Yangın olayından hemen sonra yazmak istedim ama Brüksel seyahati, AB konusu filân derken bir türlü sıra gelmedi. Dün Haşmet Babaoğlu'nun köşesinde bir okur son derece doğru bir konuya değinmiş. Glasgov'da bir Türk gecesi düzenlediklerini ama kiralanan salonun sahibinin "tehlikeli olabileceği" düşüncesiyle gerçek mumlarla oynanacak "Çayda Çıra" oyununa izin vermediğini anlatıyor.
Yalnız o salon değil, hiçbiri vermez. Çünkü Batı'da güvenlik konularında sıkı kurallar vardır ve herkes bu kurallara uymak zorundadır. Uymadığı takdirde sorumlu olanların tamamından bunun hesabı sorulur.
Büyü filminin afişlerinde bile BÜYÜ kelimesi alev renginde ve şeklinde yazılmış. Davetiyede de öyle. Çekimler esnasında da ekip magazin basınında bolca yer alan esrarengiz(!) olaylarla karşılaştı. O zaman, birçok kişinin, orada bulunup yanma tehlikesi atlatanların da aklına gelen "reklâm" ihtimali tam olarak araştırılmalı değil mi? Belki ufak çapta bir yangın tehlikesi atlatmak iyi bir reklâm haberi olurdu ama yanıcı dekorlar kullanıldığı için iş kontrolden çıkıverdi kimbilir. (Nitekim yangın olayından sonra filmin çok iyi gişe yaptığını hep beraber duymadık mı?)
Bu tür büyük ve üzücü olayların arkasından ağlaşmak geri kalmış ülkelere özgü bir davranış şeklidir, maalesef bize de.
Hayır, artık böyle olmamalı. Yanıcı dekora, onların altında-yanında mumlara izin verenler ve yapanlar sorumluluğu üstlenmeliler.
Benim de çok sevdiğim ve sık sık gittiğim (Büyü filminin ise galasına davetli olduğum halde gitmediğim) o sinemada yüzlerce kişi ölebilirdi, ölmemiş olmaları hatayı hafifletmiyor.
Tuba Ünsal'ın açtığı davayı destekliyorum!
Büyü filmine haklı tazminat davası!
Yangın olayından hemen sonra yazmak istedim ama Brüksel seyahati, AB konusu filân derken bir türlü sıra gelmedi
Haberin Devamı

