Haftalardır “AKP ve yüzde 40”ı yanyana görüp de hiç tepki vermeyenler benim sırf beyin yıkama yöntemini adaletsiz, yanlış bularak yanyana yazdığım “CHP ve yüzde 40”a çok fena bozulmuşlar.
Oysa ben “Meclis’e üçüncü bir partinin girmesine katkı olması, böylece geçen dönemde yaşananların aynısının tekrarlanmaması” açısından kendi oyumu üçüncü partiye vereceğimi daha önce yazmıştım. Kimbilir belki de bu üçüncü partilerden biri yüzde 40’a yakın oy alır, onu da şu anda hiçbirimiz bilemeyiz.
Gelen tepkilerin hepsini yazmam elbette mümkün değil ama birkaçında söylenenleri paylaşacağım. Gül Reyyan isimli okur yazımla ilgili olarak “Halka gitmekten korkan parti yüzde 40 oy alamaz” diyor. Peki halkın önüne çıkıp TV’de icraatlarını tartışmayan, diğer liderlerle bir arada soruları cevaplamayan, bunu reddeden parti nasıl alacak?
Örneğin; “Tek başına iktidar olmadığı takdirde siyasetten çekileceğini” söyleyecek kadar halk iradesine saygı göstermeyen ve bunun sorulmasından kaçan bir lider nasıl alacak?
Cumhurbaşkanlığı seçiminde halk iradesi isteyen biri aynı iradeye genel seçimde nasıl karşı çıkabilir?
Halit Gürleyik ise “Alıştınız değil mi 80 yıldır sizin istediğiniz insanların devleti yönetmesine (...) Artık öğrenin şunu, lütfen yıllardır iliğini kemiğini sömürdüğünüz, üzerinden kazandığınız paralarla paşalar gibi yaşadığınız millete saygınız olsun biraz. MİLLETİN KARARINI HAZMETMEYİ ÖĞRENİN ARTIK” diye yazmış.
“MİLLETİN KARARINI HAZMETMEYİ ÖĞRENİN ARTIK” cümlesi büyük harfle yazılmıştı. Keşke bu cümleyi bir de Tayyip Bey’e gönderse... Belki “iktidar olamazsa istifa etmekten” vazgeçerdi.
“80 yıldır sizin istediğiniz insanlar” dediğine göre diğer hükümetler dönemindeki sıkı eleştiri yazılarımızı okumamış. Ayrıca neden bunların hepsi “bizim istediğimiz insanlar” oluyor.
Bu 80 yılın içinde Demirel’den Ecevit’e, Özal’dan Yılmaz’a, Çiller’e, Erbakan, Gül, Erdoğan’a kadar birçok isim devleti yönetti. Eğer mesele, yazdığı gibi “köylü Mehmet Ağa’ya yakın biri” olmaksa bu isimlerin çoğu köylü Mehmet Ağa gibi köyden çıkma siyasilerdi, sarayda, köşkte yetişmemişlerdi.
Bugünkü liderlerin çoğu da (hatta hemen hepsi de) halkın içinden gelen isimler. O zaman sıkıntısı nedir Halit Gürleyik ve onun gibi düşünenlerin?
“Yıllardır ilik kemik sömürmeye, paşalar gibi yaşamaya” gelince... Vallahi ben kendimi bildim bileli var gücümle ve aile boyu çalışırım, alnımın teriyle kazanarak yaşarım. Çok şükür kimsenin iliğini filân sömürmedik, kimsenin bir kuruş hakkını yemedik.
Sırası gelmişken hatırlatayım; doğduğumda babam milletvekili idi ve Türkiye’de seçilerek en uzun süre TBMM’de bulunmuş (25 yıl) siyasetçilerden biri olarak yaşadı, Senato Başkanlığı koltuğuna bile oturdu ama biz 4 kardeş gemi alamadık.
Siyasetçi olan babamız “arkadaş” bursuyla okumamıza da izin vermez ve hatta yanlış anlaşılır diye giriş katındaki apartman dairesini bile değiştirmezdi.
Bugün “gecekondudan geldik” diyenler üç beş yılda gemi ticareti yapacak duruma yükseliyor, krallar gibi yaşıyor, dünyanın en lüks uçaklarını, araçlarını kullanıyor.
Onun için kimsenin bugünkü parti liderleri arasında ayırımcılık yapacak hali yok.
İyi ki ben sinirlenince yazarlığı bırakmaya kalkmıyorum, olumsuz tepkilere de saygılıyım.
Yabancı basın yalnız kendi için yazmıyor!
Avrupa ülkeleri ve ABD’nin önemli gazetelerinde cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden başlamak üzere Türkiye’nin iç meslelerine ciddi bir yön verme çabasını hep birlikte gördük.
Şu sıralarda bu baskıyı yoğunlaştırarak tek bir siyasi partinin reklâm şirketi gibi çalışmayı sürdürüyorlar. Öğrencilik yıllarımdan başlayarak uzunca bir süre İngiltere’de yaşadığım ve dış basını dikkatle izlediğim için bu gayreti daha önce bir başka ülke için göstermediklerini biliyorum.
Son zamanlarda yazılarımda sık sık yabancı basının Türk siyaseti ve halkı üzerinde baskı yaratma amaçlı yorumlarına yer verdim. Bunun nedenini merak eden ve “Onlar kendi ülkeleri için yazıyorlar” diyenlere bir hatırlatma yapmak istiyorum; onlar sadece kendi ülkeleri için yazmıyorlar. Bu haber ve yorumlar, yabancı gazeteleri okuyan/okumayan gazetecilerin, yazarların önüne ajanslar tarafından gününde gönderiliyor ve “sanki onlar bizi bizden iyi biliyorlarmış gibi” son derece de etkili oluyor.
Sonra bunların çoğu haber olarak veya köşe yazılarında Türk gazetelerinde yerini alıyor.
Vatandaşı etkileme gücü de göz ardı edilemez.
Onun için bırakın da bugüne kadar görülmemiş bu açıkça yönlendirme faaliyetlerini yazalım. Zira hiçbir dış baskı durup dururken, kendi çıkarları ile ilgisi olmadan yapılmaz. Buna neden ihtiyaç duyduklarına kafa yormak gerekir.

