Gel de yazma’ dedirten mektuplar gelir bazen... O kadar güzel yazılmışlardır veya öyle sürprizler içeriyorlardır ki dayanamazsınız.
Antalya’dan yazan ve “her gün yazılarımı dikkatle okuduğunu” söyleyen 8. sınıf öğrencisi Funda Yanıkören’in mektubu da bunlardan biriydi.
Kadınların tecavüzcüleriyle evlenmelerini, çocuk tecavüzlerinde ise çocuğun rızası olup olmadığının sorulmasını (yazarken bile dayanamıyorum, yine mahkemelik olacağım Allah’ım sabır ver) öneren, yasalarda bu yönde değişiklik yapılmasını isteyen iki hukuk profesöründen söz ediyordu Funda...
Açtıkları 150 milyarlık davalardan sadece her biri 8 ve 10’ar milyon tazminata hak kazanan bu “prof.”lara davaların sürdüğü 3 yılda biriken faizler nedeniyle toplam 35 milyar ödediğimi ve her iki davayı da AİHM’ye gönderdiğimi yazmıştım hatırlayacaksınız.
İşte Funda’cık, bu duyarlı ve akıllı genç kız “O kişilere harçlığımdan ayırıp gönderdiğim 5 YTL’yi, kazanmış oldukları tazminata ekleyip ödeyin” dediği mektubunun içine parayı koyarak göndermiş.
O tazminatlar ödendi ama ben bu mektubu okurken ve şu anda da göz yaşlarımı tutamıyorum. “Tek bir noktasına dokunamazsınız dedikleri tasarıyı tepkilerinizle değiştirttiğiniz için size ve sizin gibi emeği geçenlere saygılarımı sunuyorum” diyen gençlerin varlığı, bu toplumun huzuru adına ödediğim ve ödeyeceğim hiçbir faturadan pişmanlık duymamamı sağlıyor.
Hepsi helâl olsun.
Sevgili Funda’ya teşekkürlerimle parasını iade ediyor, onu duyarlılığından dolayı, anne ve babasını ise böyle bir evlat yetiştirdikleri için kutluyorum.
Bakan şiddet sunuyor!
Savunma Bakanı Vecdi Gönül 24 bakana birer hediye vermek istemiş, düşünmüş taşınmış ve silahta karar kılmış. Doğrusu epeyce düşünme ve epeyce taşınma gerektiren bir buluş, onu da kutlarız!
Şiddetten bu kadar çeken, artık lise öğrencilerinin çete kurma ve silah kullanmada tavan yaptığı ve bunun öncelikli sorun olarak ele alınması gereken (ama koltuk kapma önceliği nedeniyle bir türlü sıra gelmeyen) bir ülkede çok ama çok örnek bir davranış (!)
Bakanların silahlanmayı, şiddeti önlemek üzere çareler üretmesi, en azından doğru örnekler sunması gereken bir ülkede şiddet sunmak müthiş bir buluş!
Bunu görünce doğal olarak “Bakan bunu yaparsa gerisi ne yapmaz” diyorsunuz ve gazetelerin üçüncü sayfasına bakınca da neler yapacaklarını görüyorsunuz.
Vecdi Gönül’ün silah hediye etmesi üzerine gelen sayısız tepki mektubu ve telefonunda vatandaşlar bu silahların derhal iade edilmesini, edildiğinin de topluma duyurulmasını istiyorlar.
Sayın Gönül (ki adı cumhurbaşkanı adayları arasında halen geçmektedir) mutlaka bir hediye vermek istiyorsa, örneğin bakanlar adına gençlere burs versin veya yanan ormanların yerine ağaç diktirsin.
Magandaların masum insanlara silah doğrultmasını önlemeye çalışırken silah hediye etmesin. İnsanlar yanlışlara, usulsüzlüklere karşı tepkisiz hale getirildilerse de Türkiye’nin artık bu tür hatalara dayanacak hali kalmadı!
İçkisiz Laila, ılımlı Türkiye!
Ben “Amerika Türkiye’yi ılımlı istiyor” diye yazdıkça birileri “o proje rafa kalktı” diyor. Onlar böyle derken Ankara’da AKP Genel Merkezi’nde bitişik Laila birden bire içkisiz lokanta olmaya karar veriyor.
Şimdi bunu yazdığımızda da “Vay, Ruhat Hanım içkisine dokunacaklar korkusu duyuyor” diyenler çıkacaktır, biliyorum ama hayır efendim ben içki sevmem. Ama yemeğiyle bir bardak içki içmek isteyene baskı yapılmasını da istemem.
Olay buradan başlıyor, sonra tüm ülkede içkinin yasaklanmasına, Ramazan’da lokantaların kapanmasına, daha sonra kısa sürede yemek yerken görülenlere tepkiye varıyor.
Bunu duyunca da “O zaman neden üniversiteye türbanla gidilmesini de savunmuyorsun” diyenler olacak, onu da biliyorum.
Aslında ben de “hizmet alanlar”ın üniversitelere başörtüsüyle (şimdi türban, üstelik çoğunda tarikat bantları olan türban) gitmesinden yanayım.
Ama bir yandan da Richard Holbrooke’un “iki ılımlı İslâm ülkesi” diye Türkiye’yle birlikte saydığı ılımlı (!) Malezya’da “üniversitelerde türbanın mecburi olduğu”nu unutmuyorum.
Acaba Türkiye’de de aynı baskının ılımlı, ılımlı yaşanması için kaç yıl gerekir sorusu aklımdan çıkmıyor.
Şu Richard Holbrooke’la bir TV röportajı yapmayı nasıl isterdim bilseniz...

