Bu da “lâğım canavarı” mı?

Çözemedikleri sorunlara “canavar” derler bu ülkede... Ve o canavarları sonsuza kadar kurbanlar sunarak besler, yaşatırlar...

Haberin Devamı

Çözemedikleri sorunlara “canavar” derler bu ülkede... Ve o canavarları sonsuza kadar kurbanlar sunarak besler, yaşatırlar... Her kurbanda biraz daha semirerek, gelişerek büyüyerek alır başını gider canavarlar.

Trafik canavarı her yıl binlerce can alır ama çözüm aranmaz... Çözüm üretilecek kadar ciddiye alınmaz... Uyuşturucu canavarı, şiddet canavarı, töre canavarı, maganda canavarları ortada elini kolunu sallayarak dolaşır, ciddiye alınmaz.

Anne-babasının gözbebeği 5 yaşındaki Dilara’nın ölümüne neden olan “üstü kartonla kapatılmış” çukura da “lâğım canavarı” dememiz gerekiyor herhalde... Tabii bunu derken “Allah sizi kahretsin, Tanrı’nın lâneti üstünüze yağsın” gibi beddualar etmemiz de kaçınılmaz, zira acının bu kadarına dayanacak yürek düşünülemez.

Bu ülkede 17 aylık bebeğe tecavüz vahşetinden, pırıl pırıl gençlerimizi zevk için öldüren canilere, dikkatsizce, özensizce karayollarına çakılan bariyerlere saplanarak veya kafası kesilerek ölen ya da yollara atılmış kum yığınlarında aracıyla kayarak yaşamını kaybeden insanlara kadar öyle dehşet verici haberlerle karşılaşıyoruz ki dünyanın en geri kalmış ülkelerinde bile bu kadarına rastlayamazsınız.

Ama 5 yaşındaki Dilara’nın üstü kartonla örtülmüş rögar çukuruna (kısacası “lâğım”) düşerek ölmesi hepsinin üstüne tuz biber ekti. Saçlarına pislikler bulaşmış küçük, sevgili kızını kucağında taşıyan ve kulağına “Canım benim, yavrum benim” diye fısıldayan, öldüğüne inanmayarak hastaneye götürmek isteyen babanın acısını hissedebiliyorlar mı acaba?

Birbirlerine sarılarak “artık olmayan” bebeklerinin acısını dindirmeye çalışan, teselli arayan o anne babanın ızdırabını düşünebiliyorlar mı?

O kanlı gözyaşlarının anlamını biliyorlar mı taş kalpli yaratıklar?

İNSAFSIZLAR!
Bahçelievler’in sorumsuz, tembel, saygısız belediyesine sesleniyorum; bunları görüyorlar mı?

Vatandaşın cebinden çekerek, işsiz ve cebinde 5 kuruşu olmadığı için intiharı düşünen, böbreğini satmaya kalkan gençlerin hakkını yiyerek oy kazanmak için dağıttıkları seçim sadakası paketlerini düşüneceklerine yollardaki dev lâğım çukurlarını kapatmaları gerekirdi.

Bir çukuru üstü kartonla kaplı olarak bırakan bir belediyenin başkanı ile diğer sorumluları “cinayet suçu” ile yargılanmalıdır.

Hem de tartışmasız olarak...

Ama hanımlar, beyler; bunun için toplu tepki gerekir. Toplumsal sorumluluk ve dayanışma gerekir.

“Suçu ‘canavar’ların üstüne atarak bizi susturamazsınız” diyen bir toplum gerekir.

Ve o da bizde yok.

Ne yazık ki gerçek bu!

21. yüzyılda lâğımda boğularak ölen Dilara’lara ağlamak kaderimiz bu yüzden!

*****

301 hakkında...
Bir akşam yemeğinde tanımak şansını bulduğum çok değerli bir hukukçu, yılların deneyimine sahip öğretim üyesi Prof. Şener Akyol’un TCK 301. madde hakkındaki görüşleri o kadar ilgimi çekti ki duyurmayı görev biliyorum.

Prof. Akyol şöyle diyor;

“Bu maddeden ve buna benzer ‘kritik’ maddelerden, hatta belli ağırlıktaki suçlardan dolayı dava açma yetkisinin bir savcıya değil, savcılar kuruluna verilmesi, savcılar arası iletişimin ve karar sürecinin bir hafta ile sınırlandırılması yolunda bir önlem, ihtiyaca cevap vermek yanında kamuoyunu da rahatlatacaktır.

Fransa’da ‘itham dairesi’(Chambre d’accusation) hemen hemen böyledir.”

Adalet Bakanlığı’nın çözüm önerileri arasında bu çok pratik ve kolay görünen çözümü de değerlendirmesi iyi olur.

Ne demişler; “El elden üstündür”!

“Belli ağırlıktaki suçlar” tanımını duyunca aklıma ağır suçlara bir türlü verilemeyen ağır cezalar geldi. Örneğin; etrafa ateş ederek insanları öldüren veya felç eden magandalar bile “tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bırakılıyor.

Ben ağır cezaların verilemeyişini hakimlerin can güvenliği olmaması ile de ilgili olduğuna inanıyorum. Bu tür ağır cezalık suçlarda da kararın o anda davaya bakan hakim yerine “kimlikleri açıklanmayacak bir hakimler kurulu” tarafından verilmesi mümkün olamaz mı acaba?

Çaresizlikten hepimiz hukukçu, hepimiz siyasetçi kesiliyoruz, görüyorsunuz!

DİĞER YENİ YAZILAR