Diyanet İşleri’nin “Hz. Peygamber’e atfedilen birçok uydurma sözün hadis diye yutturulmasını önlemek için” uzun süre önce başlattığı (onbinlercesi olduğu için kolay değil) ayıklama çabası Milli Gazete Yazarı Mehmet Şevket Eygi’yi rahatsız etmiş. Eygi “Ey Müslümanlar uyanın, Diyanet; alnı secde görmemiş Beyaz Türkler bazı hadisleri istemiyor diye ayıklama yapacakmış. Papazlar ve açık fikirli profesörlerle hadislerimizle oynuyor” diye yazınca Diyanet de çok ağır bir cevap göndermiş. Bunun haberini gazetede okuyacaksınız.
Ben önce Mehmet Şevket Eygi ve onun gibi düşünen, kendinin ve bir kesimin diğerlerinden “daha dindar” olduğunu iddia eden veya “başka insanları kötü Müslüman ya da din dışı ilan etme hakkına sahip olduğunu” zannedenlerden, din hakkında konuşan insanlara karşı söze “Biz Müslümanlar” diye başlayıp “Ahirette hesabını vereceksiniz” diye bitirenlerden söz etmek istiyorum. Bunu yapanlar bence makbul Müslüman olmadıklarını, geçmişte günah işlediklerini düşündükleri için başkalarına hesap sorarak “Allah’ı bunun aksine inandırmaya” çalışanlardır. Zira gerçek ve takva sahibi Müslümanlar bir insanın “dininin, inancının, makbul insan, makbul dindar” oluşunun takdirinin “SADECE ALLAH’A AİT” olduğunu, böyle bir hakkın Hz. Muhammed’e bile verilmediğini, ibadeti hakkında hiçbir fikrinizin olmadığı insanlara “alnı secde görmemiş” deme cüretinin ise mutlaka cezalandırılacak bir günah olduğunu gayet iyi bilirler. Müslümanlık için gerekli tüm bilgilerin detaylarıyla Kuran’da yer aldığı (Yusuf suresi, Enam suresi, Araf, Nahl, Hud, İsra, Furkan sureleri ve daha birçoğunda) biliniyorken, Hz. Peygamber’in yine Furkan suresi 30. ayette anlattığı gibi “insanların Kuran’ı kaynak almalarını istediği” biliniyorken ve yine Hz. Peygamber’in sağlığında “sözlerinin yazılmasına izin vermediği” biliniyorken ölümünden çok sonra yazılan uydurma hadisler Kuran’dan kat kat fazla sayfaya sığabilecek kadar çoktur.
KADINLARA SÜNNET
Peki Mehmet Şevket Eygi “alnı secde görmemiş” dediği insanlardan veya açık fikirli profesörlerden daha fazla biliyorsa Allah’ın Kuran’ı eksik gönderdiğine, bazı şeyleri unuttuğuna mı inanıyor ki “hadislerin doğru olanlarının seçilmesine”, Arap geleneklerini din haline getirmek için yazılan uydurma sözlerin ayıklanmasına bile karşı çıkıyor, Allah’ın açıklamadığı konularda dine ve Kuran’a ilave yapanları destekliyor? Bunu lütfen cevaplasın. O da cevaplasın, aynı büyük günahı işleyen diğerleri de... Bir de Kuran’da olmadığı halde “kadınların sünnet edilmesini” söyleyen (İmamı Gazali), Kuran’da olmadığı halde “fakirlerin zenginlerden 500 sene önce cennete gireceğini”, “yangın gördüğünüzde tekbir getirirseniz ateşi söndüreceğini”, “kan aldıranın orucunun bozulacağını”, “ressamların cehennemde en şiddetli gazaba uğratılacağını” söyleyen (daha binlercesi var), Kuran’da olmayan bin çeşit ilaveyle kadınları aşağılayan “köpek, fare, kargaya” benzeten ve çoğu birbirleriyle de çelişen, farklı kişilerce uydurulmuş hadisleri mi koruyorlar, onu da anlatsınlar.
Çünkü bu yaptıkları sadece Diyanet’e, din bilimcilere değil Kuran’a, Allah’a karşı saygısızlık sayılır.
*****
İLETİŞİMİN ANAHTARI
Bazen o kadar güzel kitaplar geliyor ki; ‘şöyle bir bakayım’ diyerek elime aldığım kitabı saatler boyu bırakamıyorum. Berna Sağlam Naipoğlu’nun yazdığı “Gün Işığında” isimli kitap da bunlardan biri oldu...
Berna Sağlam Naipoğlu’nu gayet iyi tanırım, İstanbul Üniversitesi mezunu süper bir iletişim uzmanıdır. Betül Mardin, Deniz Adanalı gibi iletişim sektörünün en deneyimli isimleriyle birlikte çalışmış olmasının yanında Vakko Kuruluşları’nın “halkla ilişkiler” görevini uzun yıllar başarıyla yürüttü ve 1999’da Oriflame’in Türkiye çapında yaptığı anket sonunda iş dünyasında “En Başarılı Genç İşkadını” ödülünü kazandı. Daha sonra Vakko’dan ayrılarak kendisi gibi başarılı bir iletişim uzmanı olan Fem Güçlütürk’le beraber “BernaylaFem” iletişim şirketini kurdu, o gün bugündür ikisi zeka ve yeteneklerini birleştirerek birçok başarıya imza attılar.
Ama bu ikilide (ki Fem’i de uzun yıllardır tanıyorum) hemen dikkat çeken ve onları tanıyan herkesin ilk anda fark ettiği özellik insanlara görülmemiş bir içtenlikle, huzur veren bir gülümseme ve ses tonu ile yaklaşmaları, en imkânsız durumları, sorunları altedebilecek güveni vermeleridir. Berna Sağlam Naipoğlu’nun kitabını okurken bugüne kadarki iletişim başarısının sırrını burada bulacağımı umuyordum ki aynen öyle oldu.
Örneğin “İçtenlikle verilen bir yudum sevgi, kucak dolusu geri dönüyor” başlıklı bölümde; “İyi de peki ben ne dedim” de ve daha birçoklarında “insan ilişkilerinde ve iş yaşamında başarı”nın anahtarını veriyor, püf noktalarını anlatıyor. Öğrenmenin en iyi yolu “başarısı kanıtlanmış uzmanından” öğrenmektir bence...
Sevmenin sevilmenin, içtenliğin, başarının sırrını istiyorsanız Gün Işığında’yı kesinlikle okumanızı öneriyorum.

