Anayasa Mahkemesi AKP için kapatma kararı vermedi. Buna karşılık 6 üye kapatılması, 4 üye Hazine yardımından yoksun bırakılması ve 1 üye de red yönünde oy kullandı.
Biz de rahatladık, böylece iktidara yakın medya ile dış basının el ele vererek dava sürecinde yaptıkları baskı biteceği gibi, yine onların tekrarlayıp durduğu “kapatılmazsa demokrasi kazanacak” vurgusu gerçekleşmiş oldu.
Artık “demokrasi”yiz çok şükür!!
Ve en önemlisi Anayasa Mahkemesi’nin darbeci olmadığı, ordunun uzantısı veya Ergenekonla işbirliği olmadığı anlaşılmış oldu. Tabii ki bu arkadaşların uzun süredir oynadıkları oyun komedinin alâsıdır, eğer kapatma kararı çıksaydı Mahkeme “darbeci”, karar “yargı darbesi” olacaktı ama şimdi kurtuldu.
Acaba bu suçlamaları aylardır yapanlar şimdi çıkıp UTANDIKLARINI itiraf edecekler mi?.. Hiç sanmıyorum.
MAHKEME’NİN “ODAK” KARARI
Bence, sonuçtaki “önemli çelişki”ye karşın Türkiye’nin yüksek yargısı dava sürecinde içerden ve dışardan akıl almaz bir baskı kuşatmasına alınmış olmasına rağmen bağımsız karar vermeyi başarmıştır. AYM Başkanı Haşim Kılıç: “Hazine yardımından yoksun bırakılmasını isteyen 4 üye de ‘AKP’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğuna’ karar vermiş ancak bu odaklaşmanın çok ağır olmaması nedeniyle kapatma yerine maddi yardımdan yoksun bırakmayı tercih etmiştir” dedi.
Yani 11 üyeden 10’u partinin odak olduğu konusunda hemfikir. Haşim Kılıç kararı açıkladıktan sonra da cezanın “Hazine yardımından 1/2 oranında yoksun bırakma” olduğunu, ilgili siyasi parti için bunun ciddi bir ihtar kararı anlamına geldiğini ve gereken mesajı alacaklarının umulduğunu söyledi.
Konuşmasında, basında yalnızca benim birkaç yazımda değindiğim ‘Raportörün raporu daha önce hiç görülmemiş bir hızla hazırlaması’ ve ‘AKP ile ilgili tüm davalarda hep aynı raportörün Osman Can’ın tercih edilmesi’ konularını da kendince cevapladı ama bu iki noktadaki soru işaretleri giderilmemiştir.
Önce şunu söylemek istiyorum benim rahatlamamın yüksek yargı kararlarını demokrasi ile ilişkilendirme saçmalığıyla alakası yok. Belki bu ciddi ihtarın etkisiyle rejimle uğraşmaktan, toplumu acımasızca bölmekten vazgeçeceklerini umuyor, aynı zamanda bu nedenle “mağdur” rolü oynama fırsatı elde edilmediği için de memnunluk duyuyorum.
Ortada bir düşmanlık filan yok elbette, Mahkeme tarafından da tescillenmiş ama taraflı medyanın sürekli yalanladığı bir “laik rejimin dönüştürülmesi” endişesi var.
Şimdi gelelim dava ile ilgili diğer soru işaretlerine...
PİYASALAR SONUCU NASIL BİLDİ?
Kararın açıklanacağı gün borsa herkesi şaşırtacak şekilde yükselişe geçti. Piyasaların sonucu önceden bilmesi nasıl mümkün oldu acaba?
Bu sorunun cevabını tahmin etmekle birlikte emin olmak için, sık sık yaptığım gibi yine deneyimli bir Anayasa hukukçusuyla da konuştum.
“Sonucu ancak AYM toplantılarında bulunan ve Mahkeme’nin nabzını çok iyi tutan kişilerin bileceğini, bunun da ancak Raportör Can veya Mahkeme üyeleri olabileceğini” söyledikten sonra “aynı zamanda bir gün önce bazı gazetelerin ‘6 ya karşı 5 ile kapatma kararı verilmeyeceğini’ yazdıklarına” dikkati çekti.
Ve şöyle devam etti: “Kapatma davalarında bu sürate gerçekten şaşırmak mümkündür. Hiçbir davada 12 saatlik aralarla toplantı yapıldığını ve böylesine çabuk karar alındığını hatırlamıyoruz. Bu süratte Raportörün ve Mahkeme Başkanı’nın özel çabası olduğu inkar edilemez.”
“ODAK” AMA DESTEKLENSİN
Mahkeme üzerinde oluşturulan baskıların bağışlanamayacağını söyleyen (buna Haşim Kılıç da konuşmasında değindi) hukukçu, çıkan karar için ise: “Hem Anayasa’ya, laikliğe aykırı eylemlerin odağısın deniyor, hem de odak olduğuna karar verilen partiye ‘çok ileri gitmediği için’ Hazine yardımının yarısı veriliyor. Yani bir yanda odak gösterilerek, diğer yanda maddi desteğe devam ediliyor. Bu hiçbir ülke hukukuna göre anlaşılır bir durum sayılamaz.”
Başkan Haşim Kılıç’ın siyasetçilere “Anayasa’da değişiklik yapmak üzere uzlaşın” mesajı verdiğini de hatırlatarak, bir Mahkeme Başkanı’nın “Bu kararı da arzu etmezdik ama maalesef yapılması gereken değişiklikler yapılamadı” tarzında net bir siyasi mesaj vermesinin, raporun hazırlanma ve davanın sonuçlanma süresinin, sonucun önceden piyasalara bildirilmesinin, (karardan bağımsız olarak) bu dava üzerinde bir gölge olduğunu da belirtti.
Bunlar dikkate alınması gereken önemli noktalar.
Önemli son bir nokta daha var:
Bu davadan sonra hiç kimse “yargıdaki bir dava hakkında konuşulamaz, mahkemeler etki altında bırakılamaz” filan diyemez artık. Bu süreçte (ve Ergenekon davasında da) isteyen herkes yargıç, herkes hakim olmuş, en yüksek dozda baskı uygulamış ve hatta açıkça karar bildirmiş ama hiçbir yaptırım uygulanmamıştır.
“Demokrasimiz” kutlu olsun!
Bu karardan kim utanacak?
Haberin Devamı

