Bu gidişi ne durdurur?

Haberin Devamı

Daha önce Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu’nun odasını basıp onun “dövülmekten korkacağı” bir tavır sergileyen ve sonra kibarlaşarak “basmadım” diyen, Erzincan Başsavcısı Cihaner’in makamına yapılan baskın ve arama için “baskın” tanımını kullanan medyaya “tuu” diye tüküren ve her seferinde yaptıklarına mazeret aramak zorunda kalan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan tükürük yemeyi göze alarak yazmak gerekiyor artık ama ne olursa olsun yazmak da gerekiyor...

Dün akşam saatlerinde, çoğumuz yazılarımızı da bitirmişken Genelkurmay Karargâhı’nda, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “orgeneral ve oramirallerin tamamının katıldığı” bir toplantı yapıldı. Toplantının sonunda yapılan açıklamada ise; toplantının “İstanbul Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ortaya çıkan ciddi durumu değerlendirmek üzere yapıldığı” bildirildi.

Bu gelişme son haftalarda ve özellikle son bir haftadır ortaya çıkan olayların ve gerilimin tavan yaptığı noktaydı, bu nedenle de zaten had safhaya çıkmış olan kargaşa ve panik bir anda ülkeye yayıldı.

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Org. Özden Örnek, emekli Org. Ergin Saygun, emekli Org. Çetin Doğan, emekli Org. Engin Alan’ın da bulunduğu 17 emekli general ve 4 muvazzaf amiral ile birlikte 48 eski ve muvazzaf ordu mensubunun gözaltına alınması besbellidir ki TSK’ya tümden, kurum olarak bir darbe suçlaması yapıldığını gösteriyordu.

Ayrıca, 1’inci Ordu Komutanlığı’nın Balyoz Plânı kapsamında açtığı soruşturma bitmeden, Genelkurmay kendi içinde bir araştırma/soruşturma başlattığını açıklamışken bu toplu gözaltıların yapılmasının açıkça “Askeri yargıyı ve TSK’yı takmıyoruz” algısı yarattığı da dikkatlerden kaçmayacak bir durumdur.

KIYAMET KOPMUŞKEN...

Devletin zirvesinde, (madem ki böyle ciddi iddialar ihbar mektuplarıyla, günlükler vs. ile ortaya atılmıştır) sivil yargı-askeri yargı, hükümet-TSK anlaşarak, konuşarak, birlikte araştırarak bir sonuca varmak yerine düşmanca bir havayla, yargıyla ve orduyla (ve de tüm kurumlarla) kavga içinde ülkeyi bu hale getirdiler.

Aslına bakarsanız, hep söylüyoruz eğer samimiyetle darbe araştırması-soruşturması yapılıyor ve bunların gelecekte önlenmesi isteniyorsa Yaşar Büyükanıt’ın (kendisi dün Milliyet’te aksini iddia etse de halen tüm köşelerde, tüm yorumlarda aynı şekilde geçiyor) e-muhtırası ve 12 Eylül darbesi ile işe başlanmalıydı. Bundan sonra 2003 yılının Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Büyükanıt ve Başbuğ “4’ü birlikte” oturup bu iddiaları açıklığa kavuşturmalıydı.

Türkiye’nin altı üstüne getirilirken bunların yapılmasını istemek “darbe takipçiliği peşinde olanların” boynunun borcuydu.

Şimdi “Acaba Genelkurmay Başkanı Başbuğ ve Kuvvet Komutanları toplu istifayı mı düşünüyorlar” sorusu gündemde... Ki emekli Koramiral Atilla Kıyat 14 Şubat’ta katıldığı Her Açıdan’da eğer bu “zorlama” devam ederse “TSK’nın zannedildiği gibi antidemokratik bir adım atmak yerine bu tepkiye gidebileceğini” söylemişti.

Ama acaba zaten asıl istenen ve beklenen de bu mu? Acaba bütün bu gelişmeler sırasında ordunun bu şekilde demokratik veya antidemokratik bir adımı, her bakımdan zora batmış ve “Bizi indirmek istiyorlar. Milli iradeye karşı geliyorlar” iddialarına da pek fazla inandıramamış bir iktidarı “bakın kaçtılar” veya “bakın biz söylemiştik, işte sonunda oldu” noktasına getirip kurtarıcı olabilir mi? Gelecekte oylarını katlayarak arttırabilir mi? PKK ile yaptığı mücadeleyle tanınan orgeneraller bile gözaltına alınarak yapılmak istenen şey acaba “görünen” tablonun tamamen aksi bir nedenden mi kaynaklanıyor? Artık bunları düşünmenin zamanı gelmiştir.

Türkiye’de neler olup bittiğini biz vatandaşlar (iyi niyetle ve dürüstçe izleyenler) anlayabiliyoruz. Ama bütün bu yargıda, orduda, üniversitede, medyada koparılan kıyametler yurt dışında farklı algılanıyor.

YENİ DEVLET

Dün İngiliz Guardian gazetesi yine yanlış yorumla “Birçok Türk olayları iki otoriter güç arasındaki iktidar mücadelesinin son aşaması olarak değerlendiriyor” diye yazdı. BBC: “Laik kurumlar ile AKP arasındaki mücadele sürüyor” dedi. İtalyan gazeteleri haberleri “Hükümete karşı darbe komplosu” diye verdiler.

Times -hiç şüphesiz 2’nci Cumhuriyet’in geldiğine daha doğrusu yeni devletin kurulmakta olduğuna inanan birilerinden etkilenmiş- Türk muhabirinin ağzından “Bu süreci durduracak tek şey var o da darbe” dedi. Aynı yazıda “hükümetin bu işi halletme ve geçmişi de silme kararlılığı”ndan söz ediliyordu. İşte olaylar dışarıya böyle yansıtılıyor.

Sadece dış basın değil içerde de bazı yazılara bakarsanız geçmişi; başta Cumhuriyet olmak üzere silme kararlılığı gerçekten de hızla sürüyor.

Kısacası; mücadelenin iki otoriter güç arasında değil, “rejimin devamını istemeyenlerle-isteyenler arasında” olduğu artık gizlenemiyor.

Bakalım, sevgili ülkemiz daha neler yaşayacak?

(Not: Her şeye rağmen bence TSK’da bu şekilde bir toplu istifa hiç de fena olmaz!)

DİĞER YENİ YAZILAR