Susma, sustukça sıra sana gelecek" sözüne çok inanırım ben. Yanlış olaylar karşısında sessiz kaldığınız, üstünü örterek yolunuza devam ettiğiniz sürece bu olayların benzerleri ile sizin, çocuklarınızın, torunlarınızın karşılaşmasını önleyemezsiniz. Onun için her zaman susulmaz, kadınlara sözlü şiddet, sözlü cinsel taciz yapılmasının önlenmesini istiyorsak bu durumda da susulmaz.
Cuma günü gelen mail ve telefonların sayısı Çarşamba ve Perşembe'nin üç-dört katına çıkmıştı... Yalnız Türkiye'den, sayfiye yerleri dahil ülkenin her köşesinden gelenler değil, yurtdışından gelenler de. Aralarında ünlü sanatçı, iş adamı ve siyasetçilerimizin de bulunduğu okurlarımız yalnız öfkelerine muhatap olan Sabah gazetesi yazarını değil, gazetenin kendisini de böyle bir hadsizliğe izin verdiği için suçluyor, bu gazeteyi artık ellerine almayacaklarını söylüyorlardı.
Pendik'ten arayan 75 yaşında emekli bir öğretmenin, Remzi Uzunselvi isimli sadık bir okurumun benimle telefonda yaptığı konuşmanın sonunda hırsından ve üzüntüsünden ağladığına tanık oldum dün... Hepimiz adına ne büyük bir ayıp, sizin gibi bir yazara ne büyük saygısızlıktır bu. Yalnız size değil, bize de yapıldı" diyordu.
Marmaris'ten telefon eden emekli öğretmen Şukufe Top; "Sizin, eşinizin ve gazetenizin hayranıyım. Bu olayın peşini bırakmayın, yanınızdayız" diyordu.
Bugünlerde Radikal yazarı Mine Kırıkkanat'ın " temelde çok haklı olduğu ama sert bir üslup kullandığı" yazısı eleştiriliyor. Kırıkkanat geçenlerde yazılarına kızanların kendisine "sözlü cinsel tacizle" karşılık verdiklerini açıkladı.
İşte olay budur. Kafa budur ve bu kafaların değişmesi için olayların irdelenmesi gerekmektedir.
Bunu da yapacağız. Şimdilik tekrar maillerden birkaç tanesini yayımlamayı sürdürüyorum. Bu arada Türk Kadınlar Birliği, Kadın Hakları Koruma Derneği gibi kadın sivil toplum kuruluşlarının konuyla ilgili, gerek mesleklerde cinsel ayırımcılığı ve tacizi, gerekse aile birliğine saldırıyı kınayan basın bildirileri gazetelerle birlikte bana da geldi. İnternet sitelerinde sayısız okur açıklamaları yayınlanıyor. Bunlardan bazılarını da zaman içinde yazacağım.
Kerim Ülker: Ruhat Hanım... Fatih Altaylı'ya verilecek en güzel cevap bence bir kızılderili atasözü ile kısaltılmış olurdu:
"Kim olduğun o kadar çok bağırıyor ki
Ne dediğini duyamıyorum."
Op. Dr. Canan Arıtman (CHP İzmir Milletvekili): Sayın Ruhat Mengi, sizi her zaman büyük bir zevkle ve böylesine iyi bir yazarın kadın olmasından gurur duyarak okudum ve çok daha uzun yıllar okumayı diliyorum.(...) Yüksek kadın duyarlılığınızla, kadın bakış açınızla pek çok konuyu öyle güzel, öyle doğru dile getirdiniz ki milyonlarca seveniniz oluştu.(...) Bu çok seviyesiz ve haksız söylem kimin yazar olup olmadığının en güzel kanıtıdır. Bu ülkenin kadınları olarak sizin yanınızdayız. Sonsuz sevgi ve saygılarımızla...
Gaye Erbatur (CHP Adana Milletvekili): Sayın Mengi; Yapılan çok büyük bir yanlış, büyük bir saygısızlık. Her zaman desteğimin sizinle olduğunu bilmenizi istiyorum.
Önay Alpago (Eski Devlet Bakanı): Sayın Ruhat Mengi, Fatih Altaylı'yı ayıplıyor ve kınıyorum. Siz bu ülkede sadece kadınların ya da yardıma ihtiyacı olan yurttaşların değil, onurlu, inançlı ve yürekli insanların sesisiniz.
Avukat Tacettin Üstündağ: Sayın Mengi, üzgünüm, kızgınım ama şaşırmadım. Bu akne çoktan başvermişti ama patlatan çıkmadı. Şaşırmadım çünkü o sözler sadece söz konusu şahsın ağzına yakışır(....) Lütfen devam ediniz. Zaten az olan aydın sesler susmasın.
(Not: Haftalık dergisi Pazar günü çıkacak sayısında bu konuyla ilgili bir röportaj yayınlıyor.)
Bugün bana, yarın sana!
Susma, sustukça sıra sana gelecek" sözüne çok inanırım ben
Haberin Devamı

