Uzun zamandır vizyondan kalktığını sandığımız bir film yeniden piyasaya çıktı. Filmde anarşik bir ortam, bitmeyen sorunlar, sokak kavgaları ve basın yoluyla kışkırtılan ordu var. Haydi hayırlısı!
Tam yemek esnasında ekranda kafasından gözünden kanlar akan, bu halde bile sopalar ve satırlarla birbirine saldıran gençlerle polis ve askerlerin görüntüsü. Hani neredeyse kostümler dışında Mel Gibson'ın savaş filmlerinden farkı yok. Ya da Irak Savaşı görüntülerinden, insanın bir anda kalbi sıkışıyor, midesi kabarıyor.
Aslına bakarsanız Türkiye'de olup biten olayları yüzeyden biraz daha derine inerek incelediğinizde sürpriz yok. Hepsi beklenen olaylar bunlann. İki durumda ortaya çıkıyor;
1) Hükümetten memnun olmayan, bir an önce iktidara gelmek isteyen, bunun için de kamuoyu desteği yaratmaya ve oy kazanmaya ihtiyacı olan "muhalefet"ler nedeniyle.
2) Başarısız hükümetlerin bu başarısızlığı örtmek amacıyla tehlikeli plânlar yapması sonucunda.
Bunların ikisini de daha önce yaşadık. Her Cuma günü namaz çıkışında yaratılan olaylar, çevre il ve ilçelerden otobüslerle getirilip Boğaz Köprüsü'ne dizilen kadınlar, Meclis'te çıkarılan kavgalar, kürsüye saldırmalar birinci şıkkın son örneklerindendi.
İkincisi ise genelde "darbe" ve "muhtıra"lar öncesinde ortaya çıkıyor. Başarısız hükümetleri destekleyen yayın gruplarında atılan manşetler, varsayımlar üzerine yazılan yazılar, ortaya yayılan asılsız söylentiler ve elbette yine istenen anarşik ortamın sokak gösterileri ile yeterince desteklenmesi sonucunda.
Dinci partiler iktidarda olmadığında çıkan cami önü kavgaları neden onlar iktidara gelince kesiliverir?
Bu gösterilerin yerini neden "solcu" denen gruplar alır? Atatürkçülükle solculuğun bir bağlantısı olmadığı halde neden 'Atatürk'ün adı böyle bir olayla sokağa düşürülür?
Acaba her iki grup da aynı plânın birer parçası olabilir mi?
Demokrasiye saygılı, siyaseti siyasetçilere bırakmaya kararlı, dikkatli konuşmalarına bu Hükümet'in bile çoğu kez takdir bildirdiği Genelkurmay Başkanı "en sert açıklaması"nı yapmış. Ordu bu tür olaylarla istenen kıvama getiriliyor.
Bence ordu hiçbir hükümet ve muhalefetin yarattığı yapay sorun tablolarına, kışkırtmalarına kulak asmamalı ve "toplumun en güvendiği kurum" olma özelliğini özenle korumalı. Demokrasi ve laiklik kendi savunmasını yapar. Bu ülke sahipsiz değil. Ama...
Unutulmamalı ki muhtıralar, ordunun çıkışları kof kahramanlar yaratıyor bu ülkede. "Giden" daha güçlü olarak "geri dönüyor."
Ve bu oyunu oynamayı bazıları çok iyi biliyor!
SARS bizi sarsmaz
Bir Çin takımında oynayan iki futbolcu aileleriyle birlikte yurda dönmüşler.
Anlattıklarına göre Çin'de kaldıkları otel karantina altındaymış. Ateşleri bile uzaktan kumandalı aletlerle ölçülüyormuş.
Burada ne yapıldı diye merak ediyor insan. Yurda dönmeleri güzel, tehlikeden uzaklaşmaları sevindirici ama ya hastalık mikrobunu taşıyorlarsa?
Biliyorsunuz 10-15 günden önce anlaşılamıyor. Yani şu anda ateşleri olmasa bile taşıyıcı olmaları mümkün.
Bir önlem alındı mı halkı korumak için?
Yoksa AİDS gibi SARS'ta mı bize işlemez diye düşünülüyor?
Bu filmin ana fikri...
Uzun zamandır vizyondan kalktığını sandığımız bir film yeniden piyasaya çıktı. Filmde anarşik bir ortam, bitmeyen sorunlar, sokak kavgaları ve basın yoluyla kışkırtılan ordu var. Haydi hayırlısı!
Haberin Devamı

