Bu israfın dünyada örneği yok!

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan’ın davetiyle Genel Merkez binasını gezen bazı yazarlar bu binayı öyle ya da böyle (genellikle “öyle”) değerlendirdiler.

Ama mesele birilerinin beğenmesi, beğenmemesi filân değil asıl mesele “olmak ya da olmamak”tır.

Yani birileri devlet kesesinden trilyonları har vurup harman savurarak “olurken” birilerinin de cebinde 5 kuruşa hasret bakakalması yani “olmaması”dır.

Oysa bu grupların her ikisi de aynı devletin vatandaşlarıdır, peki o zaman bu haksızlığın nedeni nedir?

Partiler “35-40 trilyona” çıkan bu binaları kimlerin parasıyla yaptırmaktadır?

Binaların bu kadar görkemli olmasına, ayrıca partilere bu kadar bol keseden para dağıtılmasına gerek var mıdır?

Bu paraları, harcamaları gerektiği şekilde kullanıp kullanmadıkları denetlenmekte midir yoksa her zaman olduğu gibi “atı alanlar Üsküdar’ı geçmekte” midir?

Örneğin; yapılan binaların müteahhitleri kimlerdir? Söylenen rakamların tamamı binalara ve seçim harcamalarına mı gitmektedir, yoksa büyük miktarlarda “komisyon”lar mı dönmektedir?

İhaleler, kamudan yardım alan bütün kuruluşların ihalelerinin olması gerektiği gibi “şeffaf” şekilde mi yapılmaktadır yoksa istenen kişilere verilerek onlara mı kazanç sağlanmaktadır?

Emin kaynaklardan gelen bilgilere göre bu yıl partilerin bütçeden aldıkları para fahiş şekilde arttırılmış. Aynı zamanda seçim dönemlerinde alınan para da daha önce hazineden alınan paranın iki katı iken üç katına çıkarılmış.

Buna göre AKP hazineden 50 trilyon yıllık yardım, 154 trilyon da seçim yardımı almış.

CHP’nin yıllık yardımı 30 trilyon, seçim yardımı 96 trilyon olmuş.

Genç Parti bile baraj altında kalmasına rağmen 20 trilyon seçim yardımı almış.

KENDİ KASASINI SOYMAK

Yine emin kaynaklardan gelen bilgiye göre bu seçim yardımlarının harcamalarında da birçok hile yapılabiliyormuş. Meselâ 100 bin afiş gösterilip 10 bin (veya bin) afiş bastırılarak gerisini “birilerinin” komisyon olarak cebe indirmesi veya kampanyayı yapacak reklâm şirketlerine gereğinden çok fazla para ödenerek bunun büyükçe bir kısmının yine komisyon olarak reklâm şirketiyle anlaşan partililere dönmesi mümkün olabiliyormuş.

Ne güzel değil mi?.. Ayrıca başka konularda “günah”ı, “haram”ı sıkı şekilde düşündüğünü iddia edenler de iş gösterişe, lükse, kazanca gelince ne “israf”ın ne de “haksız kazanç”ın, “yetim hakkı”nın haramını düşünmüyorlar.

Trilyonları alan memnun, satan memnun, olan devlete ve tabii millete oluyor.

Bu bilgileri verenler hemen tüm ihalelerde de aynı şekilde “komisyon”ların döndüğünü, en kolay zengin olma yolunun “kendi kasasını soymak” olduğunu anlatıyorlar. Ama tabii “kendi kasası” dediğiniz paraların tamamı sonunda bu fakir milletin cebinden çıkıyor.

Bu rezaletin, bu insafsız israfın dünyada hiçbir örneği yok.

Ne Amerika’da, ne de diğer “en zengin ülkeler”de göremezsiniz.

İşin enteresan tarafı, bildiğim kadarıyla siyasi partilere verilen paraların harcamalarının Anayasa Mahkemesi dışında hiç kimse tarafından denetlenememesi... O da ancak ciddi bir olay veya şikayet durumunda denetliyor.

Oysa bu harcamaları bilmek Türk basınının, sivil toplum kuruluşlarının ve halkının hakkıdır.

Partiler aldıkları paraları ve kuruş kuruş harcamalarını millete açıklasınlar.

Görelim bakalım kimin parasıyla nasıl top oynanıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR