Bu nasıl soruşturma?

Haberin Devamı

İlhan Selçuk ve Kemal Alemdaroğlu sabahın saat 4.30’unda, açılmamış bir dava için, ortada (haklarında) ciddi bir suçlama, iddianame bile yokken katillere reva görülmeyen bir şekilde evlerinden “kesin suçlu” gibi alınıp götürülüyorlar.

Sonra bakılıyor ki “arkasından bir şey çıkmazsa” büyük olay olacak, toplumda küçümsenemeyecek bir tepki var, iki gün sonra bırakılıyorlar.

Peki şimdi bu toplumun şöyle demeye hakkı yok mu: “Bu nasıl bir adalet sistemi, nasıl bir soruşturmadır ki insanlara haksız yere, “üç beş gün gözaltında tutacak kadar bile” ciddi bir kanıt olmadan ‘çete’ damgası vuruyorsunuz. Çamur at izi kalsın politikası gibi diğer ülkelerden bile dikkati çekecek bir ‘gözaltı’ kararı çıkarıyorsunuz. Ya bu yaşını başını almış insanlar (veya yakınları) bir kalp krizi geçirseydi ne olacaktı? Şimdi onlara çektirdiğiniz azabı, imaj kaybını, Türkiye’nin rejimine kastetmiş kitlenin eline verdiğiniz ‘çete, derin devlet ilişkisi var’ fırsatını nasıl telafi edeceksiniz?

İktidara karşı bildirilen her görüş veya telefon konuşması ‘Ergenekon ilişkisi’ anlamına geliyorsa memleketin yarısından çoğunu ya da canınızın istediği, bazı köşe yazarları tarafından işaret edilen her ismi gözaltına mı alacaksınız? Madem o kadar meraklısınız, yazın bakalım iddianamenizi, bu ne uzun iddia, soruşturmadır ki yıllardır (ve son 8-9 aydır yoğun olarak) bitmek bilmedi?”..

Devletin -hükümet güdümünde olmayan- yüksek mahkemelerine; savcılarına, hakimlerine güvenmediğini söyleyen, hatta iktidara “mahkemeye karşı savunma yapmamasını” öneren liberal arkadaşlarımız acaba Adalet Bakanı’nın başkanı olduğu bir kurula bağlı ve Adalet Bakanlığı müfettişlerinin sorgulayacağı hakim ve savcıların baktığı/bakacağı bir soruşturmanın bu içler acısı, hukuka güveni sarsan durumuna ne diyorlar?

Bu konuda “güvensizlik”ten şikayet ettikleri hiç duyulmuyor da... Sadece pek mutlu olduklarını izliyoruz. Eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan gözaltı yöntemi için suç duyurusunda bulunmuş.

Evet, bu gözaltı yöntemi için mutlaka suç duyurusu yapılmalı ve sebep olanlar da sorgulanmalıdır. En azından neden olunan “haksız imaj kaybı” için AİHM’ye kadar gitmeye bile değer!

YAKINDA ÖNLENİR!

Başbakan Erdoğan AKP’nin kapatılma davası ile Ergenekon soruşturmasında son gözaltı olayları arasında bağlantı kurulması konusunda “O kadar muktedir olsam kapatılma davasını önlerdim” demiş.

Davaya yüksek mahkeme bakıyor olmasa ve onların hakimleri, savcıları -hiç değilse şimdilik- bir çekinceleri olmadan karar verebiliyor olmasalar bu gayet kolay olabilirdi. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nde bile tanıdık hakim aradıklarını duyduk.

“Böyle bir iftirayla yargı ile yürütmeyi karşı karşıya getirmek, zan altında tutmak çok yanlıştır” diyor. Ama işte medya bu, her soru, her ihtimal akla getirilip söylenebiliyor. Madem ki bu konu önemlidir ve hukuk zan altında kalmaktadır o zaman hakim ve savcıların her ‘adli yıl’ başında hatırlattıkları şeyi yapsın ve yargıyı Adalet Bakanı/Bakanlığı’na bağımlı olmaktan kurtarsınlar.

Çözüm çok kolay, neden yapmıyorlar??

***

Araf Suresi 179 kime söylensin?

Başbakan Erdoğan her an yeni bir şeyler söylediği için bizim gündemimizden de halkın gündeminden de hiç düşmüyor.

“Gerilim” konusunda medyayı suçlamış yine... Çocuk kavgalarında olduğu gibi hep “Ben yapmadım, o yaptı” diye karşı tarafa yüklenerek. “Ben hep uzlaşma mesajı verdim. ‘Birlik beraberlik içinde olalım’ dedim ama ah işte bu medya yok mu, gerilimde büyük rol oynuyor” diyerek...

Demek ki bunca zamandır üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, yargının, medyanın, iş dünyasının; uzlaşı içinde hareket edin, kadrolaşma dediğiniz kıyımdan vazgeçin, kavgayı bırakıp şu işsizliğe çözüm bulun (Türkiye ‘genç işsizler’ sıralamasında tüm dünyada 10. sırada), toplumu dindarlar-laikler gibi asılsız, gerçek dışı kutuplaşmalara sürüklemeyin çağrıları, uyarıları hiç duyulmamış.

Şimdi acaba bütün bu kurumların Araf Suresi 179. ayetin “Gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar” kısmını kendisine söylemeye hakkı yok mu?

Bir de “Bizim kapsamlı anayasa değişikliğimizin içinde zaten ‘parti kapatılmasını zorlaştıracak, adeta yok hale getirecek’ çalışmamız vardı” demiş.

Nasrettin Hoca’nın göle maya çalması gibi; “Ya tutarsa”...

Veya, “Ya yutarlarsa”...



DİĞER YENİ YAZILAR