar.

Örneğin bu koca devlet hiç değilse Silifkeli şehidin ailesine sağlayacağı rahatlığı sağlamıyor, onları çadırda kaderiyle başbaşa bırakıyorsa o şehit rahat uyuyabilir mi?

Gençlerin askerlik yapması vatan borcu ise devletin şehit ailelerine bakması da insanlık borcudur.

Bu görev Milli Savunma Bakanlığı’na mı, Genelkurmay Başkanlığı’na mı aittir bilemem ama kime ait olursa olsun yapılmak zorundadır!



***




Yaprak Dökümü ve Mutluluk

Recep İvedik filmini yazarken “Yaprak Dökümü gibi kusursuz dizilerin yapıldığı bir ülkede kusursuz filmler de yapılabilir” demiştim ki bunu yazarken aklımdan “Mutluluk” geçmişti.

Yaprak Dökümü gerçekten de bugüne kadar televizyonda yapılan başarılı diziler arasında bence liste başıdır. Birkaç gün önce “En İyi TV Dizisi” ve “En İyi Yönetmen” ödülleri yanında çok takdir ettiğim Halil Ergün ile Güven Hokna’nın da “En İyi Erkek/Kadın Oyuncu” ödüllerini aldıklarını duyunca bu ödülleri fazlasıyla hak ettiklerini düşündüm.

Başladığı günden bugüne tüm ekibiyle sıradışı bir performans sergileyen Yaprak Dökümü izlenme rekorları kırıyor ve uluslararası düzeyde bir kalite ortaya koyuyor.

Bunun nedeni şüphesiz yetenekli oyuncuların yanında ciddiyet, sorumluluk, kolaycılığa kaçmamak ve seyirciye saygı olmalı. Böyle olduğu zaman reklam balonları patlatmaya gerek kalmıyor. Yaprak Dökümü ekibini gönülden kutluyorum.

Onların ödül alması beni hiç şaşırtmadı ama Mutluluk filminin SİYAD ödülleri arasında yalnızca “En İyi Müzik” ödülüne layık görülmesi tam aksine çok şaşırttı. Zira Türkiye’de son yıllarda yapılan en kusursuz film de kadın, erkek oyuncu, yardımcı erkek oyuncu gibi çok ödüle layık ama hepsinden önce “En İyi Senaryo” ödülünü kesin alması gerekirdi. (Ne gariptir ki bu ödülleri diğer ülkelerden aldı: Portekiz’de yapılan Funchal Uluslararası Film Festivali’nde “En iyi Film”, “En iyi Yönetmen”, “En iyi Oyuncu”, Avrupa Konseyi tarafından “2007’nin En İyi Filmi” ve Montpellier Uluslararası Film Festivali’nde de seyirciler tarafından “En iyi Film” seçildi.)

Evet “zevkler değişebilir” diyebilirler ama 8 ödülü birden yalnızca 34 bin kişi tarafından izlenen bir filme (Yumurta) dağıtacak kadar da değişemez herhalde.

Bir de “Mutluluk” kaç kişi tarafından izlenmiş bakıversinler. İyi ki gitmemişim ödül gecesine gitsem hayretimi saklamam güç olurdu.

Bu arada duyduğum en iyi haberlerden biri Metin Akpınar ile Zeki Alasya’nın bir müzikalde beraber oynayacakları haberi.

Metin Akpınar Her Açıdan’a geldiğinde onların Devekuşu Kabare günlerini (özellikle de ‘Haneler’ oyununu) nasıl özlediğimi söylemiştim.

Temiz kalplilerin dileği tutarmış, nasıl da hemen oldu!

DİĞER YENİ YAZILAR