Bu türban kavgası bitmeli artık!

Geri kalmış ülke olmanın, üstüne üstlük bir Ortadoğu ülkesi olmanın dayanılmaz ağırlığı... Batı medeniyetleri bizden fersah fersah ilerde olmalarına rağmen her gün yeni bir olumlu adım atmaya devam ediyorlar, biz dönüp dolaşıyor aynı noktalarda saplanıp kalıyoruz

Haberin Devamı

Geri kalmış ülke olmanın, üstüne üstlük bir Ortadoğu ülkesi olmanın dayanılmaz ağırlığı... Batı medeniyetleri bizden fersah fersah ilerde olmalarına rağmen her gün yeni bir olumlu adım atmaya devam ediyorlar, biz dönüp dolaşıyor aynı noktalarda saplanıp kalıyoruz. Örneğin "türban" noktasında! Türkiye'nin etrafını çeviren Arap ülkelerinin etkisi de diyemeyiz artık, zira o ülke liderlerinin hiçbiri (en radikal İslâm yönetimleri dahil) türbana kilitlenip kalmadılar. Hepsi Müslüman ülke ama hepsinin eşleri türbansız. Eskiden biz, yerleri süpüren pardesülerine, kafalarını sıkı sıkı saran örtülerine bakıp "Arap kadınları gibi" derdik, şimdi herhalde onlar kendi aralarında bu kıyafetlere 'Türk kadınları gibi" diyorlardır. Kıyafet devrimi filân rafa kalktı, kalakaldık ortada türbanlı, tesettürlü "ülke temsil eden siyasetçi eşi" görüntüsüyle.

Her neyse, bu sorunun fazla derinliğine inmek istemiyorum zira bu tartışmaların yarardan çok zarar verdiğine inanıyorum. Dün telefon eden Dışişleri camiasına pek yakın bir isim Hayrünnisa Gül'ün devlete karşı açtığı davayı geri çekmesinin "AİHM'nin bu yöndeki karan vermiş olması" nedenine bağlı olduğunu söyledi.

"Mahkeme aleyhte karan çıkartmış, bu Dışişleri yetkililerince biliniyor ama henüz ilân edilmediği için açıklanmıyor" dedi. Ve ekledi; "Bayan Gül 16 ay sonra birden bire kararını bunun için değiştirdi"... Öte yanda bu karar değişikliğine ABD Dışişleri Bakanlığı'nın son İnsan Hakları raporunun neden olduğuna inananlar da var. "Türkiye'nin kamusal alanda türban yasağını insan hakları ihlâli sayan" raporun...

Aslına bakarsanız ne Bayan Gül'ün davayı hangi nedenle geri çektiği artık beni ilgilendiriyor, ne de türban konusunda açıktan açığa veya gizliden gizliye yapılan çalışmalar. Örneğin; üniversitelerde türban kavgalarının bir süredir neden böyle aniden kesilivermiş olmasına kafa yormuyorum artık. Amerika'nın; "Türkiye mutlaka üyesi olmalı" deyip durduğu Avrupa Birliği'nin "Mahkeme" kararlarını umursamayarak tam aksi bir görüşü birden bire dayatmasının nedenlerine bile yormuyorum kafamı.

Çünkü o kafa bir sürü ciddi, hayati önem taşıyan sorunu çözüm beklemekte olan bir ülkede bu yapay sorunların dönüp dolaşıp her taşın altından çıkarılmasını basmıyor artık. Yoruldu, bıktı, bunaldı... Çağdaş ülkeler sınıfına girebilmek için kapılarda yalvaran bir Türkiye var ortada... Hiç değilse bir süreliğine, birazcık yol alıncaya kadar sesimizi kesmek, "kim ne demiş, ne yapmış" dedikodularını bırakmak, ihtiraslarımızın gözümüzü kör etmesine izin vermemek çok mu zor? Çektiklerimiz yetmez mi? İşte beni asıl, asıl ilgilendiren soru bu şimdilerde!

TV'ler nereye kadar
Hatırlayacaksınız, geçenlerde 4 yaşında bir çocuk birkaç aylık kardeşini bıçaklayarak öldürdü. Kendisine tatbikat yaptırılırken, eline aldığı bıçağı "İşte böyle yaptım" diyerek hırsla yastığa saplamış. Hiç düşündünüz mü, 4 yaşındaki çocuk bunu nasıl öğrenmiş olabilir? Öyle ya, doğuştan bilinecek bir şey değil bu ve yaşı da gerçekten çok küçük... Tabii hepiniz şu anda; "TV'lerden" diyorsunuz... Doğru cevap!

Dün sabah Kanal 8'de Hülya Aydın'ın, benim de katıldığım "Yeni Vizyon" programında töre cinayetleri ile ilgili sohbette de aynı konuya dikkati çektim. Sabahları hangi kanalı açsanız göbek, şarkı, kahkaha... Akşamları hangi kanalı açsanız ya eğlence-magazin veya bir cinayet filmi. Günün her saatinde yayınlanan Türk filmlerini de hesaba katarsak çocukların, gençlerin TV izlediği saatlerde, kanalların hiçbirinde (TRT hariç) fayda sağlayacak bir program yok. Programların sadece kanallara fayda sağlaması düşünülüyor ve hesaplanıyor.

Bu programlan düzenleyenlerin biraz olsun sorumluluk da hissetmesi gerekmez mi? Medyanın kendi çıkarları yanında hiç mi bir toplumsal sorumluluğu yoktur? Milletin şarkıcı ve dansözlerle, ödül dağıtan eğlencelerle uyuşturulması sonsuza kadar mı sürecek acaba, gerçekten merak ediyorum. Dilimizde tüy bitti ama bir kez daha hatırlatmak istedim.

Kadere bak!
Acıyla yoğrulan bu gençler (daha doğrusu çocuklar) bütün gün arabesk şarkı dinliyorlarsa hiç şaşmam. Acıların tiryakisi oluyorlar bu kuralsız, kanunsuz memlekette. Kanunsuz demeyelim de "akıl almaz kanunları olan" diyelim. Dünkü VATAN'da okudukları okulun bir kapısını kırarak açtıktan için 3 öğrenci hakkında 1 yıldan 7 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldığı yazıyordu. Çocuklar korkudan bunalıma girerek okulu da bırakmışlar.

Adam öldürenlere 3-5 ay... Trafikte cinayet gibi kazalarla 15-20 kişinin bir anda canını alanlara da 3-5 ay (bazen 2 milyar ağır para cezasına(!) da çevriliyor)... Kapı kıran çocuklara 1-7 yıl!!! Ağzıma bant yapıştırın yoksa yine birileri mahkemeye verecek beni.

Ne güzellll bir adaletimiz var!

DİĞER YENİ YAZILAR