Türk basın tarihinde bir köşe yazarına bundan daha büyük miktarlarda tazminat ve hakaret davası açılmış mıdır bilmiyorum.
Türk Ceza Kanunu'nu hazırlayan Meclis Adalet Komisyonu'nün iki üyesi tarafından açılan davalarda ödemem istenen meblağ tam 120 milyar TL!
Suçum "töre cinayeti-namus cinayeti" adı altında kadınların yakınları tarafından öldürülmeleri suçuna "ağır tahrik"i öne sürerek indirim, tecavüz suçunda tecavüzcünün mağdurla evlenmesi halinde suçun ortadan kalkmasını, yardım edenlerin de hiçbir ceza almamasını, çocuk tecavüzlerinde "çocuğun rızası" olup olmadığının araştırılmasını isteyen anlayışın "hastalıklı anlayış" olduğunu iddia etmem. Yasaların böyle çıkmasını isteyenlerin ancak "ruh hastası" olabileceğini söylemem.
Suçlamada gönderilen yazımdaki cümle aynen şöyle:
'15 Yaşından küçüklere tecavüzün cezası 10-15 yıl. Çocuğun rızası alınarak (bir daha okuyun yanlış görmediniz) cinsel ilişkiye girenlere 4-6 yıl arası ceza verilecek. İşte bu maddeye karar verenler, çocukların rızasından söz edenler tam ruh hastasıdır.'
Görüldüğü gibi isim yok, 'belli bir şahsı veya şahısları' değil böyle bir yasadan söz eden anlayışı tenkit etmekteyim. Kaldı ki "ruh hastalığı" veya herhangi bir hastalık hakaret değildir. Ülkemize de gelen ve hakkında, Oscar ödülü kazanan bir film (A Beautiful Mind - Akıl Oyunları) yapılmış olan dünya çapında ünlü Matematik Profesörü John Nash filmde de anlatıldığı gibi şizofren. Yani başarılı bir profesör (veya herhangi bir meslekten olması) insanların ruh sağlığının yerinde olmamasına engel değil. Ve onun hastalığı yüzlerce kez yazıldı, çizildi de. Prof. Nash, kendisine hasta diyenlerin hepsine, film yapımcıları dahil, dava mı açmalıydı, açtı mı?
Hayır. Çünkü Nash hastaydı ama bunu kompleks yapmayacak bir özgüvene de sahipti.
Bununla birlikte tekrar ediyorum, yazılanını genel anlamda bir anlayışa, Türkiye'nin gelecek 50-100 yılını daha karartacak, Türk insanın çağdışı "çocuklara, kadınlara toplu tecavüz", Güneydoğu ve Doğu Anadolu başta olmak üzere her bölgede "kadın cinayetleri ve intiharları" olaylarını duymasına, yaşamasına neden olacak anlayışa ve o anlayışta olanlara yazmaya devam edeceğim.
Prof. Sulhi Dönmezer ve "Basın Kulübü" programındaki konuşmasıyla görüşlerini tüm Türkiye'nin duyduğu Prof. Doğan Soyaslan'ın (aynı zamanda Adalet Bakanlığı sözcüsü) açtıktan 2 davayı kazanabileceklerini sanmıyorum. "Bağımsız ve aynı zamanda çağdaş yargı" ya inandığım için sanmıyorum. BU YOLDA MAĞLUP BİLE... Ama eğer kazanırlarsa... O zaman da ben kaybetmiş olmayacağım, sakın yanılmasınlar.
Bundan sonraki genç kuşakların da bizim gibi gölgelerinden korkarak, ceza korkusu olmayan sapık ve katilleri düşünerek yaşamamaları için ben her şeyi göze alıyorum. Eğer bu yasaların onların istediği şekilde çıkmasını önleyebilecekse... Ve basının haksız yere korkutularak, sindirilerek susturulamayacağını gösterecekse...
Bu uğurda hiçbir ceza beni üzemez.
Meslek hayatımın sonuna kadar tüm maaşlarımı vermek gerekse bile durduramaz. Çünkü bu benim değil ülkemin davası. Bu yolda mağlup bile galip sayılır!
"Ask her yerde"
New York galası kısa süre önce yapılan filmin Türkiye'deki ilk gösterimi de 6 Aralık'ta Dolmabahce'deki Shop&Miles Sinemaları'nda yapılacak. Londra'da yeni vizyona giren "Love Actually"i çok merak ederek orada izlemeseydim UİP'nin davetini asla kaçırmazdım.
Bir sinema hastası olarak merak etmekte ve sabırsızlık göstermekte haklıyım zira öncelikle her biri tek başına bir filmi sürükleyebilecek, bir çok star boşralleri paylaşıyorlar.
Hugh Grant, Emma Thomson, Liam Neeson üstelik Pride and Prejudice (Gurur ve Ön Yargı) dizisinden ve Brîdget Jones'un Hatıra Defteri filminden bu yana en beğendiğim aktör olan Colin Firth...
Hepsi bir arada. Aa, bir de My Fair Lady müzikaliyle sükse yapan ve "Başbakan'ın sevgilisi" rolünü kapan Martine Mc Cutcheon var. Ve sonra aylardır yabana basın her fırsatta bu filmden söz ediyor, sezonun en sükseli filmi olarak tanıtıyor.
"Aslında aşk" anlamına gelen Love Actually film olarak bence fazla etkileyici değil ama romantik komedi tarzında olduğu için sıkılmadan izleniyor. İçinde çocukların gülüp eğleneceği sahneler var ama izleyemeyecekleri sahneler de var. Onun için ailece gitmek biraz zor.
Sonunda birleşen aşk öykülerinin kopukluğu ve uçukluğu sizi de zaman zaman perdeden koparabilir ama yine de Oscar ödülü aday adayları arasında olan bu eğlenceli filmi görün derim.
Bu davalar gururumdur!
Türk basın tarihinde bir köşe yazarına bundan daha büyük miktarlarda tazminat ve hakaret davası açılmış mıdır bilmiyorum
Haberin Devamı

