Bu çocuklara yazık değil mi?

Süt kuzusu gibiler, henüz sekiz dokuz yaşlarının içinde... Okul çıkışı dikkatsiz bir sürücünün bir anlık hatası sonunda çarparak ölümüne neden olduğu arkadaşlarının arkasından, sicim gibi akıyor gözyaşları.

Haberin Devamı

Süt kuzusu gibiler, henüz sekiz dokuz yaşlarının içinde... Okul çıkışı dikkatsiz bir sürücünün bir anlık hatası sonunda çarparak ölümüne neden olduğu arkadaşlarının arkasından, sicim gibi akıyor gözyaşları.

O minicik yürekler, her günü birlikte geçirdikleri, oyunlan, kahkahaları, imtihan heyecanlarını paylaştıkları, bir kardeş gibi "canciğer" olmuş arkadaşın acısına nasıl dayansın? Ya o ana babalar? Evlâdının önlüğü örtülmüş tabutları gördükten sonra nasıl yaşasın?

Öğrenciler Denizli'de üst geçit yapılmamasını protesto için okulun önündeki yolu kapatmışlar. Üst geçit yok, okulların başlama ve bitiş saatlerinde çevrede özel trafik, güvenlik önlemleri yok. Servis araçlarında emniyet kemeri, çoğunda sorumlu bir görevli yok. Servis şoförleri körlerden seçildiği için bir kazada 20-30 öğrenci yaralanıyor, ölüyor. Araçlar sık sık geri yaparken kendi öğrencilerini eziyor.

Bu ne rezalet, ne sorumsuzluktur ki trafik ve tabii ilgili bakanlıklar bu hayati soruna çare bulmak için acil önlemler almazlar. En sıkı şekilde denetleme, kontrol görevlerini yapmazlar.

Belediyeler eğitim bursu veriyoruz diye İranlı, Iraklı, Afgan, Cezayirli, artık ne bulurlarsa milyarlarca, trilyonlarca liramızı sokaklara dökerler de kendi çocuklarımızın hayatını koruyacak üst geçitleri yapmazlar.

Kaldırımlar bir sökülüyor, bir yapılıyor. Aradan iki yıl geçmeden tekrar sökülüyor. Yollar aynı şekilde. Çocuklar nereden yürüyeceğini, servis araçları nasıl geçeceğini bilmiyor.

Öte yandan trafikte adam öldürenler bile bin türlü hafifletici nedenle 2-3 yılda çıkarılıyor. Çoğu bu kadar dahi ceza görmüyor, anında serbest bırakılıyor. Kazayla içeri girenler de "topluma kazandırılmak(!) üzere" genel aflarla çıkarılıyor.

Toplum değerli insanlarını, gençlerini bir bir kaybederken trafik suçlusunu, tecavüzcüsünü, hırsızını, katilini sürekli kazanıyor. Çocuklar ya trafikte, ya bir sapığın elinde telef olup gidiyor. Yeter artık! Televizyonlara çıkıp her gece "Biz de fakirdik" edebiyatı yaparak ağlaşacaklarına, gecekondu muhabbetiyle duygu sömürüsü yapacaklarına toplumun gerçek sorunlarına bir an önce çare arasınlar.

Avrupa Birliği, Kıbrıs, Türban diye günler geçerken millet inliyor.

Avrupa ülkelerinde okul çevrelerinde özel önlemler alınır. Şu son bir hafta içinde okullarda olan olaylar bir Avrupa ülkesinde olacaktı da kopacak kıyametleri görecektiniz.

Sorumluların, eğer varsa tabii, bulacakları çözümü en kısa zamanda duymak istiyoruz. Unutmasınlar, millet "üç maymunlar"a cezasını mutlaka veriyor!


Annem sokağını istiyor!
Bekir Coşkun'un "Adres değişikliği" başlıkk yazısında anlattığı, Ankara Belediye Başkanı'nın da "Sokağın ucuna adını verdik. Belediyeye çok hizmeti geçmiş bir arkadaşımızdır" diyerek doğruladığı olayı okuyunca "Yok canım, olmaz artık bu kadarı" demiştim ama dünkü Hüniyet'te Seyfi Saltoğlu isimli Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili şahsın kendi ağzından yazılanlar bize "bu kadarı"nın da olduğunu gösteriyor.

Beyefendi "20 yıldır belediyede önemli hizmetler yapn/orum, Sokaklara ismi verilen insanların mutlaka hakkın rahmetine kavuşmuş olması gerekmez" buyurmuşlar. Eh tabiî şimdi, bu ülkeye değil 20, otuz, kırk, elli yıl hizmet etmiş insanlara da bir "sokak ucu" düşmeli artık.

Örneğin benim annem hemen başvuracağını söylüyor. Yaşamının büyük bir bölümü (kolaylık olsun diye adresi veriyorum) Ankara, Emek Mahallesi, 60. Sok. No: 10/1'de geçti. Kendisi tam 35 yıl (üstelik eğitimci olarak) hizmet vermiş bir emekli öğretmen. Sokağın o ucuna lütfen adını verir misiniz Sayın Gökçek ve Saltoğlu?

Bana bir açıklama lütfederseniz ona göre müracaatımızı yapacağız. Tabiî burası demokratik bir ülke olduğuna göre onun ve diğer hizmet verenlerin müracaatlarının da Seyfi Saltoğlu ile eşit şartlarda değerlendirileceğine eminiz. Annemin onun gibi bıyıklan yok ama herhalde bunun pek etkisi olmayacaktır umarım (yoksa bugünden tezi yok sabahlan traşa mı başlamalı, bilmem ki?)

Acil cevabınızı bekliyorum. Beş sene sonra ben de kendi ismimin oturduğum sokağa verilmesi için müracaat etmeyi unutmayacağım.

Ne de olsa önemli bir kamu görevi yapmaktayız. Bir sokak da bizim hakkımız...

Sahi Sayın Bekir Coşkun'un adını da sokağının öbür ucuna niye vermiyorsunuz? Üstelik hiç kimse onun adını ansiklopedide aramaya da kalkmaz.

Türkiye'de tanımayan yok kendisini!


"Sarıl bana!"
Bazı fotoğraflar, dikkatte bakınca gerçekten insanı güldürüyor.

Geçen gün, Avrupa'yı dolaşan AKP lideri Tayyip Erdoğan'ın yabancı ülke başbakanlarıyla çektirdiği bazı fotoğraflara bakarken birden gülmeye başladım.

Luxemburg Başbakanı'na Erdoğan'ın bir sarılışı var, hani iki dakika sonra adamı mindere atıp kündeye getirmeye hazırlanıyor gibi... Kollarını iki kolun altından esaslı şekilde geçirip sırtta neredeyse birleştirmiş. Adam öylece kalakalmış.

Fotoğrafın altında da "Luxemburg Başbakanı Juncker Erdoğan'ı uçağın yanında kucaklayarak uğurladı" yazıyor. Sanki daha önce de bu resmin benzerlerini gördük gibi hatırlıyorum. Hani diğer ülkelere gittiğinde de...

Avrupalı erkeklerin diğer erkeklerle kucaklaşma, öpüşme adeti olmadığı ve Tayyip Erdoğan'ın da kısa bir görüşmede böylesi bir samimiyet yaratacak lisanı olmadığına göre nasıl oluyor da oluyor?

Acaba bu fikir de akıl hocalarından, PR'cılardan mı çıkmadır diye merak ediyor insan.

Eğer öyleyse yabancı Başbakanlar herhalde Türk ekibi uçağa bindikten sonra "Bunlarda adet böyle olmalı, ne yapalım, AB'ye gireceklerse buna da alışmalıyız" diyorlardır, kimbilir?

Tayyip Erdoğan yakında Bush'la görüşecek. Bakalım o da "kucaklayarak" uğurlayacak mı?

(Not: Nedense Türkiye'deki tokalaşmaları daha resmî Tayyip Bey'in!)

DİĞER YENİ YAZILAR