Birçok hukukçunun “Anayasa Mahkemesi’nin en gerekli olduğu zaman” dediği bir karar için Mahkeme dün topu halka attı. AKP’nin tek başına hazırlayıp Meclis’ten de kendi çoğunluğunun oylarıyla geçirdiği ve yüksek yargıyı kesinlikle siyasi iktidara bağımlı hale getirecek Anayasa değişikliğinde, maddelerin içinden bazı cümleleri cımbızla çekerek iptal etmesi, geriye kalanları ise olduğu gibi bırakması elbette gelecekte olacaklar açısından Anayasa Mahkemesi’ne büyük bir sorumluluk yüklediği gibi yapılan baskılara da büyük ölçüde boyun eğdiğini gösteriyor.
Hükümet üyelerinden başlayıp Anayasa Mahkemesi raportörlerine uzanan kalabalık bir kitlenin (adeta kadrolu gibi her daim iktidar destekçisi gazete, yazar ve hukukçuları unutmayalım) Anayasa yasağı filan dinlemeyerek yaptığı ağır baskıların bu sonucu vermesi aslında sürpriz sayılmaz.
Demokrasinin ‘D’sinin olmadığı ama dillerden de düşürülmeyerek siyasi kazanç beklendiği bir ülkede hiçbir şey sürpriz değildir artık.
AYM; Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirecek ve üyelerin çoğunun iktidar partisinin bir parçası olan, aynı tabanın seçtiği Cumhurbaşkanı ile yine “AKP çoğunluğu” demek olan Meclis tarafından seçilmesini sağlayacak maddeleri tümüyle iptal etmesi gerekirken sadece bazı detayları iptal etti.
Eğer bu değişiklik referandumda yüzde 51 oy alacak olursa yine Cumhurbaşkanı; 14 Anayasa Mahkemesi üyesinin 4’ünü doğrudan, 10’unu gösterilen adaylar arasından seçecek. Geriye kalan 3 üyeyi de (Meclis’in 2/3’ünün oyları, yani nitelikli çoğunluk bile gerekmediği için) Meclis’teki iktidar oyları seçecek. Böylece AYM neredeyse tümüyle çoğunluğu ele geçiren partinin kontrolünde olacak.
Tehlike anlatılmalı!
HSYK’nın başında Adalet Bakanı ile Müsteşarı yine duracak ve baskıyı eksik etmeyecek. Adalet Bakanı’nın “Hakimler için soruşturma yetkisi” kaldığı için elinde bir baskı unsuru daha olacak.
Ama örneğin yüksek mahkemelerin üyeleri AYM’ye aday seçerken tek oy yerine her adaya oy kullanabilecek. Mahkeme’nin yaptığı değişiklik bu... Tek oyla bile bir adayın seçilme ihtimali ortadan kalkıyor ama sonuçta seçilen 3 adaydan birini tercih hakkı Cumhurbaşkanı’nda olduğuna göre büyük bir değişiklik yaratmaması mümkün.
AKP halâ Anayasa Mahkemesi’nden çıkan karara bozuluyor gibi bir görüntü sergilemeye çalışsa da yanılmamak lazım.
Referandum sonucunun nasıl bir tehlike yaratacağını, yüksek mahkemeleri de çok kısa sürede siyasallaştıracağını halka net şekilde anlatmaktan başka çözüm kalmadı bence!
Kılıçdaroğlu korkusu
Geçenlerde haberdi; Kemal Kılıçdaroğlu Facebook’ta dünyanın en popüler ilk 15 ismi arasına girmiş. Bu kadar kısa sürede bu ilgi çok dikkat çekici bir gelişmedir ama köşelere bakınca bazıları için aynı derecede ürkütücü olduğu görülüyor. Eğer yazı özellikle bir saldırı yazısı olarak hazırlanmamışsa mutlaka kenarına köşesine onu yıpratma amaçlı birkaç cümle sıkıştırılıyor.
Demek ki içinde bulunduğumuz şartlarda en popüler olma, en “korkulan“ olmayı da birlikte getiriyor.
Gazete köşeleri genellikle hakaret sınırında durmayı tercih ederken “özerk” olmayı “göbekten bağlı” olmak şeklinde algıladığı görülen TRT’nin “Tele-Vizyon” dergisi hakarette bile hiç sakınca görmeden doludizgin Kılıçdaroğlu’na saldırmakta.
Geçen sayısında CHP liderine ailesinden, kendisine kadar her türlü hakareti sıraladıktan, öğrencilik günlerindeki çalışkanlığını bile hakarete çevirerek defalarca tekrarladıktan sonra bu ay da CHP’ye yüklenmeyi “astrolog”ları yoluyla sürdürmüşler.
Astrolog değil falcı mübarek... Yazdıklarında bir “Üç gün mü desem, üç ay mı... Üç vakte kadar CHP’nin şansı kalmayacak, meydan tek bir partiye kalacak” cümlesi eksik. “CHP şanslı görünüyormuş ama fazla hayale kapılmamalı” imiş. Oysa “AKP lideri de çok şanslı ama şansı sürecek”miş.
Bu ay yine Kılıçdaroğlu faaliyetini akıllarınca kotarmışlar, bakalım Ağustos’ta hangi parlak buluşla ortaya çıkacaklar?
Bu falcının bir cümlesi var ki asıl sürpriz orada gizli, diyor ki;
“Zaten seçimler sırasında dünyanın konjonktürel yapısında o kadar büyük değişiklikler olacak ki, CHP’nin, AKP’nin dışında farklı değişiklikler var Türkiye içinde”...
Acaba kulağına bir yerlerden “seçimden önce bir savaş çıkacağı”, böylece seçimlerin filan unutulacağı fısıldanmış olabilir mi? Bence olabilir, böyle bir kehanet durup dururken yapılmaz.
Bu sözleri unutmadan bekleyelim bakalım, özerk (!) TRT’nin özerk (!) dergisinin kâhini haklı çıkacak mı?

