Üniversitelerde bütün yasakların kalkacağı” haberi YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın ağzından verildiği gün Doç. Dr. Şahin Filiz’e dava açıldı. Sebep ne, suçu neymiş?
Televizyon programlarında konuşmuş ve bunca yıllık eğitimden ve öğretim üyeliğinden sonra “görüşlerini, öğrendiklerini” topluma açıklamış.
Sky Türk’te Enver Arsever’in, STAR TV’de Ruhat Mengi’nin programına çıkmış.
Gerçi birçok TV programına her hafta onlarca öğretim görevlisi çıkıyor, bugüne kadar binlercesi çıkmıştır ve bunların izin falan aldığını da hiç sanmıyorum ama alıyorlarsa eğer Şahin Filiz de almış. 23 Kasım’da Üniversite’nin ilgili dekanlığına hafta sonunda “canlı TV yayınlarına katılacağını” bildirmiş. 24-25 Kasım’da programlara katılmış ama dilekçe ayın 28’inde kayda geçirilmiş.
Eğer yaptığı konuşmalar, verdiği bilgiler dekanlığın hoşuna gitseydi yine ayın 28’inde, 5 gün sonra mı kayda geçirilirdi acaba?
Doğal olanı bu mudur? Ve doğal olanı demokratik bir ülkede, ifade özgürlüğü olan bir ülkede öğretim görevlilerini “konuştular diye” cezalandırmak mıdır?
Doç. Dr. Şahin Filiz hakkında açılan anlamsız, baskıcı soruşturma durdurulmadığı takdirde üniversitelerde kalkacak yasakların sadece “istedikleri kesimi” içerdiğine inanılacaktır.
Böyle bir üniversite ortamına özgür, yönetenlere özgürlükçü demek de komediden öteye gitmeyecektir.
Önümüzdeki günlerde daha ne tür özgürlüklere (!) şahit olacağız bakalım?
Türban serbest olacaksa tam olmalı!
Geçen Perşembe 32. Gün’de “türbanın serbest bırakılması” ile ilgili söylediklerim (daha önce de yazmış olmama rağmen) bazı tepkilere neden oldu.
Bana gelen okuyucu tepkileri arasında “Bunu nasıl desteklersiniz, yazıklar olsun” diyenler vardı. Bir arkadaşım ise Pazar günü bir gazetenin televizyon köşesinde “Ruhat Mengi’nin konuşmasını duyunca acaba Nazlı Ilıcak ona dublaj mı yapmış diye düşündüm” notunu okuduğunu söyledi.
Hayır, kimse bana dublaj yapmadı, mesele bambaşka... Laik yani dinin devlet işlerinden uzak tutulduğu ve her vatandaşın din baskısı görmeden yaşamasını öngören rejim gereği özellikle gelecekte bir baskı oluşması ihtimali olan ülkelerde ve bu uygulamanın sonuçlarını daha önce görmüş olan Türkiye’de devlete ait alanlarda dinî simge yasağı gerekli görülmektedir.
Bunun bir nedeni de radikal İslâm’ın mahalle mahalle, okul okul, şehir şehir yayıldığı veya birdenbire tepeden inme geldiği birçok Müslüman çoğunluklu ülkede başörtüsüyle başlayarak kadın tesettürünün mümkün olduğunca arttırılmasının din rejimine geçmek için basamak olarak kullanılmasıdır.
O ülkelerde de ya önce kadınlar başörtüsünün “Müslüman kadın için olmazsa olmaz bir zorunluluk” olduğuna inandırılarak adım adım karaçarşafa götürülmüştür veya doğrudan, yönetimi ele geçiren zorba gruplar, mollalar tarafından dayatılmıştır.
Türkiye’de ise türban Erbakan’la yıllarca birlikte çalışmış olan siyasetçilerin açıkça röportajlarda anlattığı gibi, onunla başlayan bir siyasileşme süreci yaşadı.
Din, inanç, özellikle kadının tesettürü erkekler tarafından oy için, siyasi koz olarak kullanıldı. O kadar ustaca kullanıldı ki birkaç yıl içinde kat kat artarak bugüne kadar geldi.
Ben inanca saygılı olduğum gibi (Nisa Suresi 59. ayette de “Sizden buyruk sahibi olanlara uyun. Anlaşmazlığa düşerseniz kararı bana bırakın” sözleriyle anlatılmış) devletin kurallarına da saygılıyım. Üç-dört yıl için, Diyanet İşleri eski ve yeni başkanlarının kızlarının yaptığı gibi üniversiteye girerken çıkarıp, çıkarken takmanın imkânsız olmadığına, Diyanet “türbanın, tesettürün İslâm’ın ön şartı olmadığını” açıkladığına göre bunun yapılabileceğine inanıyorum.
Bunu anlatmak yerine “sadece türban kullanılarak” toplum neredeyse dindarlar/dindar olmayanlar veya dindarlar/din karşıtları diye öyle haksızca ve siyasi amaçlı olarak bölündü ki artık bu kozun siyasetten çekilmesi, isteyen siyasi partinin daha uzun yıllar dini tekeline alma imkânının ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyorum.
Artık “Türban serbest bırakıldığında baskı asla olmayacak. Ama kadınlar ilk aşamada eşitlik konusunda kan kaybedebilirler. Erkekler açık olana ilgi duyup farklı davranabilir” diyen bir YÖK Başkanı da olduğuna göre bu yakında gerçekleşecektir.
YÖK Başkanı açıklayamıyor ama “Erkeklerin açık olana ilgi duyup farklı davranması” ne demek onu da göreceğiz.
Yalnız... Öğrencilerin kılık kıyafetleri nedeniyle eğitim hakkı elinden alınamayacağına göre, Başbakan imam hatip liseli kız öğrencilere telefon açtığına göre, Maliye Bakanlığı Konya Vergi Dairesi Başkanlığı “türbanlı ilköğretim okulu öğrencilerini” vergi reklamlarında kullandığına göre, Kur’an’da başörtüsü emir ise çarşaf emri de olduğuna göre türban ve çarşaf ilköğretim, lise, üniversite ve devlet dairelerinde (nasılsa 4 yıl sonra sıra gelecek) toptan serbest bırakılmalıdır.
Aksi takdirde “inancı gereği çarşaf giydiğini” söyleyenlere, çocuk yaşında türban taktırılan kız öğrencilere, devlet dairesinde çalışamayanlara da haksızlık olacaktır.
Adım adım yürüyerek, siyasi araç yapmasınlar, dürüst olsunlar ve hepsini serbest bıraksınlar. Özgürlükçü, kuralsız demokrasi neymiş hep beraber anlayalım.

