Dün TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in bir toplantıda Kürt sanatçı Rojin’e yaptığı akıl almaz hakareti yazarken “bunun kadınlara karşı sözel şiddet olduğunu ve kendinde buna hak görmenin İzmir’de kadın vatandaşı döven polislerin anlayışından farksız olduğunu” belirtmiştim. Aynı yazıda daha birkaç gün önce “Kürt vatandaşlara her türlü eşit hakkın verileceğinden” söz eden Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın da buna tepki göstermesi gerektiğini vurgulamıştım.
Sayın Arınç’a bu konu sorulmuş ve o da “TRT Genel Müdürü Şahin’in sanatçı Rojin’e yönelik sözlerinin son derece yakışıksız olduğunu, bu talihsiz sözlerin devletin bir bürokratına yakışmadığını” söylemiş. “Bu haberlerin basına yansımasından dolayı incineceğini düşündüğü için Rojin’i aradığını ve geçmiş olsun dileklerini ilettiğini, onun çok üzgün olduğunu” anlatarak “Umarım bir daha yaşanmaz” demiş. Bülent Arınç’tan beklenen açıklamaydı bu, telefon etmeyi düşünmesi de güzel ama...
ÖZÜR DİLEMESİ GEREKİR
“Umarım bir daha yaşanmaz” sözü böyle bir durumda yetersiz kalıyor, TRT önemli bir kurum ve bu da sadece “tek kadına, bir sanatçıya” değil, “Burada kadın var mı” sorusundan sonra pervasızca ve bilinçli olarak söylenip, üstelik “bu benim üslubum” diye ısrar edildiği için genel olarak “ka-dın”a yapılan bir hakaret. TRT Genel Müdürü hem Rojin’den, hem de toplumdan özür dilemek zorundadır.
İnanın bir Batı demokrasisinde, bir bürokrat böyle ciddi bir yanlış yapsa medya ve halk öyle tepki gösterir ki o koltukta oturamaz. Bizde oturuyor ama hiç değilse bu konunun ciddiye alındığı mesajı topluma verilmelidir, aksi takdirde kadına karşı şiddetin azalması gerçekten beklenemez.
MEDYADAN KORKMAYIN
Bülent Arınç bu haberi basından duyduğunu söylemiş, basının uyarılarına kulak vermesi takdir edilecek bir davranıştır... Zira toplumun sesi olan basın “hangi hükümet ve hangi TRT genel müdürü olsa” toplum için doğrular adına aynı tepkiyi gösterir, doğal ve doğru olanı da budur.
Siyasetçiler basına kızacaklarına, onu rakip gibi göreceklerine eleştirilere hep kulak verseler çok daha huzurlu bir ülke olurdu burası!
Orhan Pamuk’a sevgilisinden ders!
Hatırlayacağınız gibi yazar Orhan Pamuk önce “Türkler 1.5 milyon Ermeni’yi öldürmüştür” demiş, Ermeni diasporası da “Türkiye aleyhinde kendileriyle birlikte faaliyet gösteren bazı Türk akademisyen ve yazarda olduğu gibi” pek memnun olmuş, kısa süre sonra da kendisine Nobel ödülü verilmişti. Herhalde Pamuk Fransa’da kabul edilen Türkiye aleyhindeki yasa için üzülmemiştir ama Ermeni asıllı sevgilisi Karolin Fişekçi “Ermeni soykırım iddiasının inkarını suç sayan yasa”nın Fransa’da kabul edilmesine çok kızmış.
“Bunu antidemokratik bulduğunu” belirterek “Benzer bir şeyi Türkiye yapsa Avrupa tarafından topa tutulurdu. Bu coğrafyada Almanların yaptığı gibi bir soykırım olamaz. Türkiye’de doğmuş, burada yaşayan, buradan beslenmiş Ermeni kökenli bir Türk olarak dış ülkelerin bu girişimlerinden hiç hoşlanmıyorum” demiş. Normal bir Türk vatandaşı, kökeni ne olursa olsun böylesi bir haksızlığa aynen Karolin Fişekçi’nin tepkisini gösterirdi, okurken gözleri yaşarıyor insanın. Evet, herkes düşüncesinde özgürdür ama insan yine de merak ediyor Orhan Pamuk bu durumda ne hissetti?
1.5 MİLYON ERMENİ
Şundan dolayı merak ediyorum ben, kendisine “1.5 milyon Ermeni” rakamını nereden bulduğunu sormuştuk, herhalde çok sorulmuş olmalı ki sonunda “Bana şu isim söyledi, ona da bu isim söylemiş” gibi hiçbir tarihi temele, belgeye dayanmayan (ve iki gazeteciden duyduğu) bir cevap vermişti. Şimdi bunu “tarihi merak edip okuduğu” görülen Karolin Fişekçi’yle tartışmalı, bakalım ona nasıl açıklayacak?
Mümtazer Türköne açıklasın!
Cumhurbaşkanı Gül tarafından “Atatürk Kurumu” üyeliğine atanan Mümtazer Türköne daha ilk günden “Atatürkçülük şöyle, böyle” diye başladı. Bu göreve kendisinden böyle konuşmalar beklenerek getirildiğini mi düşünüyor nedir, bilimsel konuşma yapıyor havasında ağzına geleni söylüyor.
“Överek yıpratma” metodunda da çok başarılı, bir yandan “Atatürk Türkiye’nin ortak değeri, ben de saygı duyarım” diyor, arkasından “Atatürkçülük tam bir bağnazlık, yobazlık ve çağdaşlığa kapalılık şeklinde yayılıyor” benzeri saçma konuşmalar yapıyor.
“Kemalizm ideoloji haline getirildi, siyasi ve ideolojik malzeme yapılmamalı” dediğinde tamam kabul edilebilir ama Atatürkçülük “Atatürk’e bağlılık, takdir, bugün bile çağa en uygun şekilde şekilde duran ilke ve devrimlerine, yaptığı benzersiz Kurtuluş Mücadelesi’ne saygı”dır. Bu da Türklerin ortak değeridir, bunlarla sorunu olan insanın Atatürk Kurumu’nda işi ne?
Türköne TV’lerde bu konuda kavga edeceğine çıkıp paşa paşa (Apo’yu da paşa yapmıştı ya) millete bu cümleyi; “Atatürkçülük tam bir bağnazlık, yobazlık ve çağdaşlığa kapalılık şeklinde yayılıyor” cümlesini açıklasın. Açıklayamıyorsa gerçekten orada işi yok ve bunu Cumhurbaşkanı Gül’ün de takdir etmesi lazım!

