Hatırlayacaksınız, Saddam da ABD’nin Kuzey Irak’a müdahalesi öncesinde aynen Barzani’nin bugün Türkiye’ye karşı takındığı havadaydı.
Ağzına geleni akılsızca söylüyor, kafa tutuyordu. Sonra derdini Marko Paşa’ya (!) anlatabildi ancak. O da işe yaramadı.
Dün bizim gazetenin manşetinde Barzani’nin “Türkiye benimle masaya otursun” lafının yanındaki “Atam bak aşiret reisi ne diyor” notuna çok güldüm. Koca Atatürk’ün koca Türkiye’sine bir aşiret reisi kafa tutuyor küçük aklınca...
Daha sonra İngiliz Times gazetesindeki röportajında “Türk askeri Kürdistan topraklarına girerse bunu savaş ilânı sayarız” da demiş. Avrupa’ya sanki suçlu Türkiye’ymiş havası yaymak için de eklemiş:
“Artık PKK’nın bahane olduğuna inanmak üzereyim. PKK’yı kullanarak sürekli Kürdistan bölgesini tehdit ediyorlar.”
Haydi dilimizi bozmayalım; sanki PKK’ya kucak açan, “bir tanesini bile vermem” diyen, besleyip Türk askerine saldırtan, sonra da “yerini bilmiyoruz” diyen kendisi değil de başkası...
Artık yabancı gazeteciler Kandil Dağı’nda PKK’yla görüşmeye 10’ar 10’ar gitmeye başladılar. Bir de üstüne, alay eder gibi “Onları bulmak çok kolay, yerel Kürt yönetimi bunların yerini çok iyi biliyor” diyorlar.
Bu arada, dağlardaki teröristlerin şalvar altına “İstanbul’daki MEKAP fabrikasında yapılmış lastik ayakkabı giymeleri” de dikkat çekiyormuş.
TEMSİLCİYMİŞ, PÖHH!
Bir PKK’lı “Bu ayakkabılar Türkiye’den çıkan en güzel şey” demiş. Hani bunlar Türkiye’de yaşayan Kürtlerin temsilcisiydi. Gerçi o Kürtlerin çoğu zaten bunu kabul etmiyor ama, eğer temsilci olsalar onları da beğenmeyerek bu lâfı neden etsinler?
Toptan “Türkiye’ye ve vatandaşlarına” düşman oldukları anlaşılmıyor mu böylece?
Pazar günü, hazırladığım program Her Açıdan’a katılan eski Bağdat ve Washington Büyükelçimiz Nüzhet Kandemir “Bugüne kadar beklemenin yanlış olduğunu, Kuzey Irak’a 21 Ekim Dağlıca saldırısından sonra hemen girilmiş olsaydı 4 Kasım’daki Bush görüşmesinde Türkiye’nin elinin daha güçlü olacağını, ABD’nin zaten itiraz etmeye hakkı olmadığını” söyledi.
Şu son olup bitenlere, Barzani’nin giderek dozunu arttırdığı küstahlığa bakınca deneyimli bir diplomat olarak ona hak veriyorum. (Zaten programa katılan tüm uzmanlar da aynı görüşü paylaştılar.)
Bu adam koruduğu terör örgütüyle birlikte dayağın bir kısmını şimdiye kadar yemiş olmalıydı.
“Azerbaycan böyle söylemez”
Dün Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Seyyat Aran beni arayarak 27 Ekim tarihli, “İşte din kardeşlerimiz” başlıklı yazıma kızdı.
Ben de Sayın Aran’a ‘bana değil, bu açıklamayı yapan kendi vatandaşlarına (her kim ise) kızması gerektiğini’ söyledim.
Cumartesi günkü yazımda söz ettiğim “Azerbaycan’ın politika olarak örgütleri “terörist” olarak sınıflandırmadığı, bu nedenle PKK’nın listeye alınmadığı” haberi en son “dünya gündemi” haberleri içinde bize ajanslardan gelmiş ve yazımla aynı gün VATAN’ın 14. sayfasında da verilmişti.
Bunları Başkonsolos’a da anlattım, haberi de gönderdim.
Buna karşılık Seyyat Aran ise “Azerbaycan’da kimse katiyen böyle bir söz söyleyemez. Türkiye’nin düşmanı Azerbaycan’ın da düşmanı, dostu onun da dostudur. Biz ‘Türkiye ile Azerbaycan her sorunda lobi olarak birlikte hareket etsin’ diye karar çıkarıyoruz. Dışişleri Bakanımız da ‘PKK’nın terörist teşkilat olduğunu’ bir Türk gazetesindeki röportajında söyledi” açıklamasını yaptı.
Ben tabii ki “diğer habere” inanmak istemeyenlerdenim. Ama kimden çıktıysa bulup doğru açıklamayı yapmak da onların görevi.
Yine de Başkonsolos Seyyat Aran’a bizi aydınlattığı için teşekkür ediyorum.

