Bunlar suç değil mi?

Haberin Devamı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; Süheyl Batum’un ‘orduyu eleştirmesine karşı çıkan’ bir konuşma yapmış ve aynı konuşmada Başbakan’ın tepkileri için de “Eleştirebilirsiniz ama ancak dönüp özeleştiri de yaptığınız takdirde samimi olduğunuza inanılır” demiş.
Başbakan Erdoğan ise Batum’a “Her yerin anayasa hukukçusu olsa ne yazar” gibi bir hakaretin de yer aldığı konuşmasında “TSK bizimle ilgili bir kuruluştur. Orduyu Amerika’nın yönetimine vermiş bir havada göstermek suçtur, ben buradan suç duyurusu yapıyorum” demiş. Şimdi tabii bu “özeleştiri” konusu en önemli konuların başında geliyor, o bir yana.. Ordu ‘sadece Başbakanlık’la ilgili bir kuruluş’ değil, tüm ülkenin, 75 milyonun ordusudur ve bu nedenle de “saldırılarla, ‘sehven’ yapıldığı açıklanan dizi dizi yanlış iddialarla” yıpratılması tüm ülke için önem taşır. Ki bunların hepsi yapıldı, yapılıyor.

‘YANLIŞLIKLA’ İDDİANAME

Bugüne kadar “darbe hazırlığındaydılar” diye suçlanarak cezaevine kapatılmış insanlarla ilgili olduğu söylenen kaç CD’nin kurgu olduğu açıklandı. Cep telefonları açılarak yüklenen 150’ye yakın telefon numarasının sehven (yanlışlıkla) yüklendiği açıklandı. Sanık durumundaki bazı kişilerin “sehven” isim benzerliği nedeniyle başkasıyla karıştırıldığı duyuldu.

Son olarak Balyoz davasında “2003”ten sonrası için geçerli olmadığı” sanık avukatları tarafından açıklanan bazı suçlamalardaki tarihlerin “sehven” yazıldığı, 6 Ocak 2010’da Gölcük Donanma Komutanlığı’ndan alınan 43 klasörde “sehven” yapılmış yanlışlar olduğu bildirildi. Peki bu kadar ciddi; ülkenin gazeteci, bilim adamı, sivil toplumcu ve generallerinin, subaylarının cezaevlerinde tutulduğu, ordusunun “darbe hazırlığı” ve hatta “suikast”le suçlandığı bir davada, o suçlamaları destekleyecek bu kadar çok sehven bilgi, belge hazırlamak suç değil midir?
İmzasız ihbar mektuplarıyla insanların özgürlüğünü elinden almak ve senelerce cezaevinde duruşma bekletmek ama öte yanda somut, ispatlı muhtıraları-darbeleri soruşturmamak, iddiaların geçtiği dönemin sorumlu komutanlarını bırakıp subaylarını suçlamak hukuken suç değil midir? (Sorumlusu kim ise onları kastediyorum.)

TOKAT OLAYI SİMGEDİR

Tokat Reşadiye’deki PKK saldırısında şehit olan 7, yaralanan 3 asker vardı ve daha şehit cenazeleri kalkmadan (o sırada Başbakan’a vekalet etmekte olan) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hemen olayın arkasından “saldırıyı PKK’nın değil, başka gizli örgütlerin yapmış olduğunu” iddia etmiş, bu sözlerle Ergenekon’u ve orduyu kastettiği anlaşılmış (daha sonra aynı hatayı “kendisine aktarılan yanlış bilgilerle” Başbakan’a da yaptırdılar) hatta dönemin Genelkurmay Başkanı Başbuğ; Trabzon konuşmasıyla bu suçlamaları cevaplama gereği duymuştu. Kısa süre sonra PKK saldırıyı üstlendi.

Orduyu haksız şekilde “kendi askerine suikast düzenlemiş” durumuna düşürmek veya “iyi ki bu orduyla savaşa girmemişiz” diyerek Türk ordusunu “aciz göstermek” suç değil midir? Benzer şekilde, doğruluğuna dair bir delil bulunmayan “Arınç’a suikast” iddiasında daha ilk günden “iddianın gerçekliği kanıtlanmış gibi ve orduyu suçlayan açıklamalar” yapmak da değil midir?
O günlerde gık çıkarmayan bazı köşe yazarlarının şimdi “vay Süheyl Batum böyle dedi, yazık ona, tüh ona, bir hukukçu bunu yapar mı” benzeri gayretlerine “komik” değilse ne diyeceğiz? ‘Bu ülkede kimler, neler yaptı neredeydiniz’ mi? ( Bu yazarların bir komikliği de ‘kıymeti kendinden menkul’ olmaları..En iyiyi kendileri bilir, kendi yazılarından önce başkalarının görüşleri kınanır, son sözü onlar söyler. Ne sanıyorlarsa?)

ONLAR İSTİFA EDECEK Mİ?

Daha dün Bülent Arınç yaptığı konuşmada “henüz yargıda olan ve bugüne kadar gerçekliği kanıtlanmamış” iddiaları “Balyoz, Kafes” diye isimleriyle örnek gösteriyordu. Aynı şekilde AKP’nin Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu da dahil olmak üzere partinin önde gelen isimlerinin “Anayasa Mahkemesi’nde davalar görüşülürken” mahkemeye açıkça baskı ifade eden açıklamaları hukuken suç değil midir?

Eğer iktidar partisi özeleştiri yaparak kendi mensuplarının hataları için de suç duyurusunda bulunursa ve yapanlar istifa ederse, diğer suç duyuruları ve istifa istekleri anlam kazanabilir. Ama hem buna yanaşmaz hem de daha önce ‘bu hatanın beterlerini yapmasına rağmen hiç de sorun etmeyen’ Arınç gibi isimler kendi yaptıklarını unutarak. Süheyl Batum’un orduya eleştirisini facia haline çevirirse bu; bırakın CHP’yi her şeyden önce ‘halka karşı dürüst bir davranış’ olmaz. Durum böyleyken ve bir yanda yanlışlar “sessiz kalarak” unutturuluyorken Kılıçdaroğlu’nun “baskıların etkisinde” bir adım atması da hem haksızlık hem de hata olur. Bence yüzde yüz hata!

*****

Gündem şaşırtma

Artık en geçerli taktik oldu ya “gündem saptırma”, millete kolayca unutturuverme, her olayda aynı taktik uygulanıyor. Mesela ABD büyükelçilerinin ülkelerine Türkiye ile ilgili verdiği “olumsuz raporlar”ı anlatan Wikileaks belgeleri mi açıklandı, hoop bakıyorsunuz ustaca bir manevrayla geçiştirilivermiş. Başka ülkelerde kıyamet koparan iddialar bizde “yalan, iftira” denerek örtülüvermiş.
Son olarak “Torba Yasa” tartışmaları sürüyordu ki işçinin, emekçinin haklarıyla ilgili önemli bir toplum tepkisi ortaya çıkmıştı. Ve ne oldu? “İfade özgürlüğü önemlidir, çok sesliliğin susturulduğu yerde yönetimler duramaz” diye ortalığı inletenler önce Müjdat Gezen’in bir esprisinden “pireyi deve yaparak” günler süren bir tartışma çıkardılar. Arkasından Süheyl Batum’un bir sözünü aynı şekilde dev aynasına çıkardılar ve olayı “istifa, suç duyurusu vs”ye taşıdılar. Sevsinler bu “ifade özgürlüğü”nü, Batı ülkelerinde bu tartışmalar duyulsa herhalde “ÇAĞDIŞI” olarak adlandırılır.

Peki Gezen ve Batum’dan sonra Torba Yasa nereye gitti söyler misiniz?

*****

Başkanlık ve eyalet sistemi.. Neden şimdi?

BDP “Başbakan’ın Kıbrıs’la ilgili konuşmasına” ve “besleme” deyimini kullanmasına karşı sert bir çıkış yapmış. Bir milletvekillerinin “sen ne hakla” diye başlayarak esip üfürdüğünü görünce aklıma “kesinlikle olacak” dedikleri “özerklik” talepleri ve o konudaki tehditleri geldi. Ne oldu da birden susup unutuverdiler, seçim sonrasını mı bekliyorlar acaba?

Mesela ben şimdi seçim sürecinde “Torba Yasa”dan başlayarak birçok sorundan söz edilmesi gerekirken önce “başkanlık sistemi” tartışmasının başlatılmasının, oradan doğal olarak ABD’deki “eyalet sistemine, seçilmiş valilere” atlanmasının da BDP’nin ve PKK’nın “özerklik” talebiyle ilgili olduğuna inanıyorum. Öyle ya, Başbakan’ın geriye kalan tüm yetkileri de üstünde toplayarak “Başkan” olmak istediği biliniyor ama “yeni anayasa”yı açıklamamakta bu kadar israr ederken birdenbire bunun niye seçim öncesi tartışılmasını istesin?
Belki de böylece “eyaletlere bölünme”nin gerçekleşeceği konusunda işaret verilmiş, böylece sessizce bekleme sağlanmış oluyor. Akla gelen bu, yanılıyorsam diğer nedenleri duymak beni ve aynı konuyu merak eden diğer vatandaşları mutlu eder.

DİĞER YENİ YAZILAR