Dün gelen mektuplar arasında bir tanesi “köşelerden, gazetelerden söylenen yalanların nasıl etkili olabileceğini” göstermesi açısından dikkat çekiciydi.
“Karadeniz uşağı” rumuzuyla yazan okuyucu diyor ki:
“Sayın Mengi,
AKP’nin kapatılması ile ilgili yeni deliller ele geçirilmiş bulunmaktadır. Avrupa futbol şampiyonasındaki Türk Milli takımının;
1- Oyunculardan bazılarının annelerinin başörtülü olması,
2- Cuma günü futbolcuların Cenevre kentindeki bir camide cuma namazı kılmaları,
3- Kaleci Volkan’ın kırmızı kart görmesinden sonra yerine geçen futbolcu Tuncay Şanlı’nın ellerini açarak bütün dünyanın göreceği şekilde dua etmesi,
4- Maçın başarılı oyuncularından Arda Turan’ın maçtan sonraki yorumunda “bu gece şükür gecesi” diye demeç vermesi...
Laikliğe aykırı olduğundan Sayın Başsavcı Abdurrahman’ın bunları dikkate almasını rica ediyoruz. Hatta eğer yetkisi varsa maçın iptali için UEFA’ya başvurmasını ya da yetkisi var ise FİFA nezdinde UEFA hakkında kapatma davası açmasını kendisinden bekliyoruz.”
DEVLET ALANINDA...
Bunların hiçbiri laiklik kurallarına aykırı değildir. Hiçbiri ne bir parti, ne bir takım, ne bir şahıs için suçlama olamaz, bugüne kadar olmamıştır. Tam aksine tüm dünyada insanların hiçbir baskı hissetmeden günlük yaşamlarında, sosyal ve özel alanlarında dinlerini en özgür şekilde yaşadıkları tek ülke Türkiye’dir.
Kimse kimsenin namazına, orucuna, duasına, başörtüsüne, kıyafetine, konuşmasına karışmaz, karışamaz.
Laik devletin gereği olan “sadece ‘kamusal alan’ denilen devlet alanlarında; devlete ait kurum ve kuruluşlar, üniversite ve okullarda devletin dinî uygulama, ibadet ve kıyafetlere sınırlama getirilmesi”dir. Bu yapılmadığı takdirde Başbakan Erdoğan’ın da açık açık “Başörtüsü konusunda ikna denilen bir olay vardır” dediği gibi (o ikna denilen şey aslında baskıdır ve bugün de, bundan önce de birçok genç kız ve kadın abiler, ablalar, babalar, kocalar yoluyla, öğrenci yurtlarında ortaya çıkan aile dışı abiler, ablalarla, öğrenci bursları ve başka imkanlarla “ikna” edilmişlerdir, edilmektedirler) kadınların örtünmesinden başlayarak ibadetler konusunda baskıya geçilmekte ve sonra koskoca toplumlar ve rejimler dönüştürülerek demokrasi mumla aranır hale getirilmektedir.
Bunu anlayabilmek için İslâm ülkelerinin hepsindeki baskılara bakmak yeterlidir. Kısa süre öncesine kadar laik devlet yapısında olan Malezya ve en büyük İslâm devleti olan Endonezya mahalle mahalle dönüştürülerek şeriat rejimine geçmiştir. Bugün Malezya’da “Kadınlar kocalarının çok eşliliğine razı olursa boşanmalar azalır” açıklaması yapılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde “sözleşmenin 9. maddesi kişilere kamu alanında dinî inançlarına göre davranma olanağını her zaman vermez... Din ve inanç bireyin kişisel dünyasına ilişkin bir olaydır. Dinî inançtan kaynaklansa dahi kişisel sınırları aşarak kamusal alana yönelen, politik bir amaca veya akıma hizmet eden tutum ve girişimler ‘dinî inancın bireysel uygulaması’ olarak nitelendirilemez” şeklinde maddeler bulunmasının ve AİHM’nin Türkiye’den açılan türban davalarında bugüne kadar verdiği kararların nedeni budur.
Kısacası “Laiklik olduğu için dua, başörtüsü her yerde yasak. Devlet, vatandaşının ibadetine karışıyor, vatandaşını inançsızlaştırmaya çalışıyor” diyenler okkalı bir yalan söylemektedir.
Bu gönderilen mektupta da aynı yalanlar (veya söylenen yalanların sonucu) açıkça görülmektedir.
Bu yalanları ayırmalısınız!
Haberin Devamı

