Bu miting “tartışmalı”, ya Danıştay mitingi?

Sevimsiz günler yaşıyoruz. Sevgisiz, hırs ve öfke dolu, endişeli... Herkes birbirine şüpheyle ve dostluktan, içtenlikten uzak gözlerle bakıyor

Haberin Devamı

Sevimsiz günler yaşıyoruz.

Sevgisiz, hırs ve öfke dolu, endişeli... Herkes birbirine şüpheyle ve dostluktan, içtenlikten uzak gözlerle bakıyor.

Veya belki de bana artık öyle geliyor. Toplumu öyle kutuplaştırdılar, öyle gerdiler ki kimse artık “kendisi gibi” değil. İşin garibi bu ülkeyi yönetenler sanki hâlâ tehlikeli kutuplaşmanın farkında değillermiş gibi aynı tempoda faaliyeti sürdürüyorlar.

Dün Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt seçilecek cumhurbaşkanında beklenen özellikleri; “Hem cumhurbaşkanımız, hem de ordunun başkomutanı olarak, Anayasa’daki ‘laik-demokratik-sosyal hukuk devleti’ tanımını, cumhuriyetin temel değerlerini özümsemiş, bu değerlere sözde değil özde sahip olan bir kişinin seçileceğine inanıyoruz” sözleriyle açıkladı.

Hukuken daha fazlasını söyleme hakkına sahip olmadığını da belirterek... Dinlerken Org. Büyükanıt’ın konuşmasının dürüst, samimi ve özenli olduğunu düşündüm. Aynı zamanda onun “sözlerinin ve cumhurbaşkanı tanımının” son haftalarda ne kadar çok kurum, ne kadar çok siyasetçi, medyacı ve her kesimden insan tarafından tekrarlandığını da düşündüm.

Hangimiz daha önce herhangi bir cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde “Türkiye cumhurbaşkanının laik-demokratik rejime bağlı biri olması gerektiği” vurgusunun bu kadar çok yapıldığını duyduk?

Bu ilk kez oluyor.

Dünya basını bile bir yandan “Erdoğan cumhurbaşkanı olmamalı, gerilimi arttırmamalı” diyerek muhtemel bir tehlikenin farkında olduğunu belirtirken bir yandan da hâlâ adayı olmayan seçimin yarattığı kaosla “Hayalet seçim” diye dalga geçiyor.

Bu şartlar altında Hükümet; “Acaba endişeleri, gerginliği nasıl giderebiliriz? Bu gerginliğin ortaya çıkmasında icraatlarımız ve konuşmalarımız kadar, aylar öncesinde cumhurbaşkanı adayını açıklamayarak son güne kadar ortamı germemizin rolü var mı?” diye özeleştiri yapacağına hâlâ kutuplaştıran söylemlerini sürdürüyor.

Başbakan “zaman israfı” diyerek ana muhalefet partisi ile görüşmeyi reddettiği gibi gayet gereksiz yere bu parti için “mızıkçılık”tan, “omurgalı olmak”tan başlayıp “delikanlı olmaya” uzanan bir Kasımpaşalı konuşması yapıyor.

14 Nisan’da yapılacak Cumhuriyet Mitingi için kullandığı aşırı tepkisel ifadelerin, Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın ise “Mitingin başında Eruygur Paşa var, bu miting tartışmalı hale geldi” demesinin de hiçbir mantığı yok... Yüzlerce sivil toplum kuruluşunun ve kim bilir kaç bin vatandaşın katılımını tek bir örgüt veya şahsın sağlayamayacağı açıkça ortada olduğu gibi miting yapmak da en demokratik haklardan biridir.

Bu kadar kızmaya, tepki göstermeye, en önemlisi mitingi aşağılama gayretine girmeye ne gerek var? Demokrasiye saygının “sözde değil özde” olması gerektiğinden kasıt işte bu olmalı.

Haydi diyelim ki bunu bazı dernek ve kuruluşlar organize etti, peki

Danıştay suikastı sonrasında kendiliğinden Anıtkabir’e akan binlerce insana ne demeli?

Bu iki Anıtkabir yürüyüşü arasında hiç mi bir benzerlik göremiyorlar acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR