Bu programlara iki kanal yetmez!

Duyunca üzüldüm; "Gelinim Olur musun?" isimli son derece yararlı(!) program ile onun benzeri "Size anne diyebilir miyim?" aynı gece (dün gece) yayınlanacakmış

Haberin Devamı

Duyunca üzüldüm; "Gelinim Olur musun?" isimli son derece yararlı(!) program ile onun benzeri "Size anne diyebilir miyim?" aynı gece (dün gece) yayınlanacakmış.

Üzüldüm çünkü bu derece lüzumlu, toplumu aydınlatan(!!), canhıraş feryatları, mahalle kavgası niteliğinde tartışmaları, hakaretleri içeren bir programın sadece bir tanecik benzeri yapılmış.

Reyting rekorları kırdığı için hemen bir başka kanal taklidini hazırlamış. E lazım! E şart! Ve hatta diğer kanallar da "Seni aldım gitti", " Anam çatlasa da alacağım", "Sana karım diyebilir miyim", "Eller hasedinden çatlasın biz evleniyoruz", "Potansiyel karılar ve çocuklar", "Müstakbel babaanne lütfen müstakbel annemi dövme", "Ana, nişanlıma küfretme" gibi programlan acele ekrana sürmeliler. Yoksa kültürümüz eksik kalır. Bu toplumun genç kuşakları şiddeti, hakareti, ağlamayı, yalanı, dolanı öğrenemezler.

Orta kuşaklar evde eşlerine, çocuklarına nasıl davranmaları, nasıl konuşmaları gerektiğini bilemezler. Eksik kalır.

Hani bir söz vardır "Ne okuduğunu söyle bana kim olduğunu söyleyeyim sana", biz onu "Ne izlediğini söyle bana kim olduğunu söyleyeyim sana" diye değiştirebiliriz. Eğlenceyi filân anlıyorum da böyle eğlence olmaz. Bizim geçtiğimiz yollardan çook önce geçmiş, taşlarını yerine oturtmuş toplumlar belki bu tür saçmalıklardan etkilenmezler ama Türkiye gibi her bakımdan çok geri kalmış, gelişmek için Avrupa'nın el atmasını bekleyen bir ülkede, bir toplumda buna izin verilmemelidir.

Medya özgürlüğünden ancak sorumluluğunu bilen bir medya olduğu takdirde söz edilebilir... İstismara kalkan, tek ölçüsü "reyting = reklâm" olan, tek bir sanat-kültür-eğitim programına, belgesele yer vermeden izleyiciyi dizi, (sözüm ona) reality show ve magazin manyağı yapan bir medya ile edilemez.

Doğa ile Barış Derneği -Türkiye Çevre Kozası İnisiyatifi (244 kuruluş) bu konuda ilk kampanyayı başlatacağını bildiriyor.

Sıra diğer sivil toplum kuruluşlarında. Onlar da kesinlikle bu kampanyaya katılmalılar. Reklâm verenler de... Toplumun bu gidişe dur demesinin zamanı geldi artık! Sadece seyirci olmakla yetinemezsiniz!

Erkek ekran
Nuray Topçu isimli bir "havayolu" çalışanı okurumuz "Bizler iş kanununa tabi bulunmadığımızdan hakkımızı nerede arayacağımızı hiçbir zaman bilemedik. Mesleğime herhangi bir havayolunda devam etmek istiyorum ama 2 yıldır tüm başvurularıma olumsuz yanıt alıyorum, tek neden olarak yaşımın 38 olmasını gösteriyorlar" diyor.

Benzer bir uygulamanın diğer modern ülkelerde olmadığını söyleyen Nuray Hanım yazısını şu soruyla bitirmiş:

"Emeklilik yaşının kadınlarda 60 olduğu ülkemizde, ben sağlıklı bir kadın olarak bu yaşta neden atıl duruma düşürülüyorum?"

Yerden göğe kadar haklı bir soru. Bizde öyle bir durum yaratıldı ki, neredeyse 35'ini geçen kadınları emekliye ayıracaklar. Meydan erkeklerin, onlar 100 yaşına da gelseler işlerinin başında oturabilirler ama kadın için OLAMAZ.

Dün akademisyen bir arkadaşım W ekranlarının da yaşını başını almış, üstelik renksiz konuşmalarıyla insanın içini bayan (kötü Türkçe) erkeklerle (gazeteci, siyasetçi, ekonomist, diplomat, toplum veya siyaset bilimci ve diğerleri) doldurulduğundan, bu erkek grupları içinde kadınlara hiç mi hiç yer verilmediğinden yakınıyordu.

Biz bunları hep yazdık, hâlâ yazıyoruz ama durum iyileşmek bir yana giderek daha da kötüleşiyor.

Kadınlar ekranın süsü. Genç, boyalı, frapanın en frapanı yansına girmiş olanlar sunucu, haber spikeri, onun dışında beynini kullanan, kariyeri, deneyimi olan hiçbir kadına yer yok.

Duygu'nun kulakları çınlasın; "Kadının Adı Yok" değil, bunlara göre kadının beyni yok.

Yazıklar olsun! 21. yüzyılda Türkiye'nin kadınlarına verilen değer hâlâ buysa hangi "kadın hakkı" ile AB'yi kandırabilirsiniz ki?

Kompleks diye buna derim ben!

DİĞER YENİ YAZILAR