Bu ülkenin, karşısına çıkan zorlukları yenmekte hep geç kaldığını, önlemleri hiç zamanında alamadığını, uluslararası toplantılarda yabancılardan da duydum ben. Bu gecikmelerin, boşluğun nedenlerini de dün yazmaya başladım.
Artık bağışlanamaz bir noktaya gelindi. Türkiye'nin önüne -özellikle- yabancı kaynaklı veya yabancılar tarafından desteklenen bir engel çıktığında direkt olarak karşı tarafın yanında yer alan ve bunu da demokratlık olarak adlandıran bir aydın ve gazeteci sınıfı türedi son yıllarda... Bunların çoğunun geçmişine baktığınızda bir nedenle, bir mağduriyetle devlete düşman olduklarını görüyorsunuz.
Sanki devlet, milletten ayrı düşünülebilirmiş, ikisinin çıkarları birbirinden ayrılabilirmiş, yapılan hataları bu ülke kuşaklar boyu çekmezmiş gibi aynı düşmanlığı sürdürerek her olayda ülkenin
içinden çıkılmaz durumlarla karşılaşmasına neden oluyorlar.
Gelip geçen hükümetlerin iktidar kavgası, bırakın muhalefetle yaptıklarını, kendi iç çekişmeleri nedeniyle ve her konuyu siyasete alet ederek yarattıkları yapay gündemler, listeler oluşturacak gerçek sorunları çözmelerine fırsat ve zaman bırakmıyor.
Bu üçlüye bir de "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığı ile, kendi kapısına dayanmadıkça sorunlara kayıtsız gözlerle bakar hale gelen toplum çoğunluğunu eklediniz mi tablo tamamlanıyor.
Vahdettin masum mu?
İşte bugüne kadar Türklerle omuz omuza savaşmış, birlikte yaşamış, meclise girmiş, işadamı olmuş Kürtvatandaşları"Kürdistan denilen bölgede..." diye başlayan söylemlere itenlerin aldığı sonuç; Kürt Federasyonu talebi.
İşte çözülemeyen Ermeni ve Kıbrıs sorunları... Türbana endekslenen siyasetle kara çarşaflıların sahneye çıkması. Ve aklınıza gelen her şey.
Her konuda demokratlık adına kışkırtma yapan, kendi kişisel çıkarları için ortalığı arap saçına çevirenlerin ektiklerini biçiyor ülke.
Ve bu ülkenin kolay kazanıldığını zanneden, onlara bir cennet armağan eden atalarına (ve Ata'larına) ihanetten çekinmeyenler. "Şu Çılgın Türkler" kitabını bunların mutlaka okumaları gerekiyor. O zaman Bülent Ecevit'in birden bire ortaya çıkıp Vahdettin'i savunmakta haklı mı, haksız mı olduğunu da anlayacaklar.
Kişiliksiz aydınlar
Tamamiyle tarihi kaynaklara dayanarak yazılan kitaptan bir kaç alıntı yapalım:
- "İngiltere Karadeniz Ordusu Komutanı General Milne Londra'ya şu mesajı yollar: 6. Mehmet, İngilizlerin Türkiye'de idareyi mümkün olduğu kadar süratle ele almasını istiyor"... (6. Mehmet, Sultan Vahdettin'dir.)
- "Damat Ferit, Amiral Calthorpe'a şöyle diyecektir: Padişahın ve benim yegâne ümidimiz, Allah'tan sonra İngiltere'dir."
- "Damat Ferit hükümetinin (Damat Ferit, Vahdettin'in ablasının kocası) medrese çıkışlı Adliye Nazın Ali Rüştü Efendi, Yunan ordusunun başarısı için dua edilmesini ister."
- "Son dönem Osmanlı aydınlarının kişiliksizliğinin, teslimiyetçiliğinin ve Batı karşısında duyduğu aşağılık duygusunun mükemmel bir örneği olan Ali Kemal (gazeteci), Londra Konferansı öncesinde şöyle yazacaktır: Avrupa ile başa çıkmayı yüzyıllardan beri Asya'nın hangi kavmi başarabildi ki biz başarabilelim?"
Devam edeceğiz..
Muhteşem arşiv
Emin Çölaşan dünkü yazısında okur mektuplarını atmadığını, tek tek okuyup biriktirdiğini yazdıktan sonra şöyle demişti:
"Değil Türkiye'de, dünyada bile hiç bir gazetecinin halkın nabzını oluşturan böyle bir arşive sahip olduğunu sanmıyorum."
Sayın Çölaşan'ı kutlarım. Kendisi gerçekten mesleki ciddiyeti, çalışmaları, yazıları ile saygı duyduğum bir büyüğümüzdür. Benden çok kıdemli olduğu kesin ama naçizane, kendisi gibi okur mektuplarına aynı özeni gösteren başka gazeteciler olduğunu hatırlatmak isterim.
Örneğin; bende de bir okur mektubu kolleksiyonu var. Hepsi de tek tek okunmakta, gerekenler cevaplanmakta veya bu köşede yer almaktadır.
"Dünyada bile" diyemeyeceğim ama sanıyorum Türkiye'de rekabet edebilirim.
Saygılarımla Sayın Çölaşan'ı duyurmuş olayım.
Bugün ve o gün... Benzerlikler
Bu ülkenin, karşısına çıkan zorlukları yenmekte hep geç kaldığını, önlemleri hiç zamanında alamadığını, uluslararası toplantılarda yabancılardan da duydum ben
Haberin Devamı

