Dün 'Hasan Pulur neden sevinmiş başlıklı yazımda Milliyet yazarı Pulur'un Türk Ceza Kanunu'nda "iki profesör" tarafından savunulan maddelerle ilgili görüşlerinden söz etmiştim. Yazı Prof. Dönmezer'in, tecavüzcü ile mağdurun evlenmesi konusunda;
"Bu madde zaten 70 yıldır Türkiye'de uygulanıyor. Kimseden de bir şikayet gelmedi" sözleri ve benim yorumum ile bitiyordu.
Kanunlarımızın suçlu yerine mağduru cezalandıran yanlış düzenlemeleri ve cezaların da uygulanmaması nedeniyle trafikten tecavüze, cinayetten soyguna her alanda suçlar giderek artmıştır. Bu nedenle yasalarda, hukuk sistemimizde reform yapılması 20-30 yıldır yoğun şekilde tartışılmakta ama Türkiye'nin başı hiçbir konuda dertten kurtulamadığı için bir türlü sonuca varılamamaktadır.
Hasan Pulur'a Profesör'ün verdiği bir örnek var. Bir tecavüz olayında tecavüzcü mahkûm ediliyor. Hakim dışarı çıkarken tecavüze uğrayan (onların deyimiyle "ırzına geçilen") kadının kapıda beklediğini görüyor. Neden beklediğini sorunca kadın şöyle cevaplıyor:
"Şimdi artık ailem beni istemez. Evleneceğim adamı da tutukladınız, ben nereye gideceğim?" Düşünebiliyor musunuz ki bu örnek, profesörler, kanun yapanlar tarafından "kadınların tecavücüsüyle evlenmek zorunda kalması ile sapıkların affedilmesi" isteğine mazeret olarak sunuluyor. 21. yüzyıl Türkiye'sinde.
Yani siz caydırıcı önlem almayacaksınız, suçu önlemek yerine suçluya "Çok da sıkışırsam evlenmeyi kabul ediveririm" kolaylığını getireceksiniz, sonra da "toplum böyle, bizde bekâret önemli, kadını kurtaralım, evlendirelim" diye örnekler vereceksiniz.
Bu ülkede herkes derin bir kış uykusunda değil beyler, yaş haddini aşmış insanların veya arkası güçlü diye bu çağdışı kolaylıkları "tek doğru buymuş gibi" savunanların Türkiye'yi bir 50-60 yıl daha suçlular cenneti haline getirmesine, kadın intiharlarına, cinayetlerine göz yumulmasına seyirci kalınamaz.
Ve tekrar ediyorum; Tecavüzcüyle kurbanını evlendirmeyi savunan, çocuk tecavüzünde "çocuk da istemişse tecavüzcüye ceza indirimi yapılsın" diyen, namus cinayetlerinde tahrik bahanesiyle ceza indirimi isteyen anlayış hasta bir anlayıştır. Sağlıklı olduğunu "sağlıklı bir kafa" hiçbir medeni ülkede iddia edemez.
Buna nasıl çare bulunur; Önce şu anda Alt Komisyon'da karar verilmekte olduğu gibi cezalan had safhada ağırlaştırarak. Tahrik mahrik dinlemeyerek. Sonra tecavüzcüyü değil mağduru alabildiğine koruma altına alarak. SIĞINMA EVLERİ'nin sayısını arttırıp (hani, neden hiç kimse bunu savunmuyor?) şiddete uğramış kadınlara -psikolojik tedavi dahil- her türlü korumayı sunarak. Topluma mağdurlara destek vermeyi öğreterek. Mağdurların (Batı'da olduğu gibi) grup terapilerle dayanışmasını sağlayarak.
Ama her şeyden önce tekrar ediyorum. CAYDIRICI şekilde cezaları ağırlaştırarak, önümüzde diğer ülke örnekleri var, başka çaresi yok bu işin.
Türk Ceza Kanunu maddeleri Allah'ın izniyle Meclis'ten çağdaş bir ülkeye, bir Avrupa ülkesine yakışır şekilde geçecek. Konunun ciddiyeti bu davaların da katkısıyla kamuoyuna yeterince duyuruldu. Açıkça anlatıldı, tartışıldı. Şu anda toplumun, hukukçu ve siyasetçilerin genel eğilimi de bu yönde olduğuna göre bana açılan davalarda manevi kazanç zannımca tarafımdan sağlanmış, misyon tamamlanmıştır.
Türkiye'nin güvenli ve huzurlu bir ülke olma ihtimali var artık. Maddi kısmına gelince... Sonuçta hakaret ve tazminat davalarını kazansalar bile, onlar sadece para kazanmış olacaklar.
Toplumun bu kadar olumsuz tepkisini aldıktan sonra o paranın ne yararı olacaksa!
(Not: Sulhi Dönmezer davasının ikinci duruşması yarın sabah 11.00'de Şişli 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yapılacak.)
Bu davaları kim kazanacak?
Dün 'Hasan Pulur neden sevinmiş başlıklı yazımda Milliyet yazarı Pulur'un Türk Ceza Kanunu'nda "iki profesör" tarafından savunulan maddelerle ilgili görüşlerinden söz etmiştim. Yazı Prof. Dönmezer'in, tecavüzcü ile mağdurun evlenmesi konusunda;
Haberin Devamı

