Elimde Brüksel'deki Sezen Aksu konseriyle ilgili olarak Belçika'dan, bir "Genç Arı Grubu" üyesinden gelen bir mail var. 'An Forum'a gönderilmiş, bana da postalandı. Bakın ne diyor; "Avrupa Hareketi 2002'nin girişimiyle düzenlenen konser, davetiyelerin numaralı olmaması sebebiyle, bir karmaşa ve haliyle gecikmeyle başladı. Daha doğrusu başladığını sandığımız anda, Sezen Aksu sahneye davet edildiği sırada onun yerine Dr. Cengiz Aktar sahnede belirdi, 20 dakikayı konuşmasında, var gelen davetlileri esir alırcasına, aralarında başta Gunther Verheugen olmak üzere Avrupa Komisyonu ve Parlamentosunda görevli çok sayıda yüksek düzey yetkili de bulunmaktaydı) çok kötü bir ingilizce ile Avrupalılar tatil yaparken (3 Ağustos'ta) TC parlamentosunun ne kadar çok çalışıp AB'nin bizden istediği kanunları çıkardığını (uzun uzun) anlatarak sonucunda müzakerelerin başlaması için Türkiye'ye halâ tarih verilmediğini söyledi ve misafirlere açıkça 'kızdı'! Ne kadar basiretsiz ve patavatsız bir açılış konuşması olduğunu bir de davetlilerden duymalıydınız!" Mektupta daha sonra organizasyonda emeği geçen Türklerin teker teker sahneye davet edilerek ödüller verildiği, sponsorların tek tek tanıtıldığı, Berna ve Mesut Yılmaz'in ayrı ayrı sahneye çıkıp konuşmalar yaptığı anlatılıyor. Bu uzun ve tatsız açılıştan sonra konser saat 22:00 sıralarında başlayabildiği için konukların çoğu da yarısında ayrılmak zorunda kalmışlar. Mektubu gönderen Genç Arı'lı "Sadece davetiyesi bile insanı etkilemeye yeten
bu güzel konser ne yazık ki akıllarda 'Türklerin başarısız ve kaba bir lobi girişimi' olarak kaldı. Salonda Verheugen'in yerinde ben olsaydım, o konuşma sırasında kalkar gider arkama bile bakmazdım. O en azından sonuna kadar sabretme inceliğini gösterdi" diyor.
Aslında yoruma gerek yok. Beceriksiz organizasyonlar en güzel geceyi, icraatı bile berbat edebilir. Hele bir konser öncesinde uzun konuşmalar (üstelik kötü İngilizce’yle), tanıtımlar insanları canından bezdirebilir. Kaçırabilir. Nitekim öyle oluyor. Ben de kaçtığım için iyi biliyorum. Haydi biz neyse, kendi içimizde katlanıyoruz ama hiç değilse oralarda biraz dikkatli olalım. Lobicilik yapacağız diye olayı yüzümüze gözümüze bulaştırmayalım.
Japon yapıştırıcılı koltuklar
Küçüklü, büyüklü çok sayıda krallık tarihe karıştı ya krallar yapıştıkları koltuklardan şimdi çok zor ayrılacaklar. Seçim sistemini değiştirmeleri için yapılan çağrıları duymadıkları gibi "Seçime birlikte girin, sağda ve solda birleşmeyi sağlayın" çağrılarına da burun kıvırmışlardı. Bulutların üstünde uçuyor, hepsi kendilerini "Başbakan" koltuğunda veya en azından koalisyon içinde, iktidar ortağı görüyorlardı. Kimse kimseyi beğenemedi. DYP-ANAP'a, DSP-CHP'ye, YTP hiçbirine yanaşmadı. Ah işte bu sonuca bir bu bakımdan seviniyor insan, hani dün "Öfke baldan tatlıymış' demiştim ya gerçekten de taüı yahu. Alın dersinizi de akıllanın. Şu anda hepiniz Meclis'te olabilirdiniz. Geçimsizlik, kendini beğenmişlik, ihtiras siyasi hayatlara nokta koyabiliyormuş demek ki. Geçmiş olsun!
Bayar şans olabilir
Dişi Zorro atına gerçek Zorro gibi engelleri atlatmayı başaramadı. DYP'nin 10 yılda % 27'den % 9.7 oy oranına düşmesiyle kapalı gözler de açılmaya başladı. Partinin genel başkan yardımcıları "DYP'nin kaderine el konmasının vakti gelmiştir. Suç seçmende değil, bizde" diyerek parti içi hesaplaşmanın artık kaçınılmaz olduğunu açıkladılar. Biraz geç oldu ama zararın neresinden dönülse kârdır (bu söz için de mi biraz geç oldu ne?) DYP gibi, Adalet Partisi'nden kalma değişmez bir seçmen kitlesine, normalde asgari % 15-20'lik oy oranına sahip olması gereken bir partiye baraj endişesi yaşatan genel başkanın değişmesi gerektiği çok önce fark edilmeliydi. DYP bu kez analizini iyi yapar, doğru lideri seçmeyi başarırsa CHP gibi Meclis dışında güçlenerek gelecek seçimde başarıyı yakalayabilir. Seçmenin her şeye rağmen bu partiyi diğerleri gibi tümüyle silmek istemediği 9.7'lik oy oranı ile görülüyor. Ama bir kez daha yanlış tercih yapma lüksleri yok. Eğer genel başkanın değişmesi tartışılacaksa ki elbette doğru olan aslında Devlet Bahçeli gibi kendisinin çekilmesidir- üzerinde durulan isimlerin en akla yakın olanı Mehmet Ali Bayar gibi görünüyor. Lider karizması olan, DTP gibi DYP ile aynı kökenden gelme bir partinin başına geçtiği anda toplum tarafından benimsenen, kendisi de aileden aynı görüşü taşıyan değerli bir siyasetçi Bayar. Dış siyaseti de bilen iyi bir hatip, iyi bir gözlemci, proje adamı ve uyumlu, uzlaşmacı bir karaktere sahip. Popülizm yapmıyor. DYP'liler etki altında kalmadan karar vermeli. Bu iş sırayla değil, doğru adam gelmediği zaman olamadığı birçok partide görüldü. Ya Tansu Çiller tipik karakteri sergiler ve ayrılmazsa? Ecevit gibi sonunda yerinden sökülerek, partiyi de sıfırlayarak gider. Örnek önlerinde!
Bu nasıl lobicilik?
Elimde Brüksel'deki Sezen Aksu konseriyle ilgili olarak Belçika'dan, bir "Genç Arı Grubu" üyesinden gelen bir mail var. 'An Forum'a gönderilmiş, bana da postalandı. Bakın ne diyor; "Avrupa Hareketi 2002'nin girişimiyle düzenlenen konser, davetiyelerin numaralı olmaması sebebiyle, bir karmaşa ve haliyle gecikmeyle başladı.
Haberin Devamı

