Perşembe akşamı Tiyatro İstanbul’un “Kaçamak” isimli oyununu izledim. Çok hoş bir komedi olan oyunu Gerard Lauzier’in eserinden Türkçe’ye Gencay Gürün çevirmiş, yönetmenliğini ise aynı zamanda başrolde oynayan Metin Serezli yapmış.
Senaryo güzel, dekor ve kostüm kusursuz. Her ikisi de o kadar iyi ki ödül verebilsem dekor ve kostüm ödülünü kesinlikle Kaçamak’a verirdim. (‘En iyi erkek oyuncu’yu da Metin Serezli’ye.) Gerçek bir Paris evi, asansör ve balkon geçişleri çok iyi düşünülmüş... Ve giyimiyle, makyajıyla gerçek Fransız kadınları... Daha iyisi olamaz.
Sanatçıların tümü (ki aralarında çok genç ve yeni olanlar var) çok başarılı... Böyle olunca da zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.
Oyunda hepsi birbirinden güzel 4 genç kadın var; Gözde Kansu, Ebru Vardal, Melis Eronat ve Tuğçe Dorat... Ben dördünü de ilk kez izledim ama doğrusu yeteneklerinden çok etkilendim. Özellikle Gözde Kansu ve Melis Eronat ilk sahnelerinde farkediliyorlar.
Metin Serezli’nin tiyatro oyunlarından çoğunu izleyen tiyatroseverler yıllar geçtikçe performansının ve enerjisinin daha da mükemmel olduğunu görüyorlardır. Sanatçı olarak zaten mesleğinin zirvesinde ve kendisiyle yarışıyor ama ya o bitmez enerjisi?.. Serezli böyle dinamik, nefes alacak zaman aralığı olmayan oyunlarda ve hâlâ jön rollerinde çok başarılı. (Yazarken tahtaya vuruyorum bir yandan.)
Kerem Atabeyoğlu, Argun Kınal, Levent Ulukut, Somer Karvan, Serkan Budak... Erkek oyuncular da sahnede o kadar iyiler ki ayırmak inanın mümkün değil... Hiç abartı yok, oyunu izlerken kendimi Broadway veya Covent Garden’da zannettim. Ve gururla onları ayakta alkışladım.
Sonra Gencay Gürün’le “özel tiyatrolar” konusunda kısa bir sohbet yaptık. Sıkıntılar hep aynı ama artık çoğu tiyatronun dayanacak gücü kalmadı.
Bu ülkenin birkaç idealist, sanat aşığı tiyatrocusu da dayanamayıp havlu atarsa, geride kalan birkaç büyük özel tiyatrosu da ağır şartlar nedeniyle kapanırsa, Türkiye AB’ye girmeyi ne yüzle isteyecek (sonra da “bize yükleniyorlar” diyoruz, bazı konularda haklılar) bilmiyorum.
Meselâ bir gece için Profilo’ya 1600 YTL kira ödüyormuş Tiyatro İstanbul... Dile kolay, her gece bu para ödenirse elde ne kalır?
Bu kira indirilerek Türk tiyatrosu desteklense ne olur? Profilo bunu düşünmeli!
Hiç değilse zenginler ve zengin kuruluşlar gerçek sanata ve sanatçıya destek vermeyi düşünmeli artık.
Yoksa sonunda sanat diye TV’lerdeki göbek havalarından başka bir şey kalmayacak.
Cem Yılmaz yine formda!
Geçen hafta TİM’de Cem Yılmaz’ın son gösterisini izledim... Yine hiç değişmeyen sadeliğinde; siyah tişört ve pantalonu ile bir siyah deri kanepe, arkada da siyah fon üzerinde kırmızı bir gülme sembolü...
Bu sadelik onun üç saat boyunca aralıksız güldürmesine yetti de arttı... Aslında onun güldürmesi fazla zor olmuyor, Cem Yılmaz’ın sahneye gelmesi, onu görmek bile insanları gülümsetmeye yetiyor. Bir de arka arkaya espriler gelmeye başlayınca tutabilene aşk olsun.
Bir ara “Anadolu rock” tarzı müziği taklit ederken, yanımda oturan eşimin kahkahalar içinde koltuktan yere doğru kaydığını gördüm. Katılma korkusuyla bir yandan da “Biraz ara ver” diye bağırıyordu. Cem bile korkarak bir an durdu ama sonra hemen acımasızca güldürmeye devam etti.
Birkaç gün önce bir yemekte Berna Tokar, Rahmi Koç’un bir davetinde Cem Yılmaz’ın sahneye elinde “askıda bir smokin”le çıktığını ve “Rahmi Bey smokinle gelmemi istedi” dediğini anlatıyordu. Onun gıyabında anlatılan esprileri bile kalabalık grupları güldürüyor.
İstanbul’daysanız Cem Yılmaz’ın gösterisini kaçırmayın. Kendi deyimiyle “Stand up” yapmıyor, oturarak da güldürüyor (!)
(Not: Bazı meslektaşlarımız “Cem Yılmaz da bitti” şeklinde yorumlar yapıyorlar. Gora gibi bir film üretmiş ve yıllardır Türkiye’nin en iyi komedyenliğini kimseye bırakmayan bir sanatçı kolay kolay tükenmez. Onun için, Cem Yılmaz gibi zor yetişen değerleri bu kadar kolay yıpratmayalım.
Bir tek şeyi tenkit etmek mümkündür; Cem Yılmaz Allah vergisi yeteneği ve müthiş zekasıyla daha fazla yeni espri üretebilir. Kızsa da, sahneden dalga geçse de bunu söyleyeceğim. Ondan hiç duyulmamış esprilerini bekliyoruz, bu gösteride vardı, daha da fazla olmalı.
Tenkit nedeni ancak bu olabilir.
Bir de... Cem Yılmaz gibi büyük bir sanatçıya diğer bazı komedyenlerin adını eğlenerek (!) anmak da yakışmıyor. Önceleri sadece kendisiyle yarışıyordu ve daha sempatikti, yine öyle olmalı...
Buna rağmen, onu izlemeye bayılıyorum.

