Tek karede Türkiye trajedisini bu kadar güzel anlatan karikatüristi kutlamak isterdim. Avrupa aile fotoğrafına kenarından köşesinden girmeye çalışan 'ülke', çoğu şeriatla yönetilen geri kalmış ülkelerin aile fotoğrafında...
Araplar, Afrikalılar oturmuş fotoğrafçıya poz veriyorlar, o sırada göğsünde 'AKP' yazan sakallı, takkeli biri koşarak geliyor: Bi dakka beyim, şu fotoğrafa ben de gireyim .. Milliyet gazetesinin manşet karikatürüydü.
Zinayı cezalandıran ülkeler: Uganda, Afganistan, Pakistan, İran, S. Arabistan, Irak, Malezya ile başlayarak yazılmış ve bu kanun çıkarıldığı takdirde bugüne kadar gösterilen çabaların nasıl boşa gideceği İtalya Büyükelçisi'nin de açıklamasıyla anlatılmıştı.
Büyükelçi Marsili "Avrupa'da vatandaşını evlilik dışı ilişkisi nedeniyle hapse koyan hiçbir ülke yok, bunu yapan tek ülke konumuna düşersiniz" diyor ve devam ediyor:
"İki yetişkin insanın ilişkiye girmesi nedeniyle hapis cezasına çarptırılması kabul edilemez. Boşanma için meşru sebep sayılabilir ama Ceza Kanunu kapsamına girmez. Dönüp idam cezasını yeniden koymak gibi bir şey. Bunun bir adım ötesi taşlayıp öldürmektir."
Marsili'nin söylediklerinin benzerini biz daha önce namus cinayetleri konusunda da yazdık:
'Madem ki kadınlara karşı işlenen suçlara, cinayetlere devlet eliyle izin çıkarıyorsunuz, idam cezasını kaldırmanızın ne anlamı kalıyor' dedik. 'Getirmek istediğiniz zina maddesi ise kadınlar için çağdaş recm'dir dedik. Ama elbette bunları İtalya Büyükelçisi'nin söylemesi çok önemli, zira onun sözleri diğer Avrupalı liderlerin (toplumların ve AB Komisyonu'nun) görüşü konusunda da bir fikir veriyor.
Sorunları hep kadın...
Sanıyorum bir kadın okur, GülBa kod adıyla gönderdiği 'mail'de şöyle diyor;
"Bunlar başta kalmaya devam ederlerse tck'nın şck (şeriat ceza kanunu) olarak değiştirilmesinden endişe duyuyorum. Yok, yok korkuyorum."
Korkusunda haksız olduğunu kimse iddia edemez. Zaten eğer AKP'nin son günlere sakladığı diğer süprizler de gerçekleşirse kısa sürede gazete ve TV'lerde nasıl haberlere şahit olacağımızı kestirmek gayet kolay.
Görülen o ki takiyyeden kurtulamayacağız. TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan ve diğer bazı AKP milletvekilleri bile erkek ve kadına farklı hakların sağlanmaya çalışılmasından rahatsızlıklarını dile getirdiler. Oysa Başbakan Erdoğan kendinden çok emin, farklı görüşte olanların konuyu bilmediğini iddia ediyor ve:
"Kadınla erkek eşit şekilde ceza görecek ve şikâyete bağlı olacak" diyor.
Belki farkında değil ama gerçekte bu cümle bile anlamı itibariyle takiyye. Kadınlar şikâyet e-d-e-m-e-z.
İmam nikahlı evliliklere getirmek istedikleri kolaylık (ve 'zina' dan kaçırma) ise Anayasa Mahkemesi'nin yeni bir iptali için başlıbaşına neden.
Zina'nın suç sayılması -KA.DER'in de açıkladığı gibi-namus cinayetlerine daha fazla kadının kurban gitmesine de neden olacaktır.
AKP'nin namus cinayetleri başta, zina, müstehcenlik gibi birkaç maddeyi kendi istediği şekle sokmasının, Türkiye'nin gelecek -en az- 20 yılına bir kara perde örteceğini bilelim. Onlar da bilsinler.
Yazmazsak 'unuttuk' zannederler diye aynı konuya devam ediyoruz ama biz bile sıkıldık artık yani!
Ağzı burnu eğilmiş sporcular!
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin 2004 Olimpiyatları bittikten sonra (benim de hatırlatmış olduğum) acı gerçeğe değindi ve;
"Olimpiyatlardaki sonuca göre Türk sporu başarılı sayılmaz, atletizmde hiç varlık gösteremedik, güreşte bile... Sporcu yetiştirmemiz lâzım" dedi.
Lâzım olmasına lâzım da bunun için çocukları küçük yaşta alıp eğitmek de lâzım. O zaman da diğer sorun ortaya çıkıyor; antrenör kendisine emanet edilen küçük sporculara profesyonel gözle bakmak yerine ilişki kurmayı kafasından geçirirse aileler bu riski göze alır mı?
Böyle bir yola sapanların kötü örnek olması nasıl önlenebilir?
Bir de şu boks ve güreş meselesi var. Gümüş madalya alan 17 yaşındaki boksör Atagün Yalçınkaya'nın fotoğrafını, masum, sevimli yüzünü gördünüz.
Bir süre sonra o güzel yüz şekil değiştirecek. Tabir caizse "dağılacak"... Burun -halen kırılmamışsa- kırılacak. İleri yaşlarda ise, 'beyinleri sallanan' boksörleri Parkinson hastalığı bekliyor. Dayım boksördü, o da kurtulamadı Parkinson'dan, Muhammet Ali de...
Aslında bana kalsa boksu 'spor' sınıfından derhal çıkarırdım. Boğa güreşi ne kadar vahşice bir olaysa ve İspanya'nın azgın halkı, onlarca okla yaralanmış bir hayvana son darbenin indirilişini nasıl 'insanlık dışı bir zevkle' izliyorsa boks da aynı.
Hatta bence güreş de. Zavallı güreşçilerin kulaklarına dikkat ettiniz mi? Hepsinin kulakları ezilmekten pabuç gibi oluyor. Vıcık vıcık ter içinde insanların sarmaş dolaş yaptığı bu garip sporu ('ata sporu' motivasyonunu filân bir yana bırakarak) biraz azaltsak, onun yerine gençlerimizi yüzme, su balesi, yelken, tenis, koşu ve diğer sporlara yönlendirsek olmaz mı?
Bizde sokak çocuklarını bile toplayıp 'spor öğretiyoruz' diye boks öğretiyorlar, yok mu boks, güreş ve halterden başka spor?
Bu takiyye nereye kadar?
Tek karede Türkiye trajedisini bu kadar güzel anlatan karikatüristi kutlamak isterdim. Avrupa aile fotoğrafına kenarından köşesinden girmeye çalışan 'ülke', çoğu şeriatla yönetilen geri kalmış ülkelerin aile fotoğrafında...
Haberin Devamı

