Perşembe akşamı bir televizyon kanalında Rafet El Roman'in karısı Tuğba Altıntop'u küçük çocuklarıyla birlikte izlerken bir anne olarak kendimi onun yerine koydum ve içimin eridiğini hissettim. 7-8 yaşlarındaki iki küçük kız annelerine yapışmış ayrılmamak için gözyaşları döker, anne üzüntüsünü onlara belli etmemeye çalışırken Rafet El Roman acımasız kaçak bakışlarla bu tabloyu izliyordu.
Kızların ikisi de doğal olarak anneleriyle kalmak istiyorlar. Bırakın henüz anne kucağına, onun sıcak sevgisine en fazla ihtiyaç hissedecek yaşta olmalarını, kız çocuklar her yaşta, birçok özel konularını ancak anne yardımıyla çözebilirler.
Bu gerçeğin yanında, dün Müge Anlı'nın da yazdığı gibi anne Tuğba Altıntop çocuklarının velayetini almak üzere dava açmış. Hakim adliyenin psikoloğuyla birlikte çocuklarla konuşmuş. Kızlar ağlayarak babalarıyla Almanya'ya gitmek istemediklerini söylemiş ve "Hakim amca, çabuk karar ver" demişler. Ama efendim, bu dünya, özellikle bu Türkiye errkeklere aittir ya, HER ŞEYE RAĞMEN erkekler tarafından verilen kararla KIZLAR erkeğe, babaya teslim edilmiş.
Kadın örgütleri ilgilenmeli!
Nasıl acımasız bir kanun, nasıl acımasız yüreklerdir ki bunlar, hiç değilse her medeni ülkede olduğu gibi çocuklar haftada bir annelerine gösterilmezler? Aslına bakarsanız 'her medeni ülkede' diyorum ama o ülkelerde küçük çocuklar ne olursa olsun (çok imkânsız bir durum söz konusu değilse) mutlaka anneye verilir. Baba onlan hafta sonlan alır, bunu yabancı filmlerde de sık sık görürsünüz.
Bence bu örnek kadın kuruluşlarının takip edeceği, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan'in ele alacağı bir büyük haksızlık örneğidir.
Türkiye'de kadına çarpık bakışın, kadına yapılan işkencenin en bariz göstergesidir. Mahkemeden doğru karar çıkmadığı takdirde Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'ne de götürülmelidir.
Psikolojik şiddetin bu boyutuna susmamak gerekiyor. Hem anne, hem de çocuklar açısından!
Kültürün zirvesine çıktık, çıkacağız!
Bu hükümet bizimle alay ediyor ve bizim anlayışımız kıt da anlayamıyor muyuz diye merak etmeye başladım artık. Toplumdan gelen sesler, itirazlar, toplu istifalar hiçbir şey onlara tesir etmiyor. Daha önce de yazdığımı hatırlıyorum, aslına bakarsanız görüntü tam bir baskı rejimi görüntüsü... Kim ne derse desin biz bildiğimizi okuyacağız, güç bizde" görüntüsü.
Cumhurbaşkanının onaylamadığı atamaları arka arkaya "vekâleten atama" seklinde yapanlar, istedikleri her şeyi, her konuda denetimsiz olarak uygulamaya koymak isteyenler, şimdi de sınırsız özgürlük için Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini daraltıp Başbakan'ınkileri genişletme arzusundalarmış... Yakışır doğrusu, her yapılan yanlışa kafa sallayıp kabul eden, susan bir millet bulunca "imkânsız" bile imkânlı hale getirilebilir. Nitekim getiriliyor.
AKP'nin ileri gelenleri, memleketin çözüm bekleyen ciddi sorunlarını rafa kaldırarak her gün yeni bir sürprizle ortaya çıkarken Türkiye'nin kültürlü Kültür Bakanı da kendi çapında yol almaya devam ediyor. Önce Devlet Tiyatrolan'nı tarumar etti, tam tiyatro sezonunun başlama arifesinde, bugüne kadar gelmiş en başarılı genel müdürlerden biri olan Lemi Bilgin'i hiçbir mâkul sebep gösteremeden görevden alarak yerme bu konuda uzman herkesin "uygun olmadığı" görüşünde birleştiği bir ismi getirdi. Bunun üzerine 12 il müdürü, 12 ilin sanatçı temsilcileri, 2 Genel Müdür Yardımcısı, 3 Edebi Kurul Temsilcisi toptan istifa ettiler. Ama o hâlâ tuhaf tuhaf gülüyor. Gülüyor zira yeni plânları var, tiyatro yöneticilerinden sonra sıra tiyatronun en saygın sanatçılarını yıpratmaya geldi. Bu da başarıyla tamamlanırsa "Devlet Tiyatroları olmalı mı, olmamalı mı" tartışmasına geçecek herhalde... Kendilerine yakın gazetelerde tartışma başlatıldı bile!
Uzun sürmez, bu gidişle; ilk iş olarak her toplantıda uyuyan, ikinci icraat olarak da Ruslar'a "görgüsüz, sonradan görme" diyen ve arkadan özür dileyen Kültür Bakanı Koç üçüncü önemli icraatını da yakında tamamlar.
(Devam Edecek)
Bu ne acımasız kanundur?
Perşembe akşamı bir televizyon kanalında Rafet El Roman'in karısı Tuğba Altıntop'u küçük çocuklarıyla birlikte izlerken bir anne olarak kendimi onun yerine koydum ve içimin eridiğini hissettim
Haberin Devamı

