Yakında aynen bu olayların başlatılacağını, "Latife Hanım'ın anılarını yayınlıyoruz" diyerek Atatürk'ün manevî şahsiyetini zedelemeye çalışacaklarını adım gibi biliyordum.
Akla hayale gelmez dedikodular, anıların yayınlanacağı iddia edilen tarihten çok önce fısıltı gazetesinde yol almaya başlamıştı. 18 Ocak tarihinde "Latife Hanım'ın günlüğü" başlıklı yazımı bu nedenle yazdım. O yazıdan kısa bir bölümü hatırlayalım:
Terk edilmiş bir kadının hatıralarında intikam duygusunun ve başka olumsuz tepkilerin yer almayacağına kim emin olabilir?
Çıkardığı ve Atatürk'ün isyanıyla sonuçlanan her kavgada, kendisini ailesinin evine gönderdiğinde yalvararak araya Salih Bozok'u koyup geri dönen, döner dönmez aynı tartşmaları sürdüren Latife Hanım'ın kıskançlıkla çıkardığı olayları, yine kıskançlıkla; Mustafa Kemal'i görmek için gelen Fikriye'yi köşkün kapısından kovduruşunu ve Fikriye'nin bu nedenle intihar ettiğini bilirken, bu yapıdaki bir insanın doğru bir durum analizi yapabileceğine veya olayların gerçek yüzünü anlatmayı başaracağına inanabilir miyiz?'
Hukukçular diyor ki
Bunları yazdıktan sonra; 'Mustafa Kemal'in doğrulama-yalanlama imkânı bulunmayan, özel yaşamına dair bilgilere "halka mal olmuş" bahanesiyle dalmanın yanlışlığından ve üstelik tek taraflı olarak duyacaklarımızdan fena halde yanılma ihtimalinden' söz etmişim.
Ertesi gün, 19 Ocak'ta ise okurlardan ve hukukçulardan gelen çok sayıda mail ve telefonlardan birini "kişilik hakları ve hukuk" konusunda uzman, değerli hukukçu Prof. Dr. Safa Reisoğlu'nun "İlgili bütün kanunlarda şahsiyetin korunmasına ilişkin özel hükümler olduğunu, bu tür yayınların durdurulabileceğini, evliliği paylaşan kişilerin 'anılar' üzerinde eşit haklara sahip olduğunu, taraflar hayatta olmadığı için bunların yayınlanamayacağını" belirttiği telefon konuşmasını anlatmıştım. Konuyla ilgili, 25 Ocak'ta yayımlanan "Profesör Latife Hanım'ın mektuplarından ne istiyor" başlıklı yazımın sonunda ise Türk Tarih Kurumu'nun. Cumhurbaşkanı Sezer "Atatürk Müzesi'ne koyacağız" diyerek istediğinde Latife Hanım'ın belgelerini vermeyişinin doğru karar olduğunu söylemiştim. (Meğer kendine saklarmış!) Her üç yazıda da bu kadar özel belgelerin tarihe değil sadece Atatürk düşmanlarına ve dedikoduculara ışık tutacağı belirtilmişti. Ve o yazıların amacı da bu istismarın önceden alınacak tedbirlerle önlenmesiydi.
Şimdi ise Emin Çölaşan'ın dünkü yazısından öğreniyoruz ki, Kurum Başkanı Yusuf Halaçoğlu mahkeme kararıyla mühürlenen ve kasaya konan belgeleri kendisi okuduğu gibi "yarın açıklayacağım" diye tutturmuş.
Gücünüz yetmez!
Her konuda, her alandaki başıboşluk ve sorumsuzluk burada da kendini göstermese şaşardık zaten. Ama bu kez konu Atatürk! Eğer mahkeme kararıyla kaldırılmış, tek taraflı ve onun aleyhinde olan bir takım bilgiler bu beyefendi (nasıl oluyor da kendinde böyle bir yetki görüyor bilinmez) tarafından alelacele açıklanırsa, buna engel olunmazsa yalnız kendisi değil durdurmayanlar da suça ortak sayılırlar. Altından da kolay kolay kalkamazlar.
Malûm, Türk milletinin güç ve birlik kaynağı olan Atatürk'e zarar vermek birilerinin mutlaka işine gelecektir.
Ama o kadar kolay değil. Ayrıca... Ne açıklarlarsa açıklasınlar bu milletin Atatürk sevgisi asla bitmeyecek. İyi bilsinler!
İstanbul'a dikkat!
Güney Asya'da deprem olur olmaz bizim uzmanlar "O fay hattının Türkiye ile bir ilgisi olmadığı" konusunda yorum yarışına girdiler. Her zaman yapıldığı gibi "Aman halk telaşlanmasın, bir tatsızlık çıkmasın" anlayışı sürdürüldü.
Biz, siyasilerimizin buyurduğu "vicdansız", "ABD güdümlüsü" basın da "gerçeği söyleyin, iyice araştırın, siz böyle derken yabancı uzmanlar yakında büyük deprem olacağından söz ediyor" dedikçe onlar yalanladılar.
Kandilli Rasathanesi'nde 1 Şubat'ta yapılan "depremlerin uydu teknolojisi ile izlenmesi" konulu konferansta Prof. John Rundle "Yalova ve Kumburgaz'da iki sıcak fay hattı bulunduğunu" söyleyerek "İstanbul'a dikkat edilmesi gerektiğini" vurgulamış. Bu arada Türkiye'nin birçok köşesinde uzmanların şimdi, şimdi nihayet "Güney Asya ile bağlantılı olabileceğini" belirttikleri depremler kendini göstermeye devam ediyor.
Peki bütün bu gelişmelere rağmen 'vicdansız basın'ın "Ne önlem aldınız" sorularına neden hâlâ cevap verilmiyor merak etmiyor musunuz?
Büyükşehir Belediyesi ve Valilik İstanbul'un neresinde, ne gibi güçlendirme çalışmaları yapıldığını, kısacası İstanbul'a nasıl dikkat edeceklerini açıklamak zorundalar.
Bekliyoruz!
Bu ne yetki Yusuf Bey?
Yakında aynen bu olayların başlatılacağını, "Latife Hanım'ın anılarını yayınlıyoruz" diyerek Atatürk'ün manevî şahsiyetini zedelemeye çalışacaklarını adım gibi biliyordum
Haberin Devamı

