Hürriyet gazetesinin dünkü manşetini okuyup da cinleri tepesine çıkmayan kalmamıştır herhalde.
Bir tek, haberde adı geçen “Sufi Gözüyle Kadın” isimli ve anlatıldığı kadarıyla bile içeriğinin bir kepazelik olduğu anlaşılan kitabın yazarı dışında...
Vallahi biz bu memlekette “çocuk tecavüzlerinde verilecek cezalar için çocuğun rızası olup olmadığı sorulsun” diyebilecek, bu kadar insanlık dışı öneriler yapabilen, bunun ceza kanununa konmasını isteyebilen profesörler de gördük. Onun için:
“80 yaşında bir şeyhin 14 yaşında bir çocukla evlendiğini, ilk gece 60 kez ilişkide bulunduğunu, sonra da ‘sana acımamış olsaydım...’ diye başlayan garabeti yumurtladığını, Hz. Süleyman’ın bir gecede 1000 karısını hamile bıraktığını” anlatan Profesör’e de şaşıracak halimiz kalmadı.
Ama şaşırtıcı olan aynı adamın bir de dönüp sıkılmadan “Yanlışlar medya tarafından körükleniyor” filan demesi... Bu yanlışın yanında başka yanlışın lafı mı olur beyim?
Üstüne üstlük bu kitapta “Aile ve çocuk eğitiminde tasavvufun önemine işaret edildiği” söyleniyor. Eğer bu kitap aile ve çocuk eğitiminde herhangi bir nedenle kullanılıyorsa vah ki ne vah!!
Bütün bu anlatılan uydurma, abuk sabuk örneklerin yanında kitapta bir de:
“Başta İbn Abbas ve İbn Mes’ud olmak üzere pek çok alim ve müfessire göre, Yasin Suresi’nin 55. ayeti ‘Cennete girenler bakirelerin kızlıklarını bozarak safa sürerler’ şeklinde yorumlanır” gibi ifadeler de var.
Önce “kafayı cinsellikle, küçük kızlara tecavüzle bozmamışlarsa bu tür ifadelere bir kitap içeriğinde neden gerek duyulur ki” diye düşünüyorsunuz.
Sonra Kur’an’ı açıp Yasin 55’e bakıyorsunuz:
“Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler” yazıyor. Eh, şimdi de “Yukardaki kuyruklu yalan nereden çıktı, neden oraya kondu” noktasına geldiniz.
Son nokta ise “İlahiyat Profesörü” denen birinin bütün bu saçmalıkları dinle ilişkilendirmeye “Hak erenler ve Allah dostlarının cinsel gücünün tam ve mükemmel olduğu”nu filan öne sürmeye gerçekten sıkılmaması.
Hiç değilse kendi adlarına yapsalar, dine bulaşmasalar, İslâm dinini bu kadar aşağılamasalar, çocuk tecavüzünü bile dine maletmekten azıcık utansalar.
Yazıklar olsun diyor insan!
Şu “Cumhuriyet Çıkmazı” meselesi
Beykoz’da Vatan muhabirlerine bir tarikat mensupları tarafından yapılan linç girişiminin ertesi günü gazetede yine aynı semtin bir sokağına “Cumhuriyet Çıkmazı” adının verilmiş olduğu haberi yayımlandı. Hemen arkasından tabela kaldırıldı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise önce “Sokak isimlerinin insanların kendi yaşam biçimleri doğrultusunda koyulduğunu, bölge insanları tarafından bu isimlerin belde belediye başkanlarına önerildiğini” söylemiş. Sonra aynı açıklamada “Burada art niyet olduğunu sanmıyorum ama yaşayan insanların yaşam tarzlarını bu isimlerle ilişkilendirmek gibi yanlış bir değerlendirme yapılıyor. Cumhuriyet değerlerine karşı bir tavır olabileceğini sanmıyorum” demiş.
Hangisi doğru? Sokak isimlerinin insanların yaşam biçimi doğrultusunda konduğu mu, yoksa bunların ilişkilendirilmemesi gerektiği mi? Birincisi olsa bile “Cumhuriyet” isminin çıkmaz sokağa konması ve “Cumhuriyet Çıkmazı” haline getirilmesi nasıl kabul edilebilir?.. Benim öğrendiğime göre sokak isimleri Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmak zorunda, kim onayladı bunu?
Her neyse, Kadir Topbaş’ın bu duruma mazeret araması ve “yaşam biçimi” hikâyesi anlatması olacak iş değil.
Yine de sevinecek bir taraf aranabilir, iyi ki halk “Laik-Demokratik Hukuk Devleti Çıkmazı”nı önermemiş.
Sonuçta cumhuriyete karşı olanlar “hukuk” dahil onu oluşturan tüm değerleri karşılar çünkü!

