Buyrun karakolda çay partisine!

Haberin Devamı

Mersin Emniyeti çok ciddi bir hukuk suçu işlemiştir. Hatta en ciddi hukuk suçunu işlemiştir de diyebiliriz çünkü hukukta en ağır yaptırım bir insanı özgürlüğünden yoksun bırakmak, özgürlük hakkını elinden almak ve hatta sınırlamaktır.

Geçen yıl Mersin’de Tayyip Erdoğan konuşurken bir şikayeti dile getiren ve Erdoğan’ın da meşhur “Ananı da al git” vecizesine neden olan çiftçi Mustafa Kemal Öncel bu kez AKP Mersin mitingi öncesinde polis tarafından gözaltına alınmış.

Kendileri “gözaltı değil, çay ikram edip sohbet ettik. Hakkında ihbar vardı” filân diyorlar ama yok öyle bir şey!

“Hakkında ihbar vardı” dediğiniz her vatandaşı gözaltına alamazsınız bu bir... Hukukta “karakola davet, çay içme” diye bir mekanizma mevcut değil bu da iki...

Düşünebiliyor musunuz, hiçbir suç işlemediğiniz halde, ellerinde gösterebilecekleri hiçbir somut delil, şikayet vs. olmadığı halde sizi karakola “davet” ediyorlar.

Çay partisine!

Türkiye bir baskı rejimiyle değil de demokrasi ile yönetiliyorsa anti demokratik eylemlerde ortaya atılıp günlerce bu konuları işleyen tüm gazetecilerin Mersin Emniyeti’ne hesap sorulmasını, emrin kimden geldiğinin öğrenilmesini talep ve takip etmeleri gerekir.

Yoksa bu gidişle “Hitler Almanyası”na dönecek memleket!

*****

Çerkezler asimile olmuş mu (2)

Dün Çerkez okurlarımızın “Çerkezlerin kendi dilini konuşmadığı, Kürtlerden farklı olarak Türk toplumuna asimile olduğu” şeklindeki yazılara tepkisini yazmaya başlamıştım.

Ankara’dan “Çerkez kökenli bir Türk kızıyım, hem Çerkezliğimden hem de Türklüğümden gurur duyuyorum” diyen Mehtap Cantürk’ün mektubunun devamını okuyalım.

Benim Çerkezliğim Çerkez annemden ya da Çerkez tavuğundan ibaret değil. Binlerce Çerkez’in de öyle. Diğer etnik öğelere göre çok daha âdet, gelenek, göreneklerine ve diline bağlı bir etnik farklılıktır Türkiye’de Çerkezler. Asimile olmamak için ne yapmak gerekiyor, ‘federal devlet, özerk bölge, kendi dilinde eğitim’ çığırtkanlığı yapıp bu ülkeyi bölmek istemek mi? Kendini ‘Türk hissetmemeye’ özel bir önem verip bunu ideal haline getirmek mi? Etnik köken ve vatandaşı olduğun ülkenin insanı olarak hissetmenin birbirine mutlaka ters olması gerektiğini düşünme zorunluluğu mu?”

Ve Levent Oğuz’dan gelen mektup:

“Sayın Mengi,

Bugün köşe yazınızda ikinci vatanlarını baş tacı etmiş biz Çerkezleri onurlandırdınız, size müteşekkirim. Kayseri ve yöresine yerleşmiş Çerkezlerin bir ağıt türküleri (wered) vardır; Kayseri İstasyonu. Bu türküde Sarıkamış’a giden ve istasyondan geri dönmeyen Çerkez gençlerinin öyküsü anlatılır.

Ruslarla girişilen 150 yıllık savaşın ardından 1864 yılında sürgüne gelen Çerkezlerden erkek nüfus azlığı nedeniyle askere çağrı olmamıştır. Ama ‘Biz bir vatanı kaybettik, ikincisini kaybetmeyeceğiz’ diyerek gönüllü giderler dönmemecesine (...)

En büyük toplumsal mirası gurur olan bizleri takdir etmenizin önemi işte bu noktada vücuda geliyor. Biz de sizi ayakta alkışlıyoruz. Saygılarımla.”

İşte böyle... Sizin ‘asimilasyon’ dediğiniz onların yaşadıkları ülkeye duyduğu sevgi ve bağlılık... Türkiye’nin zenginliği olan etnik farklılıkların bölünmeden, sabırla, sevgiyle, sorunlara zaman içinde çözüm bulunarak yaşayabileceğini, kaynaşabileceğini anlatıyor Çerkezler.

Bilmem ki yeterince açık olan bu asil mesajı almakta hâlâ zorlanan var mı?

DİĞER YENİ YAZILAR